Bilişimde Telif Hakları Baskısı; Avukat Satıcılar Dönemi mi?

Maalesef bilişim sektörünün yazılım tarafındaki treni 1980-90lardan itibaren kaçırdık. O dönemde altyapısı düşük yazılımlar bile yıllar içinde tecrübe ve bilgi birikimlerini artırıp, bugünlerin bilişim devleri haline geldi. Böyle olunca da, bugün 50-60 milyarlara varan bilişim teknolojileri bir yandan verimliliğimize ve iş yapış süreçlerine olumlu katkıda bulunurken, diğer yandan “bütçe açığına” en büyük deliklerden birisini açıyor.

Gerçi AK Parti hükümeti bilişim sektöründe en çok tedbir alan hükümetlerden birisi. Hem bu firmalara, “madem satış yapıyorsun, burada biraz da üretim yap” diyor, hem de ARGE konusuna ağırlık veriyor. Örneğin BTK’nın 3G ihalesindeki hareket tarzı ülkemiz için bir kilometre taşıdır. Bu ihalede, firmalara hem belli sayıda (500) mühendis çalıştıran ARGE merkezi kurma zorunluluğu getirdiler, hem de alımlarının belli bir bölümünü Türk KOBİ’lerinden yapma zorunluluğu getirdiler.

Ama hala uluslararası yazılım firmalarının yüzde 90’ı domine ettiği bir ortamda yaşıyoruz. Bu firmaların ilk satış sonrasındaki en önemli gelirleri ise, destek ve yıllık aldıkları lisans paraları.

Ancak bu lisans paraları, son yıllardaki tahsil şekilleriyle adeta bir giyotine dönüşmüş vaziyette. Zaman içinde, ilk sahiplik fiyatının bir kaç katına mal olsa da; lisans paraları, haklıdır diyelim. Çünkü firma yazılımı bir kere yazıp, parasını çıkarmış bile olsa, bu yazılımı güncel tutmak için bakım yapması gerekebiliyor. Fakat günümüzde olay maksadını aşıyor gibi. Çünkü firmalar bırakın kamu ve özel firmalardan aldıkları lisans paralarını, bir yandan da almadıkları (hatta hayali) rakamlara göz dikmiş durumdalar.

Geçen hafta görüştüğüm bir avukat ilginç konular anlattı. Gördüğüm kadarıyla, Türkiye’de yeni bir satıcı sınıfı doğmuş “avukat satıcılar”. Bu konuya baro gibi kuruluşlar etik açıdan nasıl bakıyorlar bilemem ama ben süreci anlatayım. Türkiye’de BSA (Business Software Alliance) denen ve bir takım çok uluslu firmaların telif haklarını araştıran bir oluşum var. Bu oluşum, Adobe, Symantec, Microsoft, vb. gibi firmaların oluşturduğu bir platform ve  bana göre firmaların kendi yaratıcılıklarının ya da satışlarının eksik kaldığı yerde ortaya çıkıyor ve nerdeyse tehdit-şantaj diyeceğim yöntemlerle olayı bir yerlere götürüyor.

Örneğin birgün bakıyorsunuz, firmanızı basmışlar ve diyorlar ki; “Sizde kopya yazılım var. Bize şu kadarı yazılımın lisans ücreti, şu kadarı da tazminat olmak üzere, toplam şu kadar para ödeyin, yoksa karışmayız ve sizi mahkemeye veririz”. Siz de soruyorsunuz; “Allah, Allah nerden çıkardınız bunu, bizde kopya yazılım filan yok”. Cevap şu şekilde; “Olmaz olur mu? Siz eleman ilanı verdiniz ve ilanda, tercihen İngilizce bilir, askerliğini yapmış vb’nin yanında bir de ofis yazılımları ve PDF yazılımları konusunda tecrübeli olması şartını koydunuz ama biz baktık siz bizim programın lisansını almamışsınız, o halde sizde kopya yazılım var.”

Ya da başka bir örnek; firmanızı arayan avukat kişi diyor ki; “Bize sizdeki yazılımların ve makinaların bir envanterini gönderir misiniz?” Firmanın avukatı buna karşı çıkıyor: “Göndermek zorunda değilsiniz.”diye. Ama sizin korkacak bir şeyiniz yok ve “Boşver gönderelim yahu” diyorsunuz. Sonra ne oluyor? Bitmek bilmeyen bir süreç. “Sizdeki makine sayısı ile yazılım sayısı birbirine uymuyor. Muhtemelen kopya yazılım kullanıyorsunuz, size baskın yapmayalım ama şu kadar lisans daha alın”.

Ya da başka bir örnek; Ankara’da bir teknoloji dükkanınız var ve yılda 1 milyon dolarlık marka yazılım satıyorsunuz. Ama devran değişiyor, dünya tabletleşiyor, Android ve iOS’laşıyor. PC ve dizüstü pazarı gerilemeye başlıyor. Dolayısıyla pazarda bu marka eskisi gibi satmıyor. Ama marka kızgın, “Siz bunu daha önceki seviyeye çıkarın” diye baskı yapıyor. Siz çıkaramıyorsunuz. O zaman ne oluyor? Bir gün dükkanınıza bir çocuk geliyor ve yalvar yakar; “Abi ben burada ailemden uzaktayım, ne olur yardımcı olun. Bu kadar para veremem. Şunu ne olur yükleyiver be abi”. Olmaz diyorsunuz ama çocuk dinlemiyor. Sonunda boşver diyorsunuz ve yüklüyorsunuz. Meğerse bu çocuk o markanın bir müfettişiymiş ve size bu yükleme 250.000 dolara mal oluyor.

Bir başka örnek; İnternet Kafeler basılıyor. Kendilerine 120.000 dolar tazminat ve 2-3 yıl hapis cezası alabilecekleri bir mahkeme sopası gösteriliyor. Karşılığında kafe başına 15.000 TL gibi bir lisans artı tazminat öderseniz tamamdır deniliyor.

Bunlara yol açan nedir; BSA her yıl korsan yazılım araştırması diyerek bir rakam açıklıyor. Bu rakam 10 sene önce filan yüzde 66’ydı. En son geçen yıl açıklandı yüzde 62. Fakat bu rakam da bir alem. İlk rakam büyük bir araştırma firmasının bölgedeki Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkelerle ülkemizi GSMH, satılan PC sayısı, satılan işletim sistemi sayısı açısından karşılaştırması ile masa başında oluşturulan bir rakam. Fakat masa başında oluşturulmasını ciddiye almazsanız yanılırsınız. Çünkü bu rakamı Avrupa Birliği ciddiye alıyor ve firmanın telif baskınlarını mazur göstermek için masa başında uydurduğu rakam üyelik görüşmelerinde ya da Birleşmiş Milletler gibi yerlerde başınıza bela kesiliyor. Bu rakamın nasıl oluşturulduğuna, methoduna filan bakmadan örneğin Apple “Bu ülkede telif haklarına saygı yok” diyerek mesela App Store’dan e-Book indirmenize sorun çıkarıyor. Yani anlayacağınız ülkemizdeki dünya devi yazılım firmalarının kendi kazançları için masabaşında yaptırdıkları araştırmalar AB’ye girmemizi engelliyor. İlgili bakanlığın dikkatine…

Belki bizin ülkemizdeki korsan yazılım, ABD’den ya da Avrupa Birliğinden çok da farklı değil. O ülkelerde  film ya da müzik endüstrisinin yaptığı baskınlara baktığınızda çok da masum olmadıklarını filan görüyorsunuz ama “tu kaka” olan bizim ülkemiz oluyor. Firmaların kendi satışları için ülkeleri harcaması nasıl bir durum?

Bu arada yukarıda bahsettiğimiz yüzde 62 rakamının nasıl bulunduğunu anlatalım. Bu rakamın bulunma işlemi IDC adlı araştırma firması tarafından yazılım pazarının yüzde 84’ünü oluşturan 33 ülkede 15.000 kişinin katıldığı bir online panel ile yapılmış. Bu 15.000 rakamını 33 ülkeye bölerseniz, ülke başına 454 kişi çıkar. Şimdi soru şu; 454 kişi bir ülkeyi temsil eder mi? Hele AB üyeliğini etkileyecek şekilde? Diğer soru ise şu; kim gidip de bir online panele “Ben korsan yazılım” kullanıyorum der? Kendisinin bulunup paralarının alınacağını düşünmez mi? O zaman bu 454 kişi kim? Yazılım firmalarında çalışanlar mı?

Fakat daha komiği şu; bu rakamı devletin de sorgulamadan kabul etmesi. Bir arkadaşımın anlattığına göre; İzmir’de yapılan bir konferansta Kalkınma Bakanlığı yetkilileri bu rakamı futursuzca söyleyebilmiş. Methodu ve kaynağı sorulduğunda ise “galiba..” diye başlayan bir cümle kurmuş. Acı ama gerçek.

Yani bırakın kendi hakkımızı korumayı, biz bile bize yakıştırılanları kabul ediyoruz, hiç sorgulamadan. Oysa devletin daha ciddi olması gerekmez mi? Kendisini zor durumda bırakan rakamları araştırması daha uygun olmaz mı? Ülkemizin baskıya uğrayan yerel firmaları, bilişim sektörünü harekete geçiren başarılı bir hükümetin bu konulara da ilgi göstermesini bekliyor.

(Bu yazının bir kısmı 27 Ekim 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

Bu yazılar da ilginizi çekebilir
Yahoo, Microsoft’u neden reddetti?
2006’nın Bilişim 500’ü

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: