Bize (Tamire) yemeğe gelsene

Günlük hayatımda en sık karşılaştığım cümlelerden biridir bu başlık. Eminim ki son nefeslerini veren yüzyılımızın, insanlığa armağanı olan bilgisayar denen aletlerden anlayan tüm arkadaşlar da bu ve buna benzer davet cümlelerine çok sık rastlıyorlardır.

“Ne âlâka?” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle anlatayım: 1983 yılından beri bilgisayarlarla uğraşan biri olduğum için, her zaman çevremden ilgi görmüşümdür. Önceleri insanların benle ilgilenmesini kara kaşıma ve kara gözüme (yani yakışıklılığıma ;-)) olan hayranlıklarından zannederdim. Bu zanlarımın yanlış olduğunu fark ettiğimde yaş 25’i çoktan geçmişti. Neyse benimle ilgili konuları bir kenara bırakalım da konumuza devam edelim.

Dediğim gibi bilgisayara olan ilgimin bana sağladığı bilgilerin farkında olan eş, dost, akraba çevrem, ne hikmetse (genellikle evlerinde bilgisayar olanlar) bir araya geldiğimizde bir şekilde bilgisayar konusunu açıyorlar. Ee! Tabii ki biz de “bilgilerinizi paylaşın, çünkü bu efsane olmaya giden yoldur” düsturundan hareket ettiğimiz için, bilgisayar sohbetleri açılınca başlıyoruz gürlemeye. Derken dostlarımız böyle durumlarda iki stratejiden birini izliyorlar. Dolayısıyla ben dostlarımı izledikleri bu iki stratejiye göre adlandırıyorum.

Birinci stratejiyi izleyenler genelde bu işlerden yeni yeni anlamaya başlayanlar oluyor ve sordukça soruyor, sordukça soruyor. Resmen sizi bunaltıyor. Konuşmaktan yorulur hâle geliyorsunuz. Benim tavsiyem, sizi yormasına fırsat vermeden yine bilgisayarla ilgili farklı bir konu atın ortaya. Benim kullandığım konu “organik çiplerdir”. Yalnızca tuz göllerinden elde edilebilen bir bakterinin çip teknolojisinde kullanımıyla ilgili bir konudur. Biraz bahseder ve “İleride bilgisayarlar bizim gibi düşünebilecek.” derim. Bu, onun kafasının karışması ve soracaklarını unutması için yeterlidir. Ben bu birinci stratejiyi izleyen gruba “ilmi hareket grubu” diyorum.

İkinci gruba girenler ise genelde o an hiçbir şey sormuyorlar fakat muhabbetin uygun bir yerinde sizi evlerine yemeğe davet ediyorlar. Ayrılırken de mutlaka yemek sözünü alıyor ve gününü belirliyorlar. Siz de bir akşamınızı ayırıp gidiyorsunuz. Yemeğinizi yerken söz dönüp dolaşıp bilgisayara geliyor. Ve… evde bir bilgisayar olduğunu ve bazı problemleri olduğunu öğreniyorsunuz. Siz de biraz mecburiyet biraz mahcubiyet biraz da sazanlığınızdan dolayı “yemekten sonra bir bakayım” diyorsunuz. İşte bu stratejiyi izleyenlere de “ilmi siyaset grubu” diyorum. Eğer o akşam bilgisayarın problemleriyle uğraşma işinden alnınızın akıyla çıkarsanız efsane olma yolunda bir adım daha atmış olursunuz.

Peki insanlarımız problemli bilgisayarları neden teknik servislere götürmüyorlar da bilgisayardan anladıklarını düşündükleri insanlara başvuruyorlar. “Henüz insanımız bilgisayarı kafasında bir yere oturtamadı. Oysa buzdolabının, çamaşır makinesinin nasıl teknik servisi varsa bilgisayarın da öyle bir teknik servisinin olacağını kabul etmeli.” gibi beylik bir cümle kurabilirsiniz. Dolayısıyla yanılırsınız. Çünkü buzdolabı ve çamaşır makinesinin yılda bir bilemediniz iki kere teknik servise ihtiyacı olur. Şayet elektrik idaresinin bir azizliğine uğramazsanız bu eşyaları yıllarca kullanırsınız. Teknik servise ise hizmetinin karşılığı olarak 5 bilemediniz 10, hadi 10’da siz koyun maksimum 20 milyon ödersiniz. Yani yaklaşık 50 dolar. Oysa bilgisayarınızı bir teknik servise götürün bakalım arkasındaki 4 vidayı açmak için kaç dolar istiyorlar. Siz deyin 30 dolar hadi ben diyeyim 10 dolar. Yani minimum 4 milyon lira. Bir bilgisayarı yıl içinde çok rahat birden fazla kez, teknik servise götürürsünüz. Bu da bir yılda ne demektir varın siz hesaplayın.

Ülkemizdeki araştırma şirketlerinin “Türkiye’de bu yıl bilgisayar satışları patlayacak” gazıyla hareket eden bilgisayar firmaları %30’luk büyümeyle idare ederler ama neden patlamadığını hiç düşünmezler. Çünkü zaten %3’lük veya %5’lik kâr marjlarıyla çalışıyorlardır dolayısıyla kafaları bozuktur. Bir de teknik servisi mi düşünecekler şimdi?

Zaten geçim sıkıntısı çeken insanların çoğunlukta olduğu bu ülkenin insanı da dolayısıyla pratik zekâsını tabii ki kullanacaktır. Bunun doğal sonucu da eş, dost ve akrabalar yoluyla problemlerini ucuza çözme veya “beleşe” getirmedir.

Doğunun toleransı ve hoşgörüsüyle batının taviz vermezliği arasında kalan ülkemiz insanı da bu gibi durumlarda aslına rücu ederek kendince bir çözüm buluyor bu teknik servis meselelerine.

Yazımızı siz değerli okurlarımızdan özür dileyerek kapatalım. Neden mi? Bizim sevimli, tombiş fakat bir o kadarda duygusal bir yazarımız var. İsmi Aras Taha. Okurları geçen ay dergide yazılarını göremeyince haliyle sordular. Aras Taha okurları bilsinler ki o yazısını her zaman, zamanında gönderiyor. Eylül ayından itibaren Aras Taha kesintisiz aramızda olacaktır.

(Bu yazı 18 Temmuz 1999 tarihinde yazılmış ve bir kısmı PC World dergisinin Ağustos 1999 sayısında Editörden köşesinde yayınlanmıştır.)

You may also like
Bayrak değişimi ve …
Biliştirdiklerimizden misiniz? Yoksa…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: