Internet’in neresindeyiz?

Dost arkadaş muhabbetlerinde yeni tanıştığımız insanlar bilişim medyasında çalıştığımızı duyunca, nedense bakışlarında hissedilir bir değişiklik oluyor ve başlıyorlar bizi soru bombardımanına tutmaya. Sorular, sorular, sorular… Böyle bir medyadan haberleri olmasa bile bilgisayar ve Internet kelimelerinden haberdar olduklarından soruların ardı arkası kesilmiyor. Sorulara makul ve mantıklı cevaplar vermek zorundasınız. Yuvarlak cevaplar insanları tatmin etmiyor artık. Ülkemiz insanı yıllardır politikacıların yuvarlak lâflarından gereken dersi almış görünüyorlar. Biraz da konunun hassasiyetinden dolayı sorularına net cevaplar istiyorlar; çünkü her biri bu sektörün potansiyel müşterisi konumunda.

İnsanlar cahil damgası yememek için “Bilgisayar nedir?” diye sormuyorlar (belki de böyle bir soruyu yıllardır bu sektörde çalışan insanlara bile sorsanız tam cevap alamazsınız).  En popüler sorumuz ve soruluş tarzı (muhabbetler belli bir yerden sonra sulandığı için) aynen şu: “Abi be! Şimdi şu bilgisayar denilen alet nası çalışıyor?” Önceleri bu soru karşısında dumur oluyordum ama artık kaşarlandık, dolayısıyla şaşırmıyor ve şöyle cevap veriyoruz: “Fişe takıyorsun sonra da düğmesine basıyorsun çalışıyor.” Bu sefer karşınızdaki bu, pratikte doğru fakat içerik olarak beklentileri karşılamayan cevap karşısında iki şekilde size tepki verebiliyor. Ya “Nası yani?” gibi bir şaşkınlık cümlesi veya “Tamam da abi, şimdi bu alet, o bilgiler, programlar felan nasıl çalışıyor?” Eh! Hiç yoktan iyidir. Biraz daha detaylı bir soru. Buyurun cevap verin.

Bu dost muhabbetlerinde bilgisayardan az-çok anlayan ve kullanan insanlar çoğunlukta olduğu zaman sohbet dönüp dolaşıp şöyle bir soruya geliyor: “Internet’in neresindeyiz?” Eh! Bu işle uğraşan biri olarak ister istemez gözler bize dönüyor (kolay mı bir bilgisayar dergisinde bu konularda ahkâm kesmek) ve biz de hazırlıklıyız canım (ne de olsa Computer Industry Almanac’ın yapmış olduğu araştırmaya bir bakmışızdır) başlıyoruz döktürmeye: “Bu soruya cevap vermek için önce Internet’in dünyadaki durumuna bakmalıyız (cevap mı şimdi bu? Sanki Mars’ta veya diğer gezegenlerde de Internet varmış gibi). Dünya nüfusunun 6 milyar civarında olduğunu biliyoruz. Internet kullanıcılarının sayısı ise 180 ilâ 230 milyon arasında. Ortalama 200 milyon dersek, demek ki dünyada her 30 kişiden biri Internet kullanıyor. Peki bir de bize bakalım (yani ülkemize) sanıyorum 65 milyon civarındayız ve ülkemizde 250 bin (bu rakam tamamen tahminidir) Internet kullanıcısı var. Böl bakalım 65 milyonu 250 bine… (küçük bir duraklama herkes tavana bakarak hesap yapıyor veya öyle görünüyor. Tabii ki biz de bir müddet hesap yapıyor gibi görünüp sonucu söylüyoruz. Ne de olsa daha önceden bu işlemi belki de 50 kez yapmışızdır.) 260 ediyor. Yani ülkemizde her 260 kişiden biri Internet kullanıyor. Dünya ortalaması nerede, bizim ortalama nerede! Peki, diğer ülkelere bakalım: Amerikanya’nın (bu da başka bir mefhum) 250 milyon civarında bir nüfusu vardır. Bilemedin 270 milyon. (Şuna 260 desene be adam). Internet kullananlar ise 90 milyon. Bölünce ne çıkıyor? (Yine havaya bakarak hesaplama tripleri) Üçe yakın bir rakam. Biz ona üç (3) diyelim. Yani adamlarda her üç kişiden biri Internet kullanıyor (o sırada birinin dudaklarından şu kelimeler dökülüyor: “Vay beeee!”). Zaten adamlar bu konuda dünyada birinciler.”

Hemen biri atılıyor: “Abi peki Japonlar? Japonlar bu işin neresinde? Sakın, “hepsi kullanıyor” deme!” Topluluktaki herkesi bu engin bilgilerimle kendime hayran bırakmanın vermiş olduğu özgüvenle ses tonumu hiç değiştirmeden: “Yok be düşündüğünüz gibi değil. Onlar ikinci sırada ve Amerikayla aralarında korkunç bir fark var. Japonların nüfusu 130 milyon ama Internet kullananların sayısı 13 milyon (artık daha kesin rakamlarla konuşabiliyoruz her nedense). Yani 10 kişiden biri Internet kullanıyor. Japonlar düşündüğünüz gibi değil. Teknolojinin merkezi Amerika abi. Japonlar sadece çok iyi birer geliştiriciler. Amerikalılar icat eder, Japonlar geliştirir (Artık iyice üfürüyoruz).”

Bu muhabbetler böyle sürüp gidiyor. Fakat şu bir gerçek, bizim insanımız bilgisayar ve Internet konularıyla haddinden fazla ilgili. Hep, bir yerlerinden bu dünyaya bulaşmaya çalışıyor fakat bu dünyadaki teknolojik değişimlerin çok hızlı olduğunu da bir yerlerden öğrendikleri için hep “Acaba paramı çöpe atar mıyım?” düşüncesinden dolayı bu yatırımlarını sürekli erteliyorlar. Eh! Ne de olsa “Aldığımız bir şeyi uzun yıllar kullanabilir miyiz?” ekolünden geliyoruz.

Gerçi iktisatçılar hep “kaynaklar kıt, ihtiyaçlar sınırsızdır” derler. Bizim insanlarımız da hem 2,5 lira verip hem de şoför mahallinde gitmek ister.

Bilmem anlatabildim mi sayın ISS’ler ve sayın bilgisayar satıcıları…

(Bu yazı 18 Haziran 1999 tarihinde yazılmış ve bir kısmı PC World dergisinin Temmuz 1999 sayısında Editörden köşesinde yayınlanmıştır.)

You may also like
Bilişimde 11 ana trend
Bir yürek atışı…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: