Vakit gelince…

Çağırır…

Uzak yerlerden bir şeyler çağırmıştır sizi… Nedir?.. Kimdir?.. Nasıldır?.. Bilemezsiniz… Çağıran şehir midir?.. Dağ mıdır?.. Deniz midir?… Kalp midir?.. Yoksa, ölüm müdür?.. Bildiğiniz tek şey gitmeniz gerektiğidir. Gideceğiniz yerde size ait bir şeyler vardır. Hissedersiniz bunu… Fakat… Adını koyamazsınız.

Kalanlar…

Geride kalanların temiz ellerinde kendinizi is karası gibi hissedersiniz. Ya sözleri… Her bir kelime masumdur fakat dil yarası gibi acıtır. Dokunmak yasak, aşk ise ölümlüdür artık… Misafirsinizdir artık kalanların yanında… Diyebileceğiniz tek şey “Sen yine olduğun gibi kal, sakın değişme. Bir el salla yeter, vakit gelince.”

Gidersiniz…

Uzaktaki şeyin; çölünde kum, güneşinde kar, dudağında hırsız, yanağında dil, ışıl ışıl gözlerinde mum olmaya gidersiniz… Çünkü çağırmıştır sizi…

You may also like
İnsafsız hayat…
Yalnızlık nöbeti…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: