Tag Archives: Telkoder

Fiberde nihayet ortak altyapı girişimi @Turk_Telekom @Turkcell @VodafoneTR @udhb @btkbasin @telkoder2002 @Turksat

Bu haftaki dergimizde (Para, 14-20 Ağustos 2016), gecikilmiş fakat telekom sektörü için mutlaka olması gereken bir yatırımdan bahsettik. Başarılı olacağı konusunda şüphelerim olsa da başarılı olmasını tüm içtenliğimle istiyorum. Umarım, Türk Telekom haricindeki diğer operatörlerin (Turkcell, Vodafone, Türksat ve Telkoder) işbirliği ile hayata geçirilen bu girişim herhangi bir yol kazasına uğramadan hedefine varır.

Şüphelerimiz neler mi? Detaylara girmeyeceğim. Dergi alınmalı… Ve… Okunmalı.

DEVAMINI OKU

Türk Telekom’un yeni yapılanmasının önünde engel kalmadı… Galiba…

Öncelikle belirtmek isterim. Ben hukukçu değilim. İktisatçıyım. Fakat bu durum hukuki konulara yabancı olduğum anlamına gelmez. Bilakis, İktisat okuyanlar bilir, hukuki konulara aşina olduğumu gösterir.

DEVAMINI OKU

Rekabet içinde birliktelik şart

Nisan ayının ortasındaki hafta sonunu Sapanca’da dinlenelim derken kendimizi 5. Telekom Zirvesi’nin içinde bulduk. Organizasyona katılanlar arasında, eski (gerçi halen) Ulaştırma Bakanı ve Binali Yıldırım, TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak ve BTK Başkanı Tayfun Acarer yanında, Türk Telekom ve Turkcell gibi büyük oyuncuların temsilcileri de vardı. Basına kapalı yapılan görüşmelerde, beylik bir tabir kullanacak olursak, sektörün geleceği belirlendi.

Acarer ve Arıak’ın görüşmelerden sonra verdiği demeçlere bakılacak olursa, sektör gidişattan memnun değil. Türkiye’de telekom piyasası önceki yıllara göre hem küçülmüş, hem de büyümenin nasıl sağlanacağı meçhul. Gerçi tüm dünya için geçerli bu durum, fakat Türkiye’de hem gelirler düşüp kârlılık azalıyor, hem de yeni yatırımcı çekmek güçleşti. Türk Telekom, mobil operatörler, sabit ses ve internet işletmecilerinin toplam gelirinin 2010 yılında 22,7 milyar TL’de kaldığı bildiriliyor, bu şartlar altında 2023 yılı için konulan 160 milyar dolarlık toplam gelir hedefine ulaşmanın zor olduğu söyleniyor. Rekabet ortamının oluşmadığı sabit hatlar bir süredir gerilemede. Avrupa Birliği standartlarında iletişim gelirlerindeki payı yüzde 48 olan sabit hatlar, Türkiye’de yüzde 33’de kalmış durumda. Fakat zaten yüzde 110 gibi bir piyasa nüfuzuna sahip olan mobilde de bir tıkanma olacağı ön görülüyor. Yeni nesil internet servis sağlayıcıların pazar payı Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 40 ila yüzde 50 civarında iken, Türkiye’de yüzde 10.

Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerden kulağımıza çalınanlara göre, Yıldırım, ülkemizin belli başlı telekom şirketlerinden birinin hayli üst düzey bir yöneticisini bir temiz haşlamış. Nedeni ise, bu şirketin yönetim kurulunda hisse sahibi olan yabancı ortağın ağırlığının artmasının istenmemesi. Bakanlık “Yönetim kurulu üye sayısını artırın, küçük ortağın hakkını koruyun,” dedikçe, şirket sahibi Nuh diyor Peygamber demiyor, görüşünü değiştirmiyormuş. Bakanlık da tavrında kararlı. Böyle devam ederse, sektörün tepe noktalarında bir fırtına kopması beklenebilir.

Arıak, internet bağlantı alt yapısı konusunda “Eğer ev başına 100 MB’lerden bahsedeceksek, alt yapının buna hazırlanması gerekir. Mobil haberleşme geliştikçe, yine bunun taşınması için fiber hatların büyütülmesi gerektiğini gördük,” diyor.

Neyse ki, varılan sonuçlar çözümsüzlüğe meyletmiyor. Sadece yüzde 5’i kullanılan sabit alt yapının diğer işletmecilere açılmamasının faydadan çok zarara neden olduğu sonunda anlaşıldı. Bu mevzudan biz de yeri geldikçe sık sık bahsetmiş, Türk Telekom’un sabit iletişim alt yapısını kendisinden ayırarak, farklı bir şirket altında işletmesinin yararlı olduğunu defalarca dile getirmiştik. Aklın yolunun nihayet bir olması sevindirici. Tayfun Acarer ise, alt yapı bedellerinin tüketiciye yansıtılmaması için fiber alt yapının yeni inşa edilecek yollarla birlikte kurulması fikrini benimsemelerinin faydalarını açıkladı. Teknolojik hizmetlerin alt yapısının baştan planlanması açısından önemli bir adım bu.

Konuşmalardan kulağımızı tırmalayan bir sada, Acarer’in VOIP hizmetleri konusundaki beyanları oldu. Acarer, Google Talk mobil sürümü, yakın zamanda Türkiye’de de devreye girecek olan Google Phone ve Skype gibi var olan internet yapısı üstünden sesli iletişim hizmeti veren sistemleri “mobil ve sabit operatörleri tehdit eden bir konu” olarak tanımlıyor. “Kontrol edemedikleri, denetleyemedikleri” için olumsuz bakılan bu hizmetlerle “mücadele etme” stratejilerini belirleyecek bir çalışma grubu kurulduğunu açıklıyor. Sektörde rekabet azlığının yol açtığı problemleri tartıştıktan birkaç cümle sonra böyle bir açıklama gelmiş olması son derece talihsiz. Alternatif hizmetlerin önünü keserek mi rekabetçi piyasa ortamı oluşturulacak? Bu sağlıksız bir yaklaşımdır. Doğrusu, en az onlar kadar yenilikçi ve faydalı olanak ve hizmetler tasarlayıp sunmaktır tüketiciye.

Hülasası, Türkiye telekomünikasyon sektörü engebeli bir yoldan geçiyor ama, karamsarlığa gark olmanın gereği yok. Zira, özünde hepsi rekabet içinde olan telekom şirketleri, yine de bir araya gelip bir hal çaresi bulmanın yolunu araştırabiliyor, tartışabiliyorlar. Şirketlerin her biri kendi çıkarını kollayacak elbet, fakat bunun gerçekleşebileceği ortamı oluşturmak için birlikte çalışılması gerektiğinin, böylesinin her şeyden önce Türkiye için en sağlıklısı olacağının da farkındalar.  Bu tutum devam ettirilirse, alt yapı sorunları aşıldıktan sonra, sektörün dar boğazdan çıkmaması için sebep yok gibi görünüyor.

(Bu yazının bir kısmı 8 Mayıs 2011 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim Bakanı Binali Yıldırım

Yanlış bilmiyorsunuz. Binali Yıldırım aslında Ulaştırma Bakanı. Fakat geçtiğimiz bir hafta içinde üç defa Binali Yıldırım’ı dinleyince böyle olması gerektiğini düşündüm. Gerçi biz bilişim gazetecileri bir araya geldiğimizde hep tartıştığımız bir konu “Bilişim sektörü neden Ulaştırma Bakanlığına bağlıdır?” sorusudur. Cevabı da “Herhalde ses ve verinin bir yerden başka bir yere iletilmesi söz konusu olduğu için Ulaştırma Bakanlığına bağlandı.” şeklinde kafamızda yer etmiştir. Her ne sebeple Ulaştırma Bakanlığına bağlandığını tam olarak bilmesekte bunun doğru olmadığı konusunda biz Bilişim gazetecileri hem fikiriz. Gönlümüzde yatansa tüm bilgi ve iletişim teknolojilerinin Bilişim Bakanlığının kurularak buraya bağlanması. İlk Bilişim Bakanı olmaksa bazı insanlarla birlikte tabii ki benimde hayalim. Siyasete girmeden bakan olmak mümkün nasıl olsa.

Dediğim gibi Binali beyi bir yıl aradan sonra haftada üç sefer dinledim. Bilişime oldukça vakıf olmuş. Söylemleri, profesyonel stand-up’çılara taş çıkartacak şekilde yerinde yaptığı espirileri ile konusuna tam hakimdi.

İlk olarak Uluslararası Bilişim Sanayii Zirvesi’nde dinledim. Binali Yıldırım, TÜBİSAD’ın Intel ile birlikte Ankara’da düzenlediği bilişim ve ekonomiye yön veren dünyaca ünlü isimler ve devlet yöneticilerinin bir araya getirildiği bu zirvede konuştu. Bu zirvenin bazı katılımcıları şunlardı. ABD Başkanı Barack Obama’nın Bilişim Danışmanı Dr. Robert Atkinson, Intel Kıdemli Başkan Yardımcısı  John Davies, Avrupa Komisyonu Lizbon Stratejisi Bilgi Toplumu Genel Direktörlüğü Ekonomik ve İstatistiki Analiz Birim Başkanı Lucilla Sioli ve daha bir çok yerli, yabancı bilişimci. Yıldırım, “Artık alın terinin yerini akıl teri alıyor. Ülkemizi geleceğe taşımak için akla, araştırmaya, bilişime yatırım yapmamız gerek. Hedefimiz, 2023’te Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmesini sağlamak. 2023 yılında Gayri Safi Milli Hasıla’dan Ar-Ge’ye yüzde 2,5 pay ayırmayı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin payını artırmayı, sektörün cirosunu 160 milyar dolara çıkarmayı ve bu ciroda yazılımın payını artırmayı hedefliyoruz. Bu hedef için hayatın her alanında yapacağımız çok iş var. Ama tüm bunların tepesinde, öncelikle bilişim hedeflerimizi gerçekleştirmeliyiz. Çünkü bilişim, artık tüm sektörlere destek veren çatı sektör haline geldi. Bu nedenle bilgi ve iletişim teknolojilerine yatırımlarımıza hızla devam edeceğiz” diye konuştu. Oldukça hoşum gitti bu yaklaşımları. Hani derler ya “ağzından bal damlıyor.”

Birkaç gün sonra Sapanca’da Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER) tarafından düzenlenen 4. Telekomünikasyon Zirvesi’nde yine Binali Yıldırım bizlerleydi. Burada yaptığı konuşmada Telekomünikasyon altyapısının önemine değinen Yıldırım, ”Bu bizim ortak malımız. Bu, bir buçuk asırlık değerdir. Bunun kullanılmaması büyük bir hatadır. Kullanırken de ‘Madem serbestleşme oldu, herkesin bunun bedelini ödeyerek kullanması gerekir. Ben kullanmıyorum, kimseye de kullandırmıyorum’ mantığı yanlış. Bu bizim gelişmemizi önler, önümüzü tıkar” diye konuştu. Ayrıca düzenlenen basın toplantısında ise sektöre yeni giren küçük firmalara, büyük işletmelerin gerekli desteği vermesi gerektiğini anlatan Yıldırım, şunları kaydetti: ”Şu anlamsız kavgayı bırakalım, ‘Ben kullanacağım, o kullanacak, altyapı benim, altyapı senin’ derken, yarın birgün tıkanacağız. Konuşmayı bile yapamaz hale geleceğiz. O hızla büyüyoruz. Süratle altyapı yapmamız lazım. Telli, telsiz, ne bulursak. Yapılıyor zaten. Önüne gelen, kablo atıyor. Elektrik şirketleri yapıyor, belediyeler yapıyor. Önüne gelen kablo atıyor. Atsın. Biliyorlar ki, onun bir taliplisi olacak. Onlar turşusunu kursunlar. Turkcell orada, Telekom burada. Bunlar beklesinler, bunlara da ihtiyaç olmayacak. Sektörde bazen küçükler de rahat durmuyor. Geliyor yanına, bir tekme atıyor, ‘Of ayağım’ diye tutmaya başlıyor. Yahu ne tekme atıyorsun? Gücüne göre iş yap. Sınırsız tarife, bilmem ne… Etin ne, budun ne? Bırak gücün neye yetiyorsa, o işle uğraş. Öbürü de tabii başlıyor, ‘Sen misin böyle yapan’. Ondan sonra, yetiş ya Tayfun Acarer. Doktor gidiyor, iş işten geçmiş oluyor. Tedavi süresi biraz zaman alıyor.”

Sabah kahvaltısını trencilerle, öğle yemeğini kamyoncularla, akşam yemeğini uçakcılarla yemesi gereken bir bakanın bu yoğunluk arasında bilişimcilerle hem akşam hem de sabah kahvaltısında bir araya gelmesi oldukça yararlı oldu. Bence bir an önce Bilişim Bakanlığı kurulmalı ve başına da Binali Yıldırım getirilmeli. Türkiye’nin ilk Bilişim Bakanı olma hayalimden ancak bu şartla vaz geçerim.

(Bu yazının bir kısmı 28 Şubat 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Türk usulü rekabet piyasası

Eğri oturup doğru konuşalım demiş atalarımız ama doğru konuşanı da dokuz köyden kovarlar şeklinde ilave etmeyi de unutmamışlar! Olsun varsın. Biz doğruları söyleyelim. “Sabit Numara Taşınabilirliği 10 Eylül’e ertelendi.” Bu cümleyi okuyunca şaşırmadım.  Çünkü Türk Telekom ile Alternatif Telekom Operatörleri arasında adı konulmamış bir savaş var. Alternatif Telekom Operatörleri uzun süre ses trafiğinin kendilerine de açılması için savaş verdiler. Sonunda Türk Telekom şehirlerarası, milletlerarası ve mobil yönlere aramalarına müsaade etti. Sonrasında şehiriçininde açılması ve sabit numaraların taşınabilmesi ile ilgili bastırdılar. Çok çetin mücadelelerden sonra o hakkı da aldılar (mı?).

Burada bir duralım. Bu yıl Nisan ayında Abant’da toplanıp bir hayli tartıştılar. Sonunda da dedilerki; “Yeni Elektronik Haberleşme Kanunu (EHK) gereğince, şimdiye kadar rekabete kapalı tutulan ve pazarın yüzde 73’ünü oluşturan şehiriçi telefon hizmetleri, başka bir deyişle 4,5 milyar TL’lik bölüm de 10 Mayıs 2009 tarihinden itibaren yasal olarak rekabete açılmış oldu. Bu rekabeti destekleyecek Numara Taşınabilirliği uygulamasıyla ilgili olarak da 9 Mayıs 2009 tarihi belirlendi.” Buraya kadar her şey gayet güzel.

Bu kararların uygulamada nasıl gerçekleştiğine baktığımızda büyük bir hayal kırıklığına uğruyoruz. Şöyle ki, Türk Telekom kendi sahip olduğu alan kodlarını (212-İstanbul, 312-Ankara vb.) Alternatif Telekom Operatörlerinin kullanmasını istemiyor. Teknik gerekçeler ileri sürüyor ve diyor ki “Onlara ayrı alan kodu blokları verilsin (213-İstanbul, 313-Ankara vb.). Bunun tek bir anlamı var. Tüketici gözünde bezginlik oluşturmak. Bir düşünün mobil operatörlerde numaranızı taşısanız bile sizinle aynı alan koduna sahip farklı operatördeki dostlarınızı alan kodu çevirmeden arıyorsunuz. Türk Telekom’un önerisinde ise ben alternatif telekom operatörü kullanan alt kattaki komşumu ararken 7 rakam değil 10 rakam tuşlayacağım. Türk Telekom sizce de çok adil değil mi? Bu durumun adaletinin resmiyete uyması için yetkililerimiz 2 Temmuz 2009’da çıkardıkları yeni yönetmelikle birlikte numara taşımayı 10 Eylül 2009 tarihine ertelediler ve dediler ki: “Bu hizmetin başlayabilmesi için yeni işletmecilerin abonelerine numara verebiliyor olması ve bazı testleri tamamlaması gerekiyor.”

Diğer taraftan yapılan tarife kısıtlamaları da ayrı bir adalet örneği. Türkiye’de yaklaşık 17,5 milyon olan sabit telefon abonelerinin yarısı HesaplıHatt ve YazlıkHatt abonesi; ancak, bu abonelere yeni işletmecilerin hizmet vermeleri yasaklanmış durumda. Bu yasaklamanın gerekçesine ben hiçbir yerde rastlayamadım. Buna ek olarak şimdi de BTK’nın 21.05.2009 tarihli kararı ile Standarthatt abonelerinin alternatif işletmeciler üzerinden gerek 10XY ile gerekse A Tipi şehiriçi görüşme yapması 1 Ocak 2010 tarihine kadar yasaklandı. Size şu detayı vereyim varın gerçek niyeti siz tahmin edin. Hesaplıhatt ve Standarthatt abonelerinin toplamı, toplam sabit abonelerin %96’sını oluşturuyor. İnsan gayri ihtiyari soruyor: “Rekabet bunun neresinde?”

Sayın yetkililer. Bu işler başlarken 400 tane firmaya lisans verdiniz. Süreçlerin uzatılmasına kayıtsız kaldınız. Bu firmalardan15 tanesi ayakta kaldı. Gerçek anlamda ise yarısı iş yapıyor. Yazık değil mi bu kadar kaynağa. Göz göre göre heba edilmesine sebep olduğunuzu farkında mısınız? Bari baştan bu firmalara lisans verirken Alternatif Telekom Operatörü şeklinde değil de Alternatif Türk Telekom Operatörü şeklinde verseydiniz de bu kadar gürültü olmasaydı.

Sektör genelinde sağlıklı bir rekabet ortamı olması için neler yapılmalı şeklinde oluşan sorumuzu ise TELKODER (Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği) Başkanı Yusuf Ata Arıak dört madde ile cevapladı:
“- Yeni sabit hat işletmecileri, Türk Telekom’la yasal olarak aynı haklara sahip olmalıdır ve bu eşitliğin bütün ilişkilerde göz önünde tutulması gerekir.
– Türk Telekom ve cep telefonu işletmecileri, yeni işletmecileri daha güvenilir ve eşit olarak görmeli ve bu eşitliğe uygun hareket etmelidir.
– BTK’nın yeni sabit hat işletmeciliğinin önünün açılmasını sağlaması ve yeni sabit hat işletmecilerini bu alanda rekabet oluşana kadar koruması beklenmektedir.
– Türkiye’de düşme eğilimi gösteren sabit telefon trafiğinin yeniden yükselişe geçmesi için sabit hat pazarının rekabete açılması ve rekabete aykırı davranışların önlenmesi gerekir.”

Yekililerin bu konuları çok acil olarak çözmesini ve tüm vatandaşlarımızın sabit telefon hizmetlerinde rekabetten yararlanabilmelerini sağlamalarını bekliyoruz.

(Bu yazının bir kısmı 12 Temmuz 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

 

DEVAMINI OKU

Telekomda asıl kavga şimdi başlayacak

Telekom sektörü için neredeyse milat olarak ilan edilen 9 ve 10 Mayıs günleri öncesi “3. Telekomünikasyon Zirvesi” yapıldı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) önderliğinde Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (Telkoder) tarafından düzenlenen bu zirveyi önemli kılansa içeriğiydi. Zirve; şehiriçi görüşmelerin yeni işletmecilere açılması, sabit numara taşınabilirliği uygulamasının başlatılması, üçüncü nesil (3N) GSM ruhsatlarının verilmesi ve Elektronik Haberleşme Kanunu’nun (EHK) ikincil düzenlemelerinin yürürlüğe konması gibi konuları içeriyordu.

Zirveye katılanları dört grupta toplayabiliriz. Birinci gruba Telkoder ve üyelerini koyabiliriz. İkinci grup BTK, üçüncü grup Türk Telekom, son olarak da Ulaştırma Bakanlığı… Birinci grubu temsilen Telkoder Başkanı Yusuf Ata Arıak şunları talep etti:

1.Yeni sabit hat işletmecileri, Türk Telekom’la yasal olarak aynı haklara sahip olmalıdır. Bu eşitliğin bütün ilişkilerde göz önünde tutulması gerekir.

2.Türk Telekom ve cep telefonu işletmecileri, yeni işletmecileri daha güvenilir ve eşit olarak görmeli ve bu eşitliğe uygun hareket etmelidir.

3.BTK’nın yeni sabit hat işletmeciliğininönünün açılmasını sağlaması ve yeni sabit hat işletmecilerini bu alanda rekabet oluşana kadar koruması beklenmektedir.

4.Türkiye’de düşme eğilimi gösteren sabit telefon trafiğinin yeniden yükselişe geçmesi için sabit hat pazarının rekabete açılması ve rekabete aykırı davranışların önlenmesi gerekir.

İkinci grubu temsilen BTK Başkanı Tayfun Acarer, şu şekilde anladığımız bir cevap verdi: “10 Mayıs’tan itibaren kıt kaynak kullanmak istemeyen (yani numara tahsisi istemeyen) alternatif telekom operatörleri şehiriçi hizmet verebilecek. Kıt kaynak kullanmak isteyenlerinse bir süre daha beklemesi gerekecek.” Bunun bizce anlamı şöyle: “Telefon nu-maraları kıt kaynaktır. Şu an bunların tekeli Türk Telekom’dur. Biz Türk Telekom’la görüşme halindeyiz. Ondan bazı numaraları alıp sabit hat hizmeti vermek isteyen işletmecilere vereceğiz. Fakat daha henüz alamadık.”

İsterseniz biraz daha açayım. Mobil operatörlere tahsis edilmiş belli alan numaraları vardır. Örneğin 53x ile başlayan mobil numaralar Turkcell’in 54x ile başlayanlar Vodafone’un, 50x ve 55x ile başlayanlarsa Avea’nındır. Siz numaranızı istediğiniz yere taşıyabilirsiniz. Fakat 53x ile başlayan bir numara alacaksanız ilk gitmeniz gereken yer Turkcell’dir. Buna benzer bir yapının sabit hat operatörlerinde de kurulması gerekiyor. Fakat zamanında tüm numaralar Türk Telekom’a verildiği için şimdi nasıl ve hangi metodolojiyle alınacağı konusunda kafalar biraz karışık.

Zirveyi tek paragrafta şöyle özetleyebiliriz: Telkoder istedi. BTK “Vereceğiz” dedi. Türk Telekom, “BTK vereceğine göre benim verecek bir şeyim yok” havasındaydı. Ulaştırma Bakanı ise salonda gürültü eden çocuklarına öteki odadan seslenen baba edasıyla “Beni oraya getirmeyin” dedi. Biz tüketiciler açısından bakacak olursak, 10 Mayıs’tan itibaren şehiriçi görüşmelerimizde alternatif telekom operatörleri üzerinden yapabilmemiz gerekiyor. Yapabilecek miyiz? Bekleyip göreceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 26 Nisan 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yatırımların artması, ön açıcı düzenlemelere bağlı

Telekom sektörü için bu yıl hayli hareketli geçecek. Türk Telekom’un müşteri sadakati sağlamak için yaptığı flaş tarifeli kampanyalar ortalığı karıştırdı. Bu yıl içinde şehir içi ses trafiğinin alternatif telekom operatörlerine açılacağı beklentisi tavan yapmış durumda…

ECTA (Europen Competitive Telecommunications Association Avrupa Rekabetçi Telekomünikasyon Kuruluşu), her yıl elektronik haberleşme sektöründeki düzenlemelerin etkinliğinin ülkeler bazında karşılaştırıldığı “Düzenleyici Kurum Karnesi” (Regulatory Scorecard) adlı bir rapor yayınlıyor. 2008 verileri temel alınarak hazırlanan karnede, diğer yıllardan farklı olarak bu yıl Türkiye de yer alıyor…

Raporda, telekomünikasyon sektörüne yapılan yatırımların yüksekliğinin bu alandaki düzenlemelerin etkinliğiyle doğrudan bağlantılı olduğu ifade ediliyor. Düzenlemelerin ve düzenleyici otoritelerin etkinliğinin iyi olduğu ülkelerde yatırım seviyelerinin daha yüksek olduğu görülüyor. Örneğin, düzenlemelerin etkinliği konusunda sıralamalarda en üstte yer alan İngiltere’de, alt sıralarda yer alan Polonya’ya göre beş kat daha fazla yatırım yapıldığı görülüyor. Bu durum bize, Türkiye’deki yatırımların artması için düzenlemelerinin daha etkin ve rekabeti destekleyici olması gerektiği konusunda yol gösteriyor.

Yapılan çalışmalardan elde edilen genel değerlendirme sonuçlarına göre İngiltere, Hollanda, Norveç, Danimarka ve Fransa; kurumsal düzenlemeler, ulusal düzenleyici otoritelerin etkinliği, erişim, fiyat, rekabetçi pazar paylaşımı ve perakende ücretler konusunda en iyi performans gösteren ülkeler olarak ortaya çıkıyor. Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Türkiye ise aynı listenin son sıralarında yer alıyor.

Çalışmada ulusal düzenleyici kuruluşların kurumsal yapısı, etkinliği ve kurumsal çerçeve ile sektördeki düzenlemelerin etkinliğinin birbiriyle doğrudan bağlantılı olduğu da vurgulanıyor. Düzenleyici otoritelerin kurumsal yapısı ve etkinliği konusunda İngiltere, Danimarka ve Fransa en üst sıralarda; Almanya, Polonya ve Belçika ise sonlarda yer alıyor. Türkiye’ye ise sıralamanın ortalarında yer veriliyor. ECTA’nın çalışması, 2008 yılında Türkiye’nin, telekomünikasyon sektörü düzenlemelerinde diğer yıllara göre olumlu gelişmeler yaşanmasına rağmen, daha etkin olması gerektiğini vurguluyor…

ECTA’nın üyeleri arasında Türkiye’den TELKODER (Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği) de yer alıyor. TELKODER Başkanı Yusuf Ata Arıak, söz konusu raporu şöyle değerlendiriyor: “TELKODER olarak Türkiye’nin ilk kez yer aldığı bu değerlendirmeye ilişkin sonuçların başlangıç olarak kabul edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda ülkemizdeki düzenleme ve uygulamaların etkinliğinin artırılması ve tam serbestleşmenin sağlanması gerekiyor.

Ülkemizi telekomünikasyon alanındaki yatırımlar, istihdam ve tüketicilere sağlanan faydalar açısından uluslararası değerlendirmelerde üst sıralara taşımak için daha fazla çaba sarf etmek gerektiğini düşünüyoruz. TELKODER olarak bu konunun takipçisiyiz.” Yorum yapmaya gerek var mı? Biz de konuyu takip etmeyi sürdüreceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 22 Şubat 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Türk Telekom Tarifesine Danıştay’dan Durdurma

Türk Telekom tarife değişikliği konusundaki gelişmeleri geçen hafta vermiştik ama bu arada ilginç bir gelişme yaşandı ve Telkoder’in Danıştay’a yaptığı yeni tarife iptali davasının ilk roundu, Telkoder lehine yürütmenin durdurulması şeklinde bitti.

Ne olduğuna bir daha bakalım. Türk Telekom 3 yıldır değiştirmediği tarifesini bu yıl mart ayı itibariyle ve ilginç bir şekilde yani bir bölüm ücrete zam, diğer bir bölüme indirim şeklinde uygulayarak yeniledi. Tarife dengeleme (rebalancing) denilen bu sistemde Telkoder iddiasına göre, yeni alternatif Telekom operatörlerinin çalışma sahası olan şehirlerarası ve milletlerarası bölüme maliyetlerin altında indirim uygulanırken, açık olmayan yani rekabet olmayan şehiriçi bölümde  zam uygulanıyordu.

Türk Telekom yetkilileri ise durumu, Avrupa Birliğine uygun tarife ve dengeleme sözleri ile savunuyorlardı.

Türk Telekom’un son birkaç yıldır ses trafiğinde düşme olduğu biliniyor. Bu sadece Türk Telekom’a özel bir durum değil. Bütün dünya’da hem mobil servislerin yaygınlaşması, kolaylığı ve ucuzlaşması sonucu, hem Skype türü uygulamalar nedeniyle sabit hattan kayış var.

Nitekim Türk Telekom’un kısa bir süre önce açıkladığı ve turk.internet.com portalında yayınlanan ilk çeyrek performansına bakıldığında ADSL’deki artışa karşın, ses trafiğindeki düşme nedeniyle gelirinin aynı kaldığı da görülüyor.  Yani 2006’da ocak-mart arasında 1,786 milyar YTL olan toplam gelirin, 2007’de aynı dönemde 1,784 milyar YTL olduğu bildiriliyor.

İşte Türk Telekom bu nedenle kendisine bir çıkış noktası olarak tarifede değişikliği öngörüyor ama Danıştay’ın aldığı kararla bu konuda sorun yaşayacağı belli oldu.

Öte yandan yürütmeyi durdurma kararının çıkması, TK açısından da pek parlak olmadı tam tersine zaten tartışılmakta olan TK’nın işlevinin sorgulanmasına neden oldu. Hem Telkoder, hem de Tüketiciler Birliği TK’ya yaptıkları başvurularından sonuç alamadıkları için Danıştay’a gitmişlerdi.

Bundan sonra ne olabilir? Öncelikle Türk Telekom Danıştay’ın bu davanın esas kararını vermediği süre boyunca bir yeni tarife yapma olanağı yok. Uygulayacağı tarife 2004 tarifesi olacak. Bu arada tabi ki, tüketicilerin alacak-verecek durumları söz konusu olacak.

Davanın sonucunda karar Telkoder lehine çıkarsa, tarifelerin hazırlanmasında farklı modeller olacak. Belki tüm tarife aynı oranda zam görüyor olacak. Tabi bu zammın ne zamandan geçerli olacağı başka bir soru işareti. Türk Telekom lehine çıkarsa da, kullanıcılar aradaki sürede kullandıkları bedelin farkını toptan ödemek zorunda kalacaklar. Anlayacağınız hukuken de karmaşık bir durum ortaya çıktı.

(Bu yazının bir kısmı 17 Haziran 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Tarife değişikliği nelere yol açtı?

2007 başında ise, Türk Telekom’un “tarife dengelemesi (tariff rebalancing)” dediği bir uygulama ile karşılaşıldı. Bu uygulamanın bir tarafından indirim, diğer tarafında ise zam görülüyordu. Yani şehirlerarası ve milletlerarası görüşmelerde % 55 gibi indirim, şehiriçi görüşmelerde ve sabit ücretlerde %  25 gibi zam.

Tarifeye ilk kıyameti koparanlar alternatif telekomcular oldu. Sektörün sivil toplum örgütü olan Telkoder olayı “serbest rekabete aykırı. Rekabet olan yerlerde indirim, olmayan yerlerde zam var” şeklinde yorumlarken, olayı Danıştay’a kadar taşıdı.

Telkoder bu tarife değişikliğinin 720 milyon $ civarında bir gelir artışına neden olacağını iddia etti ama Türk Telekom Başkanı Paul Doany rakamı “150 milyon YTL kadar artış olacak. Bu rakam kullanıma bağlı olarak 250 milyon YTL’ye kadar çıkabilir. Bu da 2006 ses gelirlerinde yüzde 3 ila 5 arasında bir artışa tekabül ediyor” şeklinde özetliyor.

Arkasından Tüketiciler Birliği bir kampanya başlattı. Telekazık adını taşıyan kampanya çerçevesinde de 200.000 imza toplayarak Telekomünikasyon Kurumu’na ilettiler. Tüketiciler Birliği, Telkoder ile paralel bir strateji izleyerek, son kullanıcının faturasının artacağı üzerinde durdu. Gerçekten de hesaplı hat müşterilerinin eskiden sabit hat içinde 100 adet olan ve gün boyu istenen saatte kullanılabilir kontürlerinin, yeni tarifede gece saat 11-07 arasına kaydırıldığı görülüyor. Bu ise, faturalarda eskiye oranla farklı bir fiyatın gözükmesine neden oluyor. Özellikle dar gelirli vatandaşları etkileyen bu duruma karşı Türk Telekom  önce sadece mart ayı için, sonra nisan ve mayıs ayları da dahil olmak üzere indirim yaptı.

Türk Telekom tarife değişikliği konusunda kendisini “Ses tarifelerinin dengelenmesi, Oger Telecom’un özelleştirme öncesi iş planının bir parçasıydı” sözleri ile savunuyor. Şirketin CEO’su Paul Doany turk.internet.com portalına yaptığı açıklamada “yalnizca yeniden dengeleme açısından bakıldığında, sabit ücretlerimizi şu anda arttırdığımızdan daha fazla arttırmamız gerekiyordu ama biz söz konusu artışı, 2004 yılında yapılan son artıştan bu yana geçen dönemde gerçekleşen enflasyon oranıyla sınırlamayı tercih ettik” sözlerini kullandı. Doany, sabit ücrete gelen artış konusunda da şunları söyledi “Avrupa’lı operatörlerde ses gelirleri içinde, sabit ücretin payı % 40-50 iken, Türk Telekom’da  % 28 idi. Şimdi bunun % 36’ya çıkmasını umut ediyoruz.”

Telkoder’in itiraz noktalarından ikisi, Türk Telekom’un “hakim piyasa gücü” olması nedeniyle tarifelerinin maliyet bazlı olarak tanımlanması gerekliliği idi ama Türk Telekom’un Telekomünikasyon Kurumu’na bir maliyet hesabı verdiği ve tarifelerin de buna göre yapıldığı bildiriliyor . Diğer yandan Telkoder’in en önemli talebi, bu fiyat değişikliğine uygun olarak kendi firmaları ile Türk Telekom arasında gerçekleştirilen arabağlantıya ödedikleri ücretlerin de düşürülmesiydi. Bu da Telekomünikasyon Kurumu’nun çalışmasıyla, alternatif telekomcular lehine 0,007 YTL düşürüldü.

Bu konularla ilgili Telekomünikasyon Kurumu ve Danıştay tarafında neler oluyor haftaya devam edeceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 10 Haziran 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish