Tag Archives: bilişim

Bilişimin 500 incisi açıklandı

M2S Araştırma ve Pazarlama Hizmetleri tarafından yapılan ve artık gelenekselleşen Bilişim 500 araştırmasının bu yıl 16.’sı gerçekleştirildi. Araştırmayı Bilişim 100 olduğu dönemlerden beri bildiğim için bu tören benim için biraz da bilişim sektörünün kat ettiği uzun ve meşakkatli yolu hatırlatan nostalji yolculuğu gibiydi. Araştırmanın ortaya koyduğu ve o günlerde sektör olarak hayal dahi etmediğimiz büyüme rakamlarına bakınca bilişim sektörü olarak Türkiye’de hiç de azımsanmayacak bir gelişme yaşandığını daha net gördüm…

DEVAMINI OKU

Kamu Bilişim Yatırımları 2015’te 3,7 Milyar Olarak Planlanıyor

Sözlerimize nazar değmesin diye başlayalım. 2002 yılında merkezi yönetim bütçesinden 203 adet bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) yatırım projesi için ayrılan ödenek 2015 yılı fiyatlarıyla yaklaşık 735 milyon TL iken, 2015 yılında bu değer 266 proje için 3,7 milyar TL’yi aştı. Kalkınma Bakanlığı Bilgi Toplumu Dairesi tarafından derlenen verilere göre 2002 yılından bu yana 5 kattan fazla bir artış kaydeden kamu BİT yatırımlarına 2015 yılı için 3 milyar 708 milyon TL ödenek tahsis edildi. 2014 yılında 2,9 milyar TL harcandığı dikkate alınırsa bu çok ciddi bir artış. Son beş yılda yaşanan büyük artışta özellikle eğitim sektöründeki projelerin etkisi bulunmakta.

DEVAMINI OKU

Bilişim, Demokrasi ve “15 Temmuz”

bilisim_demokrasi_15_temmuz“15 Temmuz” FETÖ darbe girişiminin, hain ve vahşi bir terör eyleminin üzerinden 1.5 ay geçti. Örgütün detayları ortaya çıktıkça, o gece ve öncesindeki konuşmalar ve yazışmalar ortaya çıktıkça, kendimize ‘Allahım, aklıma mukayyet ol’ demek ihtiyacı hissediyoruz. Darbe girişimi çok şükür ki başarı olmadı. Eğer, böyle bir darbe girişimi Türkiye’yi siyasi ve ekonomik açıdan büyük bir kaosa, büyük bir belirsizlik ve felakete sürüklese idi, önümüzdeki 50, 100 yılımız heba olacaktı. Türkiye, G20 Grubu’nun bir üyesi olarak, dünya ekonomisi ve siyasetinde seçkin ülkeler ile aynı platformu paylaşan, 2015 yılında G20 Grubu toplantılarına bir yıl dönem başkanlığı yapan bir ülke olarak, bir anda ağır siyasi ve ekonomik belirsizliklerle boğuşan bir Afrika veya Asya ülkesi konumuna düşürülmeye çalışıldı. Dünya ülkeleri arasında 1. ligde olan bir ülkeyi, Avrasya’nın kaderini değiştirecek Türkiye’yi, küresel bacağı da olan bir hain darbe girişimi ile, 4., hatta 5. lige indirmeye kalktılar.

Türk toplumunun demokrasiyi sahiplenmek adına ortaya koyduğu kahramanlık, feraset, bizi büyük bir felaketten kurtardı. Türk halkının ferasetinin en önemli sac ayaklarından birisini, 14 yıllık AK Parti iktidarında, ekonomi ve demokrasi alanında yapılan reformlar ve Türkiye’nin Avrasya’nın yükselen değeri ve bölgenin en seçkin ekonomisi olarak, Türk halkına kazandırdığı özgüveni de unutmamak gerekir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinde, yüzde 65’i kamunun kontrolünde olan bir Türk ekonomisinde, 1979-1989 döneminin kişi başına milli gelirde, ortalama 2 bin dolar düzeyinde seyrettiğini gözlemliyoruz. Ne acıdır ki, 1990 ile 1993 arası 4 bin dolara çıkan kişi başına milli gelir, 1994 krizinde bin dolar gerileyerek, 3 bin dolar düzeyine geriliyor ve ardından 2000 yılı sonunda yeniden 4000 dolara çıkıp, 2001 krizinde yeniden 3 bin dolara geriliyor. Her iki ekonomik kırılma ve kriz, Türkiye’de siyasi dönüşümleri de beraberinde getirdi ve önce 1994 yerel seçimlerinde gözlemlediğimiz bu siyasi dönüşüm, 2002 yılı kasım ayındaki genel seçimlerde AK Parti’yi tek başına iktidar yaptı.

Türkiye büyümede rekorlar kırdı

Tek parti iktidarı ile birlikte hızlanan ekonomik ve demokratik reformlar, 2004 yılı aralık ayında, Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne resmi olarak ‘aday ülke’ statüsüne getirdi ve 1 Ocak 2005’den itibaren müzakerelere başlayan Türkiye Ekonomisi’nde, ekonomik büyüme hızı, 2003’de yüzde 5.3’den, 2004’de yüzde 9.4, 2005’de de yüzde 8.4′ yükseldi. 2006 yılını yüzde 6.9 ve 2007 yılını da yüzde 4.7 ile tamamladık. 2008 yılında patlak veren ekonomik kriz ile, 2008 yılının ortasından itibaren, 5 çeyrek dönem sıkıntılı bir süreç yaşayan Türk Ekonomisi, Ekonomi Yönetimi’nin aldığı başarılı karar ve tedbirlerle, 2009 yılının son çeyreğinden itibaren, küresel ekonomide, bu kadar ağır bir küresel finans krizine rağmen, yeniden pozitif büyümeye dönen ender ülkelerden birisi oldu ve bu başarının bir sonucu olarak, 2010 yılında yüzde 9.2 ve 2011 yılında da yüzde 8.8 büyüme ile, Çin ve Hindistan ile birlikte, bu kadar ağır bir küresel kriz ortamında dahi, en yüksek büyümeyi yakalayan ilk 3-4 ülke arasında olmayı başardık.

Ekonomideki bu başarı, Türk iş dünyasının özgüvenini arttırdı; Türk halkının geleceğe güvenle bakmasını güçlendirdi ve Türk ekonomisinin yakaladığı bu başarı, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında, küresel finans krizine rağmen, 2005 ile 2013 arası, yılda ortalama 12 ile 15 milyar dolar arasında doğrudan yabancı sermaye yatırımı çeken bir ülke konumuna getirdi. Sadece gelişmiş değil, gelişmekte olan pek çok ülkenin büyümede zorlandığı ve bütçe açığı ile kamu borç yüküyle boğuştuğu bir dönemde, iyi bir büyüme performansı, kamu mali disiplini ve mükemmel sermaye yeterliliği oranlarına sahip bir ülke olarak öne çıkan Türk Ekonomisi,önce 2012 yılı kasım ayında uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch, ardından da 16 Mayıs 2013 yılında Moody’s tarafından ‘yatırım yapılabilir ülke’ derecelendirme notu seviyesine yükseltildi. Türkiye, küresel ekonomide başarıları konuşulan, ‘yatırım yapılabilir ülke’ düzeyine notu yükselmiş bir ülke olarak çekim merkezi olmuşken, daha Moody’s in notumuzu yükseltmesinden iki hafta sonra, önce ‘Gezi Parkı’ operasyonuna, ardından 17-25 Aralık 2013’de ‘yargı operasyonu’na maruz kaldı. “15 Temmuz” hain darbe girişimi, küresel bacaklı olarak, FETÖ üzerinden yürütülen hain operasyonun en vahşi ve 3. ayağı olarak karşımıza çıktı.

Türk halkının özgüveni ‘çelik’lendi

Ama hainlerin ve onların küresel taraftaki ‘üst akıl’ın hesap etmediği konu, Türk halkının son 14 yılda, ortalama yaşam standardı 10 bin dolara yükselmiş, 2.5 kat artmış; özgüveni tam anlamıyla kendine gelmiş; dünyaya 160 milyar doların üzerinde ihracat yapan, dünyanın en büyük 5. turizm ülkesi haline gelmiş bir ülkenin insanları olarak, yüksek bir feraset ile, yüksek bir ‘demokrasiyi sahiplenme’ bilinciyle, böyle bir hain darbe girişimine, milyonlarca kişi olarak sokaklara dökülüp, bu hain girişimi bertaraf edecekleri idi. Ekonomik ve demokratik reformlarla yaşam standartlarının yükseldiğinin ve Türkiye’nin yeterince katma değer üretemediği dönemlerde, 1950’lerden itibaren, defalarca, laik-dindar, sunni-alevi, sağ-sol, Türk-Kürt olarak, suni ayrıştırmalarla bölmeye çalışan her türlü iç ve dış hain girişimlerin tam anlamıyla farkında olan Türk halkı, Avrasya’da yakaladığı başarıyı ‘sıfırlamaya’ dönük bu hainliği, büyük bir bilinçle demokrasiye sahip çıkarak, tankların önünde durarak, bertaraf etti. Bu büyük başarı, Türk halkının yükselen özgüvenini tam anlamıyla ‘çelik’lendirmiştir. Bu çeliklenme ile, artık dost-düşman, herkes biliyor ki, Türkiye’yi bölmeye teşebbüs edenler, Türk halkının özgüveni ve feraseti karşısında ezilmeye mahkumdur.

Bilişimin gücü bir kez daha kendini kanıtladı

Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Rahmetli Özal, telekomünikasyon alanında ilk devrimsel değişimi başlatmış siyasetçiydi. 1980’li yılların sonlarında, 7-8 yıl içinde, Türkiye haberleşme sektöründe, Avrupa’nın pek çok önde gelen ekonomisinden daha iddialı bir haberleşme alt yapısı yakalamıştı. Ne yazık ki, Soğuk Savaş’ın bittiği 1990’lı yılların başından itibaren, siyasette ‘tek parti iktidarı’nın sona ermesi ve ‘koalisyon iktidarları’ dönemine girilmesi sonrasında, Türkiye ulaştırma ve haberleşme alanında ciddi bir gerileme yaşadı ve bilişim sektöründe çok sınırlı bir ilerleme kaydedebildi. 2002 yılı kasım ayında AK Parti’nin tek başına iktidar olması sonrasında, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığında, Başbakanımız Binali Yıldırım’ın ulaştırma ve haberleşme bakanlığını yürüttüğü dönemde, Türkiye olağanüstü bir ulaştırma ve haberleşme dönüşümü yaşadı ve bu dönüşüm, Türkiye’yi hava yolu taşımacılığında, Türk Hava Yolları’nı küresel bir marka olmaya, Türkiye’yi ise, küresel internet ağında, 120 ülkenin kavşak noktası olma noktasına taşıdı.

Türk toplumunun teknoloji ve akıllı cihazlara yatkınlığı, bilişim ve teknoloji alanında önemli bir mesafe kat etmemizi sağladı. Mobil cihaz penetrasyonu, mobil internet kullanıcı sayısı, internet ve genişbant kullanan abone sayıları itibariyle, dünyada en ciddi çıkışı yakalayan ülkeler arasında yer aldık. Bu performansımız,”15 Temmuz” hain darbe girişiminde, Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye’nin teknolojik alt yapısını kullanarak, özel sektör haber kanallarından Türk halkına hitap etmesi ile, Sayın Başbakanımızın bunun hain bir kalkış olduğunu duyurması ile, Türk halkının ‘demokrasi’ye sahip çıkması adına, tankları ve silahlı teröristleri durduğu bir kahramanlığa dönüştü. Bu noktada, gsm operatörlerinin, Türksat’ın, dijital yayın platformlarının o gece ortaya koydukları performans, yayınların kesilmemesi için verilen mücadele, Türksat’ta yayınların kesilmemesi adına, Demokrasi Şehidi olan kahramanlar, Türkiye’nin ‘bilişim’ alanında attığı başarılı adımların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiler.

Bu durum, Türkiye’nin bilişimde, ulusal genişbant stratejisinde, Türkiye’nin dört bir yanının en az 600 bin ile 1 milyon kilometre fiberoptik kabloyla donatılması, inovasyon ve yüksek katma değere yönelik teknolojilerde, yapay zeka, siber güvenlik alanlarında, mobil katma değerli servislerde daha atması gereken ne kadar adımı olduğunu ve bu adımları geciktirebilecek bir saati bile olmadığını gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan doğru ve zamanında müdahalesi ile, ‘4.5G’ olarak gerçekleştirilen gsm şebeke ihalesinin, 5G teknolojisinin de önünü açarak, Türkiye’yi 2023 hedeflerine taşıyacak yol haritası açısından ne kadar kritik önemde olduğunu bir kez daha gözlemlemiş olduk. Bu noktada, mobil teknoloji alanında, dünya ile rekabet edecek alt ve üst yapıları oluşturmak ve sektöre yönelik regülasyonlarda, artık ‘köhneleşen’ Avrupa’ya bakmak yerine, küresel rekabette fark atan Asya ekonomilerini daha fazla dikkate almamız gereken bir dönemden geçiyoruz. 15 Temmuz hain darbe girişiminin tüm unsurları bertaraf olduktan hemen sonra, bu konulara odaklanmamızda sonsuz yarar var.

Prof. Dr. Kerem Alkin – 1 Eylül 2016

Prof. Dr. Kerem Alkin kimdir?

DEVAMINI OKU

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarı nihayet atandı. @UDHB @Turk_Telekom @Turkcell @VodafoneTR @tcudhb @btkbasin @AydnMfit @hayrisuat

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarlığına Suat Hayri Aka atandı. 21 Haziran 2016 tarihinde yine burada “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarı bu hafta belli olur mu?” başlığıyla sizlerle paylaştığımız yazıda bahsettiğimiz atama iki ay gecikmeyle de olsa gerçekleşti.

DEVAMINI OKU

Benden duymuş olmayın… :) @Turk_Telekom @Turkcell @VodafoneTR @tcudhb @btkbasin

Dediğim gibi, benden duymuş olmayın… 🙂 Bu hafta yani 1-7 Ağustos 2016 haftası bilişim sektörü hele de telekom sektörü için çok önemli. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncesi Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve sorumluluğundaki sektörlerle ilgili Cumhurbaşkanlığı makamına sunulmuş tüm atama ve düzenleme yazılarının bu hafta onaylanması bekleniyor.

Bu yazılar neler derseniz bir kaç ipucu verelim. Müsteşarın atanması…. Bakanlık bünyesindeki çeşitli daire başkanlıkları ile genel müdürlüklerdeki yeni atamalar ve düzenlemeler… Bazı genel müdürlükler ile daire başkanlıklarının isimlerinin ve görev alanlarının kapsama alanının genişletilmesi veya değiştirilmesi…

Tüm olacaklar hakkında bilişim sektörünün büyük şirketleri tabii ki öngörü sahibi. Nitekim, özellikle telekom şirketleri gelmekte olan yeni yapıya uygun olacağını düşündükleri, çeşitli üst düzey yönetici değişikliklerini yapmaya bu hafta başlayacaklar. Bu anlamda öncelikle Türk Telekom’u yakından takip edin derim. Telekom şirketlerinin 1 Ağustos 2016 tarihinden itibaren tüm davranışları sektörde olacakların öncü habercisi olacak.

Sonuç olarak, şunu söyleyeyim. Her şey planlandığı gibi gerçekleştikten sonra bilişim sektörü çok değişecek. Hadi ipucu vereyim. 😉 Bilişim sektörü için her şey daha iyi olacak.

DEVAMINI OKU

Sektöre rekabette denge getirdi… @HuaweiDeviceTR

para_dergisi_10-16_Ocak_2016Bu haftaki dergimizde (Para, 10-16 Ocak 2016) ülkemize ciddi anlamda yatırımlar yapan Çinli Huawei şirketinin yaptıklarının bir kısmından bahsettik. Detaylara girmeyeceğim. Dergi alınmalı… Ve… Okunmalı.

para_dergisi_ekonomist_2015_yili_52_haftalik_toplam_satisGeçen hafta ekonomi (haftalık) dergilerinin 2015 yılındaki 51 haftalık performansını gösteren bir tablo yayınlamıştım. Çok ilgi çekti. Bu hafta o tabloyu 52 haftalık performans olarak güncelledim. Bir göz atın derim.

DEVAMINI OKU

Bu yıl bunları konuşacağız…

para_dergisi_3-9_Ocak_2016Dokuz yıldır her hafta yazmaya çalıştığım, mutfak ekibinin de yayınlamaya çalıştığı yazılarımı fırsat buldukça burada arşivlemeye çalışıyorum. Neyse, nostalji yapmayacağım. İnşallah, ömrümüz olur da 10.yılımızda güzel bir nostalji yazısı yazmak nasip olur.

Bu haftaki dergimizde (Para, 3-9 Ocak 2016) 2016 yılında hayatımıza girecek teknoloji trendlerini yazdım. Detaylara şimdilik girmeyeceğim. Dergi alınmalı… Ve… Okunmalı.

para_dergisi_ekonomist_2015_yili_satislariDergimizin bu sayısında dikkatimi çeken bir detayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Genel Yayın Yönetmenimiz Oğuz Demir’in Editör köşesinde bir tablo var. O tablonun yazıyla ilgisi yok. Sadece bu dergiye emeği geçenlerin ödülü var. O tablonun oluşmasında emeği geçen herkesi kutluyorum. Özellikle de siz okurlarımız koca bir teşekkürü hak ediyorsunuz.

Tabii ki rakibimiz Ekonomist dergisini de kutluyorum. Çünkü onların varlığı ve bu kulvarda bizi yalnız bırakmamaları, bizleri yaptığımız iş konusunda çok daha fazla motive ediyor.

Herkese teşekkürler.

DEVAMINI OKU

Bilişim telekom STK’larının ilgili bakanlıklardan istekleri

Geçtiğimiz hafta değindiğimiz Diyalog toplantısının satır aralarına devam ediyoruz. Siz de görceksiniz ki bu satır araları  bir hayli dolu. 19 Bilişim ve Telekom Sivil Toplum Örgütünün (STK), Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binal Yıldırım ile gerçekleştirdiği ve 100 kişinin katıldığı “Diyalog Toplantısı” sırasında bakanlıkla STK yetkilileri arasında karşılıklı bir görüşme yapıldı. Bu görüşmede derneklerin ilettiği sorunları kısaca özetlemeye çalışacağız.

Sorunlar ve dolayısıyla da talepler 10 ana başlıktan oluşuyordu. Bunlar şöyleydi:

1.AR-GE Talepleri

2.Offset anlaşmaları

3.Kamu ihalelerinde yerli ürün ve hizmetlere pozitif ayrımcılık

4.Eleman konusu

5.Sektörün envanter

6.Telekomünikasyoncuların talepleri

7.Katma değerli servislerin önündeki engellerin kaldırılması

8.Elektronik atık konusu

9.Bulut Bilişim ve Veri Güvenliği konusunda düzenleme gerekli

10.Bakanlıklar arasındaki koordinasyon

Bu taleplerin tabii ki en az bir bu kadar da alt başlıkları oluştu. Hepsine detaylı bir şekilde maalesef değinemeyeceğiz. Fakat bizim altını çizmek istediğimiz bir kaç tane ana başlık var. Bunlardan ilki AR-GE talepleri ile ilgili. Bu konu tartışılırken yazılım sektörü için “Yerinde AR-GE Eleman” zorunluluğu 50 araştırmacıdan 5’e indirilmeli şeklinde STK’lardan Bakana talep geldi. Bu talep konuyu sulandırmaktan başka bir şey değildi bizce. Tamam 50 yüksek, kabul ediyorum. Fakat elinizi vicdanınıza koyun 5 nedir? Bence bu konuda daha orta bir rakamda anlaşılmalı. Şayet bakanlık tarafı 5 rakamını kabul ederse bu konunun nasıl istismar edileceğini benim anlatmama gerek var mı?

Yine AR-GE Talepleri başlığı altında konuşulan alt konulardan biri de “İnternet Kafeler” idi. Son yıllarda her nedense internet kafeler ülkemizde günah keçisi haline getirildi. Oysa orada ciddi bir ekonomi var ve bir boşluğu dolduruyorlar. Türkiye’de her türlü zorluğa rağmen 25.000 üzerinde internet kafenin bulunduğu ve buralara giden milyonlar seviyesindeki insan dikkate alındığında, bu kafelerin daha sağlıklı ortamlar haline dönüştürülmesi ile ilgili projeler üretilmeli ve internet kafeler günah keçisi olarak görülmekten vaz geçilmeli.

Altını çizmek istediğimiz diğer bir konu Offset anlaşmaları  hakkındaydı. Dünyada eskiden beri yapılan “Offset” anlaşmaları, bir pazara, bir şirkete ya da kamuya mal satmak isteyen firmalara, satmak istediği proje-hizmet ile ilgili olarak yapılacak çalışmaların bir kısmını o pazardaki kaynaklarla sağlaması ve bu yolla kazandığı parayı aynı pazara bırakması anlamına geliyor. 3G ihalesinde konulan, lisans alacak operatöre 500 mühendisli ARGE merkezi kurma zorunluluğu ve altyapı yatırımında kullanacağı cihaz ve bu cihazların kurulması için yapılacak hizmetlerin yüzde 40’ını yerli KOBİ firmalardan alma zorunluluğu bu tür bir çalışmaydı. Benzer bir şekilde, AB’nin HP, Nokia gibi firmalara geçtiğimiz haftalarda koyduğu “700.000 yeni iş yaratma” anlaşması da aynı kapsamda bir gelişmedir. Bilişim-telekom STK’ları da bu tür anlaşmaların çok daha fazla arttırılması gerektiği düşüncesinde. Biz de bu düşünceye sonuna kadar katılıyoruz. Fakat konuyu sadece donanım ve eleman tarafıyla görmeyip için yazılım ve internette eklenmeli. İnternet yayıncılığının sınır tanımaması nedeniyle, zaman zaman büyük para gücü olan yabancı firmaların üstünlüğü yüzünden yerel yayıncılar istedikleri yere gelemeyebiliyor. Bunun önlenmesi gerekir. Google’ın Fransa’da yaptığı gibi, Türkiye’den kazandıklarının bir kısmını yerel yayıncılarla paylaşmasının yolu açılmalıdır.

Diyalog toplantılarının ilki bizce çok başarılı oldu. Şimdi bu toplantıların arkasının gelmesi gerekiyor. Yani belli periyotlarla tekrarlanması ve kurumsallaşması lazım. Şayet bunu başarabilirse toplantıda konuşulan alt başlıklardan biri olan “Bilişim-Telekom Strateji Geliştirme Platformu kurulması” konusu kendiliğinden gerçekleşecektir.

(Bu yazının bir kısmı 3 Mart 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim-Telekom Sektörü ne kadar hacme sahip?

Bilgi ve iletişim teknolojileri diye adlandırılan yabancıların ICT (Information Communication Technology) dediği sektöre ben bundan sonra Bilişim Telekom Sektörü diyeceğim. Çünkü  ilginçtir Bilgi ve İletişim Sektörü dediğimizde nedense kimse üstüne alınmıyor. Herkes ya Bilişimci ya da Telekomcu. Gelelim konumuza.

ABD’de 2007’de yapılan bir araştırma, 1975-1995 aralığında, ABD ekonomisinin 2/3’ünü bilişim-telekom sektörünün taşıdığını ortaya koyuyor. Hem yurtdışına sattıkları Microsoft, IBM vb. ürünleri, hem de kendi ülkelerindeki kuruluşların kullandığı bilişim ürünleri yoluyla verimliliğin artması şeklinde.

Yani bu bilişim-telekom sektörü denilen endüstri, günümüzün en önemli alanı. Bir ülkeyi bir üst lige çıkarabilir. Bu nedenle de, İngiltere’sinden, Hindistan’ına herkes bilişim-telekom konusuna eğilmiş ve destekler vermeye çalışıyor durumunda.

Peki ülkemizde durum nedir? Maalesef kötü; daha doğrusu yüzde 80-90 ithalata dayalı bir sektör oluşmuş durumda. Çok çeşitli bilişimci veya telekomcu firmaların verdiği rakamlar üst üste konduğunda karşımıza çıkan rakam 24-60 milyar aralığında olmakla birlikte, telekom operatörü firmalarının cirolarını bir kenara alırsak, geriye kalan miktar içindeki yerli katkı rakamının 800 milyon dolar civarında olduğunu görürüz.

Bana göre bu rakamın düşüklüğündeki en önemli neden; geçmiş yılların hükümetlerinin bilişim sektörünün anlamını ve yaratabileceği katma değeri anlayamamış olmasıdır. Fakat AK Parti hükümeti; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım sonrasında olmak üzere, son 5 yılda bu konuda epeyce yol aldı. Binali Yıldırım ve bağlı kuruluş BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) bilişim-telekom sektörü ile çok yakın ilişki halindeler.

Aynı kapsamda olmak üzere, geçen hafta ITO Cemile Sultan’da bilişim-telekom sektörünün STK’ları ile basınının katıldığı küçük görünen ama özünde büyük bir toplantıya katıldım. Hayli az sayıda misafirin rağmen bakanın ilgi gösterip katıldığı toplantıdan yukarıda bahsettiklerimle ilgili ilginç notları aktarmak istiyorum.

Öncelikle bir sektörün sivil toplum örgütleri ile ilgili bakanlık yetkililerinin “Diyalog Toplantısı” başlığı altında bir araya gelmeleri ve dertlerini karşılıklı tartışmalarını olumlu bulduğumu ifade edeyim. Toplantıların devam etmesi de iyi olacaktır. Toplantıdan da aldığım diğer bir izlenim, birden fazla ilgili bakanlığın katılması daha olumlu olacaktır. Örneğin Maliye Bakanlığı gibi.

Toplantının bence en olumsuz yanı, Bakanının toplantıya geç gelmesi, hem kendisinin, hem de sektör temsilcilerinin yorgun halde olması anlamına geldi. Bence organizasyonun daha hassas yapılması ve bu tür konulara dikkat edilmesi gerekli.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı  Binali Yıldırım, son değişiklik sonrası kabinenin  en uzun süreli bakanı haline geldi ki, biz de havacılık sektörüne ya da karayollarına baktığımızda aynı düşüncedeyiz. İcrası en başarılı bakanların başında geliyor.

Toplantı sırasında gösterdiği performans da bana bunu bir daha gösterdi. Sabah 8:30’da başladığı belirtilen günü gece yarısına kadar sürdürürken, gayet aktif ve yerli yerinde cevaplar veriyordu. Zaten toplantının hemen başında da sektörün uluslararası tarafına (Google, Facebook, Apple, vb.) “Eğer Türkiye’den para kazanıyorsan, buraya da birşeyler bırakmalısınız” mesajını verirken, yerli tarafına “Cari açık nereden geliyor, sadece benzinden mi?” diyerek ithalat yerine üretime ve de oradan marka yaratmaya ağırlık vermeleri konusunda mesaj verdi.

Diyalog toplantısına sayıları 19 olduğu belirtilen Bilişim-Telekom Sivil Toplum Örgütü başkan ve üyeleri katıldı. Toplantının özelliği, STK’ların taleplerini toplu olarak bakan başta olmak üzere bakanlık yetkililerine iletmesi üzerinde kuruluydu.

(Bu yazının bir kısmı 24 Şubat 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Çok şey kaçırıyorsunuz, farkında mısınız?

CeBIT Bilişim Eurasia Fuarı’nda binin (rakamla 1000) üzerinde şirket, 45 farklı sektöre yönelik kurumsal çözümlerini tanıttı. Tüm bunlar olup biterken gözlerimiz teknoloji şirketlerini arayıp durdu beyhude yere…

Bir düşünün, Avrasya’nın en büyük teknoloji fuarı yapılıyor, ülkenin önde gelen teknoloji şirketleri bu fuara yalnızca “ziyaretçi” olarak katılıyorlar. CeBIT Bilişim Eurasia, bu yıl 10 yaşına bastı. Bu rakamı az bulanlar, bu fuarın “Bilişim” geçmişini de  iyi hesaplamalılar. Yani bu fuarın arkasında önemli bir bilgi birikimi ve tecrübe var. Eh, 10 yıl önce “Bilişim” markasının önüne bir de CeBIT eklendi. Almanya’nın Hanover kentinde CeBIT Fuarı’nı düzenleyen Messe, bu fuarın kalitesine inanmış, Türkiye’deki potansiyeli görmüştü bir kere… Peki ya ülkemizdeki teknoloji şirketleri?.. Onlar ne kadar görüyorlardı geleceği?

Türkiye’nin, hatta dünyanın en önemli şirketlerinden biri Turkcell… Bu yıla dek, CeBIT Bilişim Eurasia’nın ana sponsoru olarak, müthiş bir itici güç oluşturmuştu. Ancak bu yıl, Turkcell ne fuara sponsor oldu, ne de katılımcı oldu. Diyebilirsiniz ki, kriz var… Ya da daha ileri gidin, bu bir ticari karardır, bize söz söylemek düşmez deyin dilerseniz… Ama ben öyle yapmak niyetinde değilim müsaadenizle… Turkcell, her ne olursa olsun bu fuarda olmalıydı. Sadece Turkcell mi? Kesinlikle hayır. Vodafone, Avea, Türk Telekom, General Mobile, Samsung, LG, Nokia, Arçelik, Beko, Vestel ve bunlar gibi “Ben teknoloji şirketiyim” diye iddiası olan tüm şirketler bu fuarda yerini almalıydı. Gariptir, oysa anlaşmışlarcasına hiçbiri bu fuara katılmamıştı. Ne oldu da bu fuara katılmadılar peki? Yoksa bu fuarın bir yerlerde ipi çekildi de bizim mi haberimiz yok?

Alan deseniz Maaşallah yayla gibi, dönüm dönüm… Ziyaretçi deseniz, fuar kentten o kadar uzak olmasına rağmen uzayıp gidiyor kuyruklar… Peki niye katılmaz bu fuara bizim teknoloji şirketlerimiz? Hadi Turkcell’le ilgili bir iddia var ortalıkta dolaşan… Efendim, söylentiye göre Turkcell, bu fuar için ayırdığı 2 milyon doları, İstiklal Caddesi’nin bir yıllık kullanım hakkı için Beyoğlu Belediyesi’ne harcamış. Güzel hoş harcasın da, koca Turkcell’in bütçesinde bu fuar için de bir şeyler yok muydu acaba? Son anda Bilişim Zirvesi’ne sponsor olmak yeterli mi?..

Microsoft’ta görev yaptığından beri yakından izlediğim Süreyya Ciliv’in başarılı bir yönetici olduğu konusunda kimsenin bir kuşkusu yok. Ciliv’in birçok yönetici adayına rol model olduğunu düşünüyorum. Hem Amerika’yı iyi biliyor, hem de Türkiye’nin kendine özgü yapısını… Onunla hep gurur duydum. Ancak son altı aydır, Turkcell, önemli iletişim hataları yapıyor.

Turk Telekom’a ne demeli? Önceki yıllarda ana sponsor Turkcell olduğu için fuar yönetimine sürekli serzenişte bulunan Türk Telekom bu yıl doğan fırsatı neden değerlendirmedi? Danone’deki başarılı yönetimi sayesinde Vodafone’un başına gelen Serpil Timuray’da beni hayal kırıklığına uğrattı. Samsung, LG ve Nokia’nın tek amaçları sadece paramızı almak. Onlardan zaten bir sağduyu beklemiyorum. Fakat General Mobile’ın neden basireti bağlandı? Arçelik, Beko ve Vestel ülkemizde sadece televizyonların reklam kuşaklarında gördüğümüz dünya markalarımız!.. Herhalde reklam yapmaktan ve devlet desteği ile yurt dışı fuarlara katılmaktan vakit bulamadılar.

Kısacası, söyleyeceğim şudur. Bu fuarı sevmeyebilirsiniz. Fuarı organize edenleri sevmeyebilirsiniz. Fuarın tarzını beğenmeyebilirsiniz. Daha bir sürü sevmediğiniz ve beğenmediğiniz gerekçeniz olabilir. Fakat artık ülkemizin bir markası olan ve uluslararası bir kimliğe bürünen bu fuarı yok sayamazsınız. Üstelik Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün açılışını yaptığı ve himayesine aldığını açıkladığı bu fuarı görmezden gelirseniz milletimize çok büyük bir terbiyesizlik yapmış olursunuz. Bu fuar artık bu ülkeye ve millete mal olmuştur. Sizlere düşense bu ülkenin büyük markaları olarak büyüklüğünüzü göstermek ve içine düştüğünüz güç kirlenmesinden sıyrılarak üstünüze düşeni yapmaktır.

(Bu yazının bir kısmı 11 Ekim 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish