Tag Archives: Apple

Tablet pazarı nereye gidiyor?

Tabletler hayatımıza bir girdi pir girdi. Fakat şimdilerde eski popülerlikleri yok gibi görünüyor. Nitekim küresel tablet pazarında büyük bir hayal kırıklığı var. 2015 yılının dördüncü çeyrek sonuçlarını henüz öğrenemedik ama üçüncü çeyreğinde, dünya genelinde tablet satışı yüzde 12.6 oranında azaldı.

DEVAMINI OKU

Sculley, Generali destekli Obi WorldPhone ile rövanşı alabilecek mi?

Teknoloji gazetecileri son zamanlarda mesailerinin büyük bir kısmını yeni çıkan cep telefonlarını incelemekle geçiriyorlar. En önemli soru acaba bu telefonun neresi farklı? Sizlerde bu kadar telefonun neresi farklı derseniz; “Aslında yok birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız” esprisini yaşı yetenler için hatırlatalım. Bugün pazarı iOS işletim sistemini kullanan iPhone ile Android işletim sistemini kullanan bir kaç telefon markası kontrol ediyor.

DEVAMINI OKU

Gelecek yıl cep telefonları daha hızlı olacak

Cep telefonu artık olmazsa olmazımız. Herkesin vücudunun bir parçası durumunda. Herhalde harici bir uzuv vücutla ancak böyle bütünleşebilirdi. 15 yıl öncesi ile günümüzdeki telefonlar arasında gerek görünüm gerekse de teknoloji açısından farklılık devasa boyutlarda. Bugün her biri birer taşınabilir bilgisayara dönüşen ve akıllı dediğimiz cep telefonlarını ile ilgili iki temel şikayet var. Birincisi pil ömrü. Neredeyse her gün en az bir kez şarj edilmeye ihtiyaç duyan bu telefonlar enerji oburlukları yüzünden kullanıcılarının canını sıkıyor. İkinci şikayet ise hızlarının kullanıcıyı tatmin etmemesi. Bu telefonlar için yazılan uygulamaların gittikçe daha komplike olması ve yazılımların mevcut donanımları teknik olarak daha üst seviyelere zorlaması yüzünden maalesef hızları düşüyor. Bu duruma bir de kullanıcıların uygulama açlığı eklenince akıllı telefonlar ne yapsın?

DEVAMINI OKU

Navigasyonun geleceği

Teknolojide geleceğin en büyük rekabet alanlarından biri harita uygulamaları, diğer bir deyişle yön bulma yani dilimize yerleşmiş şekliyle navigasyon olacak. Bu konuda hafızamızı tazeleyip geçmişe bakarsak daha iki yıl önce Google ve Apple arasında harita rekabeti yaşanmış ve Apple harita yazılım ekibinin işine son vermişti. Çünkü gerek iş amaçlı gerekse de turizm amaçlı geziler arttıkça trafiğin karmaşası insanları bu tür uygulamaları kullanmaya yönlendiriyor. Bu yönlenme artık sadece bir navigasyon uygulaması kullanmak şeklinde değil, kullanıcıya zaman kazandıracak uygun ulaşım yollarını gösterecek uygulamaları kullanma şeklinde olmaya başladı.

Tüm bunlara aralarındaki uçurum her ne kadar büyük olsa da dünyanın önde gelen arama motorları Google ve Yandex’in ülkemizdeki rekabeti de eklenince bu konunun ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor. Bu konuda işin ülkemiz açısından güzel tarafı ise her ikisini de yerli harita yazılımcılarından hizmet alması.

Bu alanın gelecekte neden önemli olacağını şöyle anlatalım. Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinde sürücüsüz araç testleri bir hayli arttı. Önümüzdeki yıllardan itibaren çok sayıda sürücüsüz araç örneğini trafikte görmeye başlayacağız. Aynı şekilde insansız hava taşıtları da yer trafiği ile birlikte hava trafiğinde aktif olacak. Bütün bunlar gelişmiş harita ve navigasyon yazılımlarına ihtiyaç duyacak. Araç üreticilerinin hem araç güvenliği, hem güvenli iletişim platformu (araç kullanırken telefonla konuşma ve SMS yazma, okuma) için araç içi entegre görüntü sistemlerine telefon yeteneklerini kazandırması yetmeyecek. Ayrıca harita ve navigasyon sistemleri de bu bağlantı yeteneğini kullanarak, trafikte, otoparkta, yakıtta, aramada başta olmak üzere yeni yetkinlikler kazandıracak. Ulaşacağı noktada mevcut otoparkların doluluk oranlarını, fiyatlarını görmelerini, gerekirse rezervasyon yapmalarını sağlayacak. Yol üzerinde kendi fiyat aralıklarına yakın yakıt istasyonlarını canlı, güncel fiyat bilgileri ile filtreleyebilmesini önerecek. Bütün restoranlar, mağazalar da buna dahil olacak.Yerel arama yaparak, bulunduğu yere yakın yeme içme, otomotivle ilgili veya banka vb. gibi yerlerin yanında, içeriklerine göre, mesela istediği filmi gösteren sinemalar gibi sorgulamalar elinize gelecek. Yani sözün özü trafiksiz daha hızlı ulaşım rotalarını kullanmalarını sağlayacak. Tüm bu teknolojik gelişmelerin asıl rekabet alanı ise üç boyutlu haritalar üzerinde olacak.

Türkiye’de bu uygulamalar hemen hayata geçebilir durumda fakat bilgi ve fırsatlar otomatik güncellenebilir bir yasal yapıda değil. Google 25 otomotiv şirketi ile halen işbirliğini yürütüyor.

Bu konuda dünya devlerine hizmet veren, internet ve mobil uygulamalar için harita ve navigasyon yazılımını denince akla ilk gelen en yetkin şirketlerin başında Başarsoft geliyor.

Başarsoft harita ve yazılım hizmetini bir adım öteye götürmüş. Bunu okul ve işyeri servislerinde görüyoruz. Google, Yandex gibi dünya devleri ile çalışan Başarsoft’un son 4 yıldır yol, piyasa gibi bütün şartları dikkate alarak geliştirdiği servis yönetim yazılımı olan Rotaban, işletmelere hem taşımacılık maliyetlerini kontrol edebilmeyi, hem de verilen hizmeti tüm çalışanlara adil bir şekilde sunmayı hedefliyor.

Başarsoft mühendisleri tarafından tasarlanan Rotaban’ı, personel taşıma hizmeti alan kurumsal firmalar için rota hesaplama, optimize etme, görselleştirme ve yönetim sistemi olarak ifade edebiliriz. Rotaban’ın amacı; kurumlar için personellerin araçlara göre dağılım planlamasını oluşturmak, bu araçların belirlenen kriterler doğrultusunda optimuma en yakın rotalarını, kendine özel altyapısı sayesinde hızlı bir şekilde hesaplamak, görselleştirmek ve servis hizmeti sisteminin sürdürülebilir bir yönetimini sağlamak.

Hep söylerim. Yerli markalarımıza yeterki sahip çıkalım. İnanın bana arkası fazlasıyla gelecektir.

(Bu yazının bir kısmı 15 Mart 2015 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Neden Samsung kullanmıyorum?

Cep telefonlarının ülkemizdeki satış fiyatları uzun zamandır aklıma takılan bir konuydu. Geçtiğimiz yılın Ekim ayında araştırmaya başlamıştım. Fakat bir türlü yazıya dökmek gündem yoğunluğundan mümkün olmadı. Gerçi bugünlerde de bilişim sektörünün gündemi oldukça yoğun. Her şey toz duman. Ümit ederim tüm hengame bir an önce sona erer de tüm taşlar yeniden yerine oturur.

Ülkemizde en çok satan cep telefonu diyince insanların aklına iki marka geliyor. Birisi Samsung’un Android tabanlı telefonları diğeri Apple’ın iPhone’u. Ne hikmetse bu telefonlar ülkemizde başlangıçta oldukça pahalı fiyatlardan piyasaya sunuluyor. İlerleyen süreçte her ne kadar fiyatları biraz gerilese de yine de yüksek kalıyor.

Samsung’un Galaxy S4’ünü ele alalım. Bu telefon ile ilgili sayfamızdaki tabloya baktığınızda maliyet detayını göreceksiniz. Bu telefonun maliyeti 236 dolar. Bunu ürettiğinizde diğer bir deyişle montajladığınızda maliyeti 244 dolara çıkıyor. Ülkemiz para cinsinden bu maliyetin karşılığı 500 ile 550 TL arasında. Yani bir Samsung telefonun tabir-i caizse en baba maliyeti 550 TL. Ülkemize 2.000 TL civarında satış fiyatıyla giren bu telefon şu sıralar e-ticaret sitelerinde 1.200 ile 1.600 TL arasında satılıyor. Maliyeti ile satış fiyatı arasındaki farkın hâlâ yüzde 100’den fazla olması nedense bana çok anlamlı gelmiyor. Gelemiyor.

samsung-maliyet

Ya Apple’ın yaptığına ne demeli? Maliyeti 199 dolar olan iPhone 5s ülkemizde 3.000 TL’nin üzerinde bir satış fiyatıyla pazara girmişti. Halen fiyatı 2.000 TL’nin üzerinde. Yani şöyle söyleyelim 450 TL maliyetli telefon ülkemizde 2.000 TL’ye satılıyor. Kimse bana ürün kalitesinden pazarlama stratejisinden bahsetmesin. Her ne kadar bir tarafım BTK’yı suçlasa da serbest piyasa ekonomisine inanan biri olarak ben bunu tamamen biz tüketicilerin cahilliğine bağlıyorum. Sizce başka bir açıklaması var mı?

Rakamlar bu kadar çıplak ve net bir şekilde ortada. Bunlar benim uydurmalarım değil. Yararlandığım kaynakları isteyene gönderebilirim. Birisi çıkıp bana bunları izah ederse çok sevinirim. O birisi de umaraım bu firmaların ülkemizdeki yetkilileri olur.  Bu yetkililerin yerel satış fiyatlarının belirlenmesinde etkili olduğunu düşünüyorum. Umarım “merkez böyle istiyor” şeklinde bir açıklamayla karşıma gelmezler. Çok kızgınım onlara, çok. Bir insan ülkesinin sömürülmesine nasıl olurda kendisini alet ettirir.

Biz tüketicilere de bir çift sözüm var tabii ki. Dünyada bireyler cep telefonlarını iki yılda bir değiştiriyorlar. Bizde ise bu altı aydan daha yeni yeni dokuz aylara çıkış durumda. Aylık konuşma süresinde dünyada kimse elimize su dökemiyor. Ne yapıyoruz biz? İyi miyiz? Derdimiz nedir? Bu sorularıma cevap verecek birisi var mı?

samsung-donanim

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim. Cep telefonu alırken ihtiyacınızı giderecek bir cep telefonu alın. Bunun içinse öncelikle ihtiyacınızın ne olduğun belirleyin. Sırf hava atmak veya toplumsal prestij diye pahalı telefon almayın. Elinizde 3.000 TL’lik cep telefonu ile belediye otobüsünde konuşmanın nasıl bir tatmini vardır ben bilmiyorum. Denemeyi de düşünmüyorum.

Şunu da unutmadan belirtmek istiyorum. Mobil operatörler, bu konularda sizde daha duyarlı olun. İnsanlara tarifeye ek cep telefonu kampanyası yaparken ne olur fiyat konusunda sıkı pazarlık yapın. Bu ülkenin kıt kaynaklarının yurt dışına çıkmasına aracılık etmeyin. Demiyorum ki pahalı telefonları portföyünüzde bulundurmayın. Fakat bunlara abonelerinizin sahip olması konusunda daha sıkı kriterler getirin.

Umarım cep telefonu satın alması ve kullanması konusunda daha duyarlı bir toplum oluruz.

(Bu yazının bir kısmı 30 Mart 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

En Hızlı Kim? Samsung’u Benchmark Hilesine İten Neden Nedir?

Cep telefonu pazarında en hızlı kim? Ey pazar payı yarışı, ey rekabet, meğer nelere kadirmişsiniz. Etik değerleri ve gelenekleri ile tanıdığımız doğu milletlerini bile yoldan çıkarıyormuşsun.

Apple’ın tedarikçisi iken tablet pazarına Galaxy markası ile giren, daha sonra cep telefonuna yönelen Samsung bugün cep telefonu pazarının lideri konumunda. Firma Apple ile uzun süre ve pek çok ülkede aynı anda karşılıklı davalaşmalar yaşadıktan sonra yeni versiyonunu geçen yıl ABD’de şaşalı bir törenle tanıtmıştı.

Bugün Apple ve Samsung, biri iOS, diğeri Android işletim sistemi ile pazarın 2 lideri konumundalar. Samsung biraz daha önde, çünkü  Apple ilk 4 versiyonla yakaladığı heyecanı artık oluşturamıyor. Çok farklı değişiklikler getiremiyor.

Samsung ise yenilikler yapmasının yanısıra performans konusunda da iddialı. Fakat bir de bakıyoruz. İddiası aslında hileliymiş. Mart ayında pazara sürdüğü Samsung Galaxy S4’ün Geekbench 2 gibi bazı benchmark testlerinde aldığı skorlar son derece yüksekti ve iPhone 5, LG Nexus 4 ve HTC One gibi akıllı telefon cihazlardan çok daha iyi bir performansa sahip olduğu söyleniyordu. Ancak Samsung’un bu testlere yönelik özel kodlar yazdığı ve cihazın söz konusu testlerde maksimum performansa çıkacak, bunun dışındaki sıradan günlük kullanımda ise daha düşük performansla çalışacak şekilde tasarlandığı ortaya çıktı.

İlk olarak bir forum sitesinde yapılan bir paylaşımla ortaya çıkan, sonrasında ise bir ürün inceleme sitesinin yaptığı derinlemesine inceleme ile daha da pekiştirilen bu iddiaya göre Samsung, sadece benchmark testlerinde cihazın ekstra performans sağlamasına yönelik özel kodlar yazmış. Bu kodların işletim sistemi destek dosyaları içinde TwDVFSApp.apk adlı dosyada net bir biçimde görülebildiği söyleniyor. Böylece Samsung Galaxy S4’ün GPU’su, normalde örneğin 480Mhz’de çalışırken benchmark testlerinden birisine (AnTuTu ve GLBenchmark gibi) tabi tutulduğunda bir anda 532MHz’de çalışmaya başlıyormuş. Benzer bir biçimde CPU’nun da benchmark testlerinde ekstra performans verecek şekilde tasarlandığı saptanmış.

Bu sonuçlar, Samsung’un benchmark testlerinde bilerek ve isteyerek hile yaptığını ortaya koyuyor. Analistler, benzer bir durumun özellikle 90’larda pek çok bilgisayar sistemi için geçerli olduğunu ve benchmark testlerinde hile yapmanın o dönemde sıradanlaştığına dikkat çekmekteler.

Samsung olayın duyulması sonrasında bir açıklama yaptı  ve “Normal koşullar altında, Galaxy S4 533 MHz’e kadar performansla çalışır. Status barının olmadığı, video player, kamera, tarayıcı gibi tam ekran uygulamalarda daha yüksek performans gerekir. Galaxy S4 için maksimum GPU frekansları kullanılan uygulamaya göre değişir. Benchmark sonuçlarını değiştirmek amacımız yok.” dedi. Ama bu açıklamada yazılımdaki ilgili satırlarla ilgili bir detay bulunmuyor. Adeta açıklama yapmak için açıklama yapmış durumundalar.

Diğer yandan günümüzde sadece benchmark testleri son tüketiciye hiçbir şey ifade etmiyor ve tüketiciler bir cihaz satın alırken, o cihazın GPU, CPU rakamlarına değil önce tasarımına ve kullanıcı deneyimine göz atıyorlar. Dolayısıyla Samsung’un kimin aklına uyduğu ve niye böyle bir hileye başvurduğunu kestirmek zor. İlerleyen zaman içinde Samsung’un daha tatmin edici açıklamalar yapacağını ümit ediyoruz. Hatta bekliyoruz.

(Bu yazının bir kısmı 18 Ağustos 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Steve Jobs’un başarısının sırrı

Başlığa aldanmayın. Bu yazı size Jobs ile ilgili bir şeyler anlatmayacak. Başlığımızdaki cümle Haziran ayı spam raporuna göre e-postalarda en sık rastlanan başlık oldu. Spam raporunu hazırlayansa Kaspersky Lab. Bu rapora göre istenmeyen e-postalarda en sık rastlanılan başlıklar “Apple’ın kurucusu Steve Jobs’un başarısın sırrı” ve “Apple ürünlerinde büyük indirimler” şeklindeydi.

Bu rapora göre istenmeyen e-posta trafiği Haziran ayında, yüzde 1.4 puan artış göstererek, ortalamada %71.1’e ulaştı. E-postaların %1.8’inde, bir önceki aya göre yüzde 1 puan düşüşle, zararlı eklentiler bulundu.

Rapor, spam üreticilerinin Apple’ın kurucusu Steve Jobs’un ismini etkin bir şekilde kullandıklarını gözler önüne sermesi açısından önemliydi. Haziran ayındaki istenmeyen e-postaların başlığı, alıcıları ünlü iş adamının başarısının sırrını öğrenmeye davet ederken, mesajın içeriğinde ücretsiz eğitim seansları için bir reklam bulunuyordu. Mesajı düzenleyenler, katılımcılara sadece 1,5 saatte hobilerini nasıl karlı bir işe dönüştürebileceklerini öğretmeyi taahhüt ediyordu. Steve Jobs’ın ismi de dikkat çekmek için kullanılmıştı.

Apple’da şok indirim

Bu da diğer önemli bir başlıktı ve bu başlığı taşıyan istenmeyen e-postalar da Apple ürünlerinde inanılmaz indirimler teklif ediliyordu. Dolandırıcılar, e-postanın daha güvenilir görünmesi için “Kimden” alanına şirketin adını yazdılar; ancak kullanılan e-posta adresinin Apple firması ile bir ilgisi yoktu. Bu e-postaları oluşturanlar, ürünlerin sınırlı sayıda olduğuna ve alıcıların acele etmesi gerektiğine özellikle vurgu yaptılar. Bu aldatmaca ile yapılmak istenen, kullanıcıların karar almalarını hızlandırarak, ürünlerin siparişi için bağlantıyı hemen tıklamalarını sağlamaktı.

Spam üreticileri tarafından kullanılan bir diğer sahtekarlık da ABD üniversitelerine kayıt ve online eğitim teklifleri oldu. Bu e-postalarda, başvuru formlarının bulunduğu sayfaya yönlendiren bağlantılar bulunuyordu. İlginç olansa her e-postada bulunan web adreslerinin birbirinden farklı olması ve bu adreslerin e-postanın gönderildiği gün oluşturulmuş olmasıydı. Büyük olasılıkla bu toplu e-postaları gönderenler, kullanıcı verilerini bu şekilde toplamak istediler.

Çıkarmamız gereken sonuç

Kaspersky Lab’in hazırladığı bu spam raporu haksız kazanç sağlamak isteyenlerin neler yapabileceğini Apple firması özelinde bize gayet net bir şekilde gösterdi. Çıkarmamız gereken ders ise fırsat sunan her e-postaya balıklama atlamamamız gerektiğidir. Bu tür e-postalardan ilgimizi çeken olursa gelen e-postayı önce detaylıca inceleyelim. Yani verilen linklerin asıl bağlantılarına bakalım. Olmadı ilgili firmayı arayıp soralım. Hiçbir şey yapamıyorsanız internetten adı geçen firmayı bulup sitesindeki ilgili e-postaya size geleni gönderip sorun. Olmadı telefon edin.

İnternet dediğimiz dünyada gerçek dünyanın bir izdüşümüdür. Neticede yeni bir dünya olduğu için hala yasal boşluklar bulunmakta ve bu boşluklar yeni mağduriyetlere sebebiyet vermektedir. Bu yasal boşluklar giderilene kadar biz bireysel kullanıcılara büyük sorumluluklar düşmektedir. En büyük sorumluluğumuzda kendimizi ve yakın çevremizi bu tür tehlikelerden haberdar etmektir. Kimse üzülmek istemez.

(Bu yazının bir kısmı 4 Ağustos 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

NSA protestoları

Geçtiğimiz haftalar sizlerle paylaştığımız ABD’deki dinleme skandalı bugünlerde bambaşka bir şekle dönüşüyor. Şöyle ki; Firefox’un geliştiricisi Mozilla Vakfı, Reddit, 4Chan ve WordPress gibi şirketler, NSA’in telekulak ve teknik takip (Prism-Prizma) skandalına karşı StopWatching.Us adlı bir kampanya başlattılar. Online aktivist grupların da destek verdiği kampanya 4 Temmuzda yani ABD’nin bağımsızlık gününde başlatıldı. Kampanyanın başlama tarihi 4 Temmuz seçilerek ince bir mesaj verildiği söyleniyor. Online aktivist gruplar, hükümetin tüm vatandaşlarını keyfine göre takip ettiği bir ülkede bağımsızlıktan söz edilemeyeceği görüşündeler. Diyecek bir şeyimiz yok.

Bu protesto eylemlerini kimler organize ediyor derseniz onu da söyleyelim: “Fight for Future ve Internet Defence League”. Bu iki grup tarafından organize edilen protesto eylemlerine 30.000 kadar internet sitesinin destek verdiği ve açılış sayfalarına StopWatching.Us temalı mesajlar yerleştireceği açıklandı. Ayrıca ABD’nin pek çok şehrinde NSA’i protesto amaçlı gösteri ve yürüyüşlerin düzenleneceği de belirtildi. Şu ana kadar herhangi bir hareket göremediğimizi belirtmek isterim. Tüm bu yapılacak eylemlerin ortak amacı, tüm ABD vatandaşlarının kişisel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasını sağlamak ve mantıksız arama ve el koyma işlemlerine karşı ortak bir tepki geliştirebilmek olarak açıklandı.

Gelelim dinleme skandalının NSA ile işbirliği yapan internet devlerine. Eylemlere şu aşamada Google, Facebook, Microsoft vb. gibi şirketlerin açıktan destek vermeyecekleri söyleniyor. Gizli nasıl destek verecekleri ise merak konusu. Zaten bu şirketlerin NSA’le işbirliği yaptıklarının açıklanmıştı. Buna rağmen bu eylemlere destek vermeleri halinde bu hareketlerinin nasıl isimlendirileceğin söylememize gerek yok sanıyorum. Eylemleri organize eden gruplar adına yapılan bir açıklamada ABD hükümetinin tüm dünyada insanları sistematik bir biçimde izleyip dinlediği ve insan haklarını hiçe saydığı vurgulanıyor. Söz konusu protestoların SOPA yasa tasarısından beri ABD’de yapılan en kapsamlı protesto olduğu iddia ediliyor.

Gelelim bu eylemlerin sosyal medyada nasıl yankılandığına. StopWatching.Us eyleminin sosyal medyada da geniş bir yankı uyandıracağı söylenmiş olsa da şimdiye dek bu eylem ne dünya geneli TT (trending topic) listelerinde ne de ABD’nin yerel TT listelerinde görülmüyor. Gerçekten çok büyük boyutlara ulaşıp ABD hükümetine bu konuda geri adım attırır mı? Yoksa sönüp gider mi? İlerleyen günlerde nasıl bir gelişme göstereceğini bizde merakla bekliyoruz.

İşin ilginç tarafı düzenleyen gruplar açıklamalarında bu kampanya için bağış toplanacağını ve bu bağışlarla birlikte TV ve gazete reklamları ile geleneksel medyada da kampanyayı yaygınlaştıracaklarını belirtiyorlar.

Görünen o ki ABD’de patlak veren bu dinleme skandalı uzun süre gündemde kalacak görünüyor. Üstelik bu skandalın patlak vermesine sebep olan Snowden’in İngiliz gazeteci Sarah Harrison tarafından gizlendiği ve Rusya’ya getirildiğini düşününce insanın aklına bir çok şey geliyor. Sarah Harrison’un dünyayı sarsan Wikileaks skandalında da görünmeyen baş aktör olduğunu dikkate alırsak ortaya bir çok komplo teorisi çıkıyor.  En akla yatanı da İngilizlerin Amerikalılara nedendir bilinmez bir şeylerden ötürü kızgın olduğu ve bu tür olaylarla Amerikanın dünyadaki imajını sarstıkları şeklinde. Bu bilinmeyen nedenin 2007’de NSA’in başlattığı Prizma programına karşılık İngiltere Resmi İletişim Karargahının 2011’de başlattığı Tempora programı arasındaki kavga olduğu şeklinde söyentiler var. Kavganın sebebi olarak da Tempora’nın Prizma’dan teknoloji olarak daha üstün olması söylenenler arasında. Tüm bu olanlarda nedense Fransızların DGSE (Direction Generale de la Securite Exterieure – Dış Güvenlik Genel Direktörlüğü) ve Almanların BND’sinin (Bundesnachrichtendist – Federal İstihbarat Servisi) esamesi okunmuyor bile.

İngiltere ile ABD arasında bir post kavgası gibi görünen bu olayların nasıl sonuçlanacağını zaman biz gösterecektir.

(Bu yazının bir kısmı 14 Temmuz 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Dinledik, dinliyoruz, dinleyeceğiz…

Geçtiğimiz hafta The Guardian ve Washington Post gazetelerinde çıkan yazılarla NSA’in (National Security Agency) dinleme ve izleme yaptığını  öğrendik. Gerçi bilinmeyen bir şey değildi. İhtiyaç duyulduğu kadar yapıldığı düşünülüyordu. Fakat boyutları öğrenildiğinde olay skandala dönüştü. Olayın kahramanı yani bu konuları basına sızdıran kişi kendini gizlemedi. Edward Snowden adında 29 yaşlarında eski bir CIA çalışanıydı. Bir dönem CIA’de çalışan, sızıntıların gerçekleştiği tarihte ise NSA için taşeron olarak strateji ve danışmanlık hizmetleri veren Booz Allen Hamilton firmasında çalışan Snowden, sızıntıları gerçekleştirmesindeki tek amacın ABD yönetiminin halk adına ve halka karşı yaptığı faaliyeti gözler önüne sermek olduğunu söylüyor. Ulvi bir amaç olarak görünüyor.

Snowden, The Guardian’a verdiği demeçte, ABD ulusal istihbarat yapılanmasında çatı konumunda olan NSA’in tüm iletişimi (sabit telefon, cep telefonu, e-posta, vs…) izleme yetkisine ve yeteneğine sahip olduğunu ve bu sayede otomatik olarak tüm bir ulusun iletişiminin izlendiğini söyledi. Şöyle ki; NSA çalışanlarının, birisinin e-postalarına veya telefonuna bakmak istediklerinde sadece bu teknolojiyi kullanmalarının yeterli olacağını söyleyen Snowden söylediği her şeyin kayıt altına alındığı bir dünyada ve böyle bir toplumda yaşamak istemediğini açıklıyor. Snowden ayrıca şu anda Hong Kong’da bir otelde olduğunu ve İzlanda elçiliğine siyasi sığınma talebinde bulunacağını bildirmişti. Şimdilerde ise nerede olduğu bilinmiyor.

Bu iddialar içinde yer alan işin firmalar bölümü ise şöyle. Söz konusu iddiada Microsoft, Google, Apple, Facebook vb. firmaların kendi veritabanlarına erişebilmesi için NSA’e erişim yetkisi verdiği  şeklindeydi. Microsoft, Google, Apple ve Facebook gibi internet devleri hemen yalanlama yayınlamışlardı. Buna karşın hem NSA, hem de Obama bunun yıllardır yapılan standart bir istihbarat hareketi olduğunu ve FISA yasasıyla uyumlu olduğunu duyurarak firmaları ters köşeye yatırmışlardı. İşin ilginç yanı da aslında bu zira teknik takibin skandala dönüşmesinin sebebi, ABD’nın kendi vatandaşlarını da dinlediği iddiası. Yoksa FISA yasası yabancı vatandaşlar için ABD istihbarat kurumlarına zaten böyle bir yetki vermekte ve kimse de bu garip uygulamadan rahatsız oluyor gibi gözükmemekte.

İşin birazda magazinel ve ekonomik tarafında bakalım. NSA’in teknik takip ve dinleme skandalıyla birlikte, George Orwell’in 1984 adlı romanı da Amazon’da en ciddi yükselişi sergileyen kitaplardan birisi oldu. Amazon.com’un saat başı güncellediği verilere göre 1984, son 24 saat içinde satış rakamını %156 artırarak en çok satanlar listesinde 112. sıraya dek tırmanmış durumda. George Orwell’ın 1947-1948 yıllarında kaleme aldığı kitap, bir ara, satış rakamını %9500 oranında artırmış durumdaydı.

Konu sansür, teknik takip, devlet eliyle yapılan izleme ve dinlemeler olduğunda George Orwell’ın 1949 yılında basılan 1984 romanı, referans olarak verilecek eserlerin başında gelir. Bu eser, alegorik bir anlatımla gözetleme devletini tanımlayan ve düşünce suçunun tanımının yapıldığı ilk kitaplardan birisidir. Bu skandalın patlamasıyla 1984 yeniden gündeme geldi ve satış patlaması yaptı.

Amazon.com’un verilerine göre, Orwell’ın 1984 romanı artırdığı  satışları ile en çok satanlar listesinde 112. sıraya dek tırmanmış durumda. Elbette bu satış patlamasının tek sebebi bu skandal değil. Aynı zamanda bu hafta kitabın basılmasının 64. yıldönümü. Ancak elbette asıl etkenin NSA skandalı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

ABD ulusal güvenlik kurumu olan NSA, 1978 yılında çıkartılıp daha sonra 11 Eylül saldırıları ardından kapsamı genişletilen FISA (Yabancı İstihbarat Takip Yasası) çerçevesinde yıllardır teknik takip ve iletişim izlemesi yapan bir kurum. Yani gücünü zaten yasalardan alıyor. Biz de durum ne dersiniz? Bilmiyorum. Bir Snowden de bizden çıkar bakarsınız.

(Bu yazının bir kısmı 16 Haziran 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Teknoloji dünyasının 2012’si

Yeni yılda teknoloji dünyasında neler olacak? Bu soruyu neden sorduk. Çünkü, her biten yılın son haftaları veya yeni yılın ilk haftaları içinde adettendir bu tür konular işlenir. Biz de teknoloji dünyasına baktık ve şunları gördük.

Kişiselleşen Bulut Bilişim
Gelecekte ne olacağı hakkında zaman zaman bazı uzmanlar şüpheye düşsede Bulut Bilişim firmaların kullanmaya devam edecek. Fakat Bulut Bilişim kendisine yeni bir hedef kitle edinecek. Bu hedef kitle bireyler olacak. Yani Bulut Bilişim kişiselleşecek. Ağırlıklı olarak firmaların kullanımındaki bulut’un, diğer mobil ürünlere de uygulanabileceğini ve her 5 kişiden 1’inin bulut kullanıcısı olacağı tahmin ediliyor.

Tabletler
Dünyada da Türkiye’de de 2012 tabletlerin yılı olacak. Tablet fiyatları düşüşe geçecek ve buna bağlı olarak da kullanımı yaygınlaşacak. iPad’e rakip olarak gösterilen Amazon’un Kindle Fire’ının iPad kadar pahalı olmamasından dolayı şu sıralar rağbette. Fakat 2012’de bu başarısını devam ettiremeyecek gibi görünüyor. Çünkü bir çok alternatifi çıkabileceği gibi Apple iPad 3’ü çıkartarak iPad 2’nin fiyatını sürpriz bir şekilde 300 dolar civarına indirebilir. Fakat tüm uzmanlar şunda hemfikir: Hemen hemen aynı donanımların kullanıldığı tablet piyasasında kazananın içerikte farkındalığı yakalayan taraf olacak

RIM’i tablette hüsran bekliyor
2011 RIM için hüsran yılıydı. RIM, PlayBook tabletle zaten hüsrana uğradı. Derken BlackBerry servisiyle kullanıcılarını kısa bir süre önce tekrar hüsrana uğrattı. Talihsizlikler 2011’de RIM’in başını çok ağrıttı. Dolayısı ile RIM’in geleceği hakkında net konuşmak oldukça zor. RIM yeni yılda PlayBook için yeni uygulamalar çıkararak sarsılan imajını toparlamaya çalışacak. Fakat yaşayabileceği yeni hüzranlar RIM’i dönüşü olmayan bir yola sokabilir.

Ultrabook geliyor
Toshiba, LG, HP ve Lenovo çoğu dizüstüden daha hafif olan Intel çipli ve daha uzun pil ömürlü Ultrabook’larını 2011’de piyasaya sürdüler. Bu pazarda HP başarılı olacak gibi görünüyor. HP, TouchPad’i çıkarmasından sadece 2 ay sonra 900 dolar gibi bir fiyatla ilk Ultrabook’u olan Folio’yu piyasaya sürdü. Folio’nun en büyük özelliği ise pil ömrünün 9 saat olması.

Tabletler ile Ultrabook’lar arasında bir savaş yaşanır mı? Bize sorarsanız bu savaşın olup olmayacağını Asus’un 2012 Haziran ayında  çıkaracağı dokunmatik ekranlı ve tam klavye destekli Ultrabook’a pazarın göstereceği tepki olacak.

Microsoft’un yeni silahı Windows 8
Microsoft, son zamanlarda Android tabletler ve Apple karşısında oldukça fazla güç kaybetti. 2012 yılında çıkartacağı Windows 8 ile tabletler ve Ultrabook’lar rekabetinde söz sahibi olmaya çalışacak.

Gerçek olan şuki Microsoft, Windows ile PC pazarında hala lider konumunda. Windows 8 ile Windows PC kullanıcılarının ilk defa dokunmatik sisteme geçecek olması tablet pazarında Microsoft’un tutunmasını sağlayabilir. Diğer taraftan Windows 8’in 2012 yılında satışları beklendiği gibi olmayacak. Çünkü firmalar daha yeni yeni Windows 7’ye yatırım yapıyorlar.

Bahsedilen bütün bu teknolojik gelişmelerin hangi ölçüde gerçekleşeceğini yeni yılda hep beraber göreceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 1 Ocak 2012 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2 3
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish