Tag Archives: Google

Kişisel veriler konusunda ABD ne kadar güvenli?

Geçen hafta Avrupa Birliği Adalet Divanı (EJC) çok önemli bir karara imza attı. EJC, 2000 yılında imzalanan “Safe Harbour” yani “Güvenli Liman” olarak adlandırılan ve AB vatandaşlarının kişisel verilerinin ABD’li firmalar (Örneğin: Microsoft, Facebook ya da Google) tarafından işlenmesine izin veren anlaşmanın artık geçersiz olduğuna karar verdi.

DEVAMINI OKU

Navigasyonun geleceği

Teknolojide geleceğin en büyük rekabet alanlarından biri harita uygulamaları, diğer bir deyişle yön bulma yani dilimize yerleşmiş şekliyle navigasyon olacak. Bu konuda hafızamızı tazeleyip geçmişe bakarsak daha iki yıl önce Google ve Apple arasında harita rekabeti yaşanmış ve Apple harita yazılım ekibinin işine son vermişti. Çünkü gerek iş amaçlı gerekse de turizm amaçlı geziler arttıkça trafiğin karmaşası insanları bu tür uygulamaları kullanmaya yönlendiriyor. Bu yönlenme artık sadece bir navigasyon uygulaması kullanmak şeklinde değil, kullanıcıya zaman kazandıracak uygun ulaşım yollarını gösterecek uygulamaları kullanma şeklinde olmaya başladı.

Tüm bunlara aralarındaki uçurum her ne kadar büyük olsa da dünyanın önde gelen arama motorları Google ve Yandex’in ülkemizdeki rekabeti de eklenince bu konunun ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor. Bu konuda işin ülkemiz açısından güzel tarafı ise her ikisini de yerli harita yazılımcılarından hizmet alması.

Bu alanın gelecekte neden önemli olacağını şöyle anlatalım. Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinde sürücüsüz araç testleri bir hayli arttı. Önümüzdeki yıllardan itibaren çok sayıda sürücüsüz araç örneğini trafikte görmeye başlayacağız. Aynı şekilde insansız hava taşıtları da yer trafiği ile birlikte hava trafiğinde aktif olacak. Bütün bunlar gelişmiş harita ve navigasyon yazılımlarına ihtiyaç duyacak. Araç üreticilerinin hem araç güvenliği, hem güvenli iletişim platformu (araç kullanırken telefonla konuşma ve SMS yazma, okuma) için araç içi entegre görüntü sistemlerine telefon yeteneklerini kazandırması yetmeyecek. Ayrıca harita ve navigasyon sistemleri de bu bağlantı yeteneğini kullanarak, trafikte, otoparkta, yakıtta, aramada başta olmak üzere yeni yetkinlikler kazandıracak. Ulaşacağı noktada mevcut otoparkların doluluk oranlarını, fiyatlarını görmelerini, gerekirse rezervasyon yapmalarını sağlayacak. Yol üzerinde kendi fiyat aralıklarına yakın yakıt istasyonlarını canlı, güncel fiyat bilgileri ile filtreleyebilmesini önerecek. Bütün restoranlar, mağazalar da buna dahil olacak.Yerel arama yaparak, bulunduğu yere yakın yeme içme, otomotivle ilgili veya banka vb. gibi yerlerin yanında, içeriklerine göre, mesela istediği filmi gösteren sinemalar gibi sorgulamalar elinize gelecek. Yani sözün özü trafiksiz daha hızlı ulaşım rotalarını kullanmalarını sağlayacak. Tüm bu teknolojik gelişmelerin asıl rekabet alanı ise üç boyutlu haritalar üzerinde olacak.

Türkiye’de bu uygulamalar hemen hayata geçebilir durumda fakat bilgi ve fırsatlar otomatik güncellenebilir bir yasal yapıda değil. Google 25 otomotiv şirketi ile halen işbirliğini yürütüyor.

Bu konuda dünya devlerine hizmet veren, internet ve mobil uygulamalar için harita ve navigasyon yazılımını denince akla ilk gelen en yetkin şirketlerin başında Başarsoft geliyor.

Başarsoft harita ve yazılım hizmetini bir adım öteye götürmüş. Bunu okul ve işyeri servislerinde görüyoruz. Google, Yandex gibi dünya devleri ile çalışan Başarsoft’un son 4 yıldır yol, piyasa gibi bütün şartları dikkate alarak geliştirdiği servis yönetim yazılımı olan Rotaban, işletmelere hem taşımacılık maliyetlerini kontrol edebilmeyi, hem de verilen hizmeti tüm çalışanlara adil bir şekilde sunmayı hedefliyor.

Başarsoft mühendisleri tarafından tasarlanan Rotaban’ı, personel taşıma hizmeti alan kurumsal firmalar için rota hesaplama, optimize etme, görselleştirme ve yönetim sistemi olarak ifade edebiliriz. Rotaban’ın amacı; kurumlar için personellerin araçlara göre dağılım planlamasını oluşturmak, bu araçların belirlenen kriterler doğrultusunda optimuma en yakın rotalarını, kendine özel altyapısı sayesinde hızlı bir şekilde hesaplamak, görselleştirmek ve servis hizmeti sisteminin sürdürülebilir bir yönetimini sağlamak.

Hep söylerim. Yerli markalarımıza yeterki sahip çıkalım. İnanın bana arkası fazlasıyla gelecektir.

(Bu yazının bir kısmı 15 Mart 2015 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Google, İspanya’daki haber servisini kapattı

Avrupa ile ABD arasında her alanda devam eden rekabet savaşı Google ile yeni bir safhaya taşındı. Avrupanın ABD’yi Google özelinde zorladığı savaşın en güçlü silahı “Telif hakları”. Telif hakları yıllardır ABD’nin tüm dünya üzerindeki en güçlü hukuki silahı oysa. Şimdiyse Avrupa, İspanya üzerinden bu silahı ABD’ye karşı test ediyor. 1 Ocak 2015 tarihinde İspanya’da yürürlüğe girecek olan bu yasa tabii ki Google’ı kızdırdı. Google’da bunun üzerine bir açıklama yayınladı ve İspanya’daki haber servisinin kapatıldığını duyurdu.

İspanya’nın yeni kanunu uygulanmaya başladığında, Google, link verdiği İspanyol yayıncılara bedel ödemek zorunda kalacaktı. Google 2 yıl kadar önce Fransa ile aynı konu çerçevesinde bir anlaşma yapmış ve Fransız yayıncılara 60 milyon Euro vermeyi kabul etmişti. Benzer birer anlaşma Belçika ve Almanya ile de yapılmıştı. İspanya ile neden böyle bir anlaşmaya yanaşmadı sorusunun ise bir çok cevabı söz konusu olsada ağırlık kazan cevaplar şunlar:

1.İspanya bu 3 ülke kadar para kazandırmıyor, o nedenle vazgeçilebilir bir ülke ; (Google News sorumlusu Richard Gingras, “Google News İspanya’yı şimdilik kapatmak zorundayız” derken, Google’un arama motorundan yayınlanan haberlerden para kazanmadığını söylemiş)

2.Google para anlaşmalarının artık daha fazla ülkeye yayılmasını istemiyor. Bir yerde dur diyor ya da bir blöf yapıyor (ki Gingras’ın “şimdilik” kelimesine dikkat)

3.Ya da Google bambaşka bir konudaki testini gerçekleştiriyor. Biliyorsunuz, 28 kasımda Avrupa Parlamentosu Google’un ana işine balta vuran bir karar aldı. Bu kararla ilgili gelişmeler sürerse, Google’un en büyük para kaynağı yok olabilir (beraberinde koca bir SEO endüstrisi de).

Google’un bu süreçteki uzlaşma yaklaşımı karşılık bulamamış. Hem AB’nin hem de Google’un bu dönemde karşılıklı bir “ne olacak” dönemi sürüyor. Google’un en büyük kozu ise “kullanıcılar”. Google belki de bu kullanıcıları nasıl kullanabileceğini, İspanya üzerinden ve daha tehlikesiz bir alanda test ediyor olabilir.

İspanya’daki haber servisini kapatma gelişmesi, önemli; Avrupa ile ABD arasında 4-5 seneden bu yana alevlenen “internetten kim, ne kadar para kazanacak” kavgası var. ABD internet konusundaki öncülüğünün faydasını, bu alandaki büyük firmalarla görüyor.

Bu firmalar Avrupa pazarında yoğun kullanılan, en çok parasını bu nedenle Avrupa’dan kazanan firmalar ama vergi ödememek konusunda ısrarlılar.

Bir yandan da Avrupa’lı telekom operatörlerinin “Bizim yaptığımız genişbant yatırımları, ABD’li OTT firmaların para kazanmasına yarıyor.” şikayetleri var.

Bunlar birleştirilince, Avrupa’nın internet konusundaki dengesiz para kazanmaya karşı çözüm yolları aradığı görülüyor.

Bu kavga daha çok sürecek gibi görünüyor.

(Bu yazının bir kısmı 21 Aralık 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yerli arama motoru

IAB Türkiye, belli aralıklarla yaptığı dijital reklam yatırımları araştırmalarından sonuncusu olan ve 2014 Ocak–Haziran dönemini kapsayan AdEx-TR dijital reklam yatırımları araştırmasını açıkladı. Açıklamaya göre, dijital reklam yatırımları 2014’ün ilk altı aylık döneminde, toplamda 650 milyon TL’ye ulaştı.

Fakat ülkemizin barındırdığı iki önemli faktörden dolayı reklam harcamalarının ilk altı aydaki gibi olmama riski var. Birinci faktör, revize edilen genel ekonomik beklentiler. Bu durum internet dünyasında reklam harcaması yapan firmaların bazılarını temkinli olmaya itebilir. İkinci faktör ise içinde bulunduğumuz sıcak coğrafya. Bu sıcak coğrafyada gerilim daha da artması tüm ülkenin dengelerini etkileyebilir. Bu durum doğal olarak internet harcamalarına da yansıyacaktır. Fakat tüm bu ihtimallere rağmen her durumda yılsonu itibariyle rakamın bir milyar TL’yi rahatlıkla geçebileceğini tahmin etmek zor değil.

Şimdi de açıklanan rakamların detaylarına biraz bakalım. Açıklanan sonuçlara göre, display reklam yatırımları altı aylık toplamı 247 milyon TL oldu. Display yatırımlardaki artış yüzde 14.8 düzeyinde gerçekleşti. Display reklamlar kategorisinde en büyük artış yüzde 38.4 ile video reklam yatırımlarında görüldü. Video reklam yatırımları 43 milyon TL oldu. Gösterim ya da tıklama bazlı reklam yatırımları yüzde 10.2 oranında büyüyerek 172 milyon TL’ye ulaştı. Sponsorluk dijital reklam yatırımları ise yüzde 11.4 artarak, 19 milyon TL’ye çıktı. Gelir paylaşımlı reklam yatırımları ise yüzde 21.2 büyüme ile 13 milyon TL’ye erişti.

2014 yılı AdEx-TR verilerine göre, altı aylık dönemde en yüksek pay 335 milyon TL’lik yatırım ile arama motoru reklamlarının oldu. Arama motoru reklam yatırımları, 2013’ün aynı dönemine göre yüzde 25.4 oranında arttı. Arama motoru reklam yatırımlarının alt kategorilerinde yer alan ücretli sıralama yatırımları yüzde 24.5 oranında artarak 221 milyon TL olurken, arama motoru görüntülü reklam yatırımları yüzde 27.3’lük artışla 114 milyon TL oldu.

Her ne kadar arama motorları özelinde bu rakamların nasıl dağıldığını bilemesek de bu rakamlardan anladığımız ülkemizdeki dijital reklam pazarının kaymağını Google’ın aldığı şeklinde bir düşünceye sahibiz. Gittikçe ülkemizdeki bilinirliğini ve pazar payını artırdığını gözlemlediğimiz Yandex’in bu açıklanan rakamlarda küçük oranlara sahip olduğunu düşünüyoruz. Gerçi samimi düşüncemiz bize ait bir arama motorumuz olsa şeklindedir. Fakat mevcut şartlara baktığımızda bu hayalimizin gerçekleşme ihtimalinin şimdilik uzak bir ihtimal olduğunu görüyoruz. Hiç olmazsa arama motorları arasındaki pazar payının bir nebze de olsa dengeli dağılması, safiyane dileğimiz.

Mobil reklam yatırımlarının altı aylık dönemdeki artışı ise yüzde 25.1 oldu. Yatırım toplamı ise 25 milyon TL’ye çıktı. Bu kategoride yer alan, mobil gösterim reklam yatırımlarında yüzde 37.1, mobil opt-in SMS/MMS yatırımlarında ise yüzde 18.3 büyüme gözlemlendi.

IAB’nin 2014 ilk altı aylık dijital reklam yatırımları verilerine göre, internet ilan sayfası reklam yatırımları 37 milyon TL’ye ulaştı. Giderek büyüyen e-posta ve oyun içi reklamlar ise altı aylık dönemde 3’er milyon TL oldu.

Umarız ülkemiz internet reklam pazarı istikrarlı büyümesini sürdürürken pazardaki yerli oyuncular çoğalır. Yerli arama motoru mu? Sabırla bekliyoruz.

(Bu yazının bir kısmı 19 Ekim 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Kimse bana internet yasağı demesin

Geçtiğimiz hafta ülkemizde Birleşmiş Milletlerin sahipliğinde çok önemli bir etkinlik yapıldı. Bu etkinlik hayatımızın artık vazgeçilmezi olan internet ile ilgiliydi. Etkinliğin ismi IGF yani Internet Yönetişimi Forumu (Internet Governance Forum) beş gün sürdü. Toplantıya tüm dünyadan internetin sosyal, politik ve teknik ilgililileri katıldı. Temel amaç, internetin yönetilmesi ile ilgili sorunların ve geleceğinin tartışılmasıydı.

Ülkemizde düzenlenen bu toplantıda, bakanlıklar, politikacılar, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, gazeteciler ve de internet severler olarak bırakın yeterliyi, vasat bir performans bile gösteremedik. Toplantıda BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) yetkilileri dışında hiç kimse yoktu desek abartmış olmayız. Etkinliği takip eden ülkemiz gazetecilerinin toplamı bir elin parmakları kadar bile değildi. Hele internet yasaklanamaz diye yeri göğü inletenler ise nedense oralarda hiç yoktular. Gerçi birileri bu etkinliğin alternatifi olarak aynı günlerde Ungovernance Forumu düzenlemiş. Takip etme fırsatım çok olmadı ama yukarıda bahsettiklerim orada da yoklarmış diye bir bilgi aldım. Fakat doğruluğundan emin değilim.

Hayatımıza artık iyice yerleşen internet, sınırları aşan niteliği nedeniyle pek çok konuda bu forumlar dizisinde çeşitli ülkelerde tartışılıyor. Bu konuların bazılarına, en son Brezilya’da Nisan ayında gerçekleştirilen NetMundial çerçevesinde bir göz atarsak şunları görüyoruz:

1.İnsan Hakları (dolayısıyla ifade özgürlüğü, mahremiyet, veriye erişim ve bilgi edinme hakkı gibi konular)
2.Kültürel ve lisan çeşitliliğinin korunması
3.Bütünleşik ve bölünmemiş bir ortamın sağlanması
4.Güvenlik ve internet esnekliğinin sağlanması
5.Açık ve dağıtık bir mimari
6.Yaratıcılığın ve yenilikçiliğin sürdürülebileceği bir ortam sağlanması
7.İnternet yönetişimi süreç ve prensiplerinin belirlenmesi
8.Açık standartlar

Şimdi bu konuları temel olan bazılarını biraz açalım; İnternet’i kuran bilim adamları, merkezi yerine dağıtık bir yapı oluşturmuşlar. Buna rağmen, kök sunucu dediğimiz, alan adlarının hangi sunucuda olduğunu çözümleyen yani bir anlamda internetin merkezi olan sunucular ABD’nin elindeydi. Son yıllarda çok tartışılan bu konuda, ABD bazı rahatlatmalar yapmaya çalışıyor. Mesela geçen yıl Singapur ve Türkiye’de açılan ICANN merkezleri bu stratejinin bir parçasıydı. Ama asıl NSA skandalı sonrasında ABD daha fazla adım atmak zorunda olduğunu hissetti ve sunucuları her yere dağıtacağı sözünü verdi.

Başka bir temel konu; son zamanlarda yükselen sansür endişeleri ile ülke içi internet (yani intranet) kurulması gibi konular var. İran’da bunun örneğini görüyoruz. Bunun bir nedeni sansür isteği olmakla birlikte, diğer nedenleri ülke kültürlerini korumak ya da Google, Twitter gibi internet devlerinin para kazandığı ve diğerlerinin kazanmadığı ortamı tersine çevirmek. Ama ülke içi internetler, bütünlüğü bozacak. Bu istenmiyor.

Açık standartlar tabi ki devamlı konuşulan konular arasında. Ama internetin güvenliği en önemli konulardan birisi. Ayrıca insan hakları, ifade özgürlüğü gibi konular da cabası.

IGF 2005 yılında Tunus’ta düzenlenen Dünya Bilişim Teknolojileri Zirvesi (WSIS) sırasında oluşturulmuştu. O günden bu yana dokuzuncu defa yapılıyor. İstanbul toplantısının organizasyonunu, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı adına Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) gerçekleştiriyor.

Ancak BTK’nın sorumluluğu sadece teşrifatla ilgili. Bir de üç paneli düzenlediler. Gerisi tamamen katılımcıların kendi düzenledikleri forumlar şeklinde ilerliyor.

Acı olan taraf ise şu: Vint Cerf, Neelie Kroes, Brezilya’lı bakan Virgilio Fernandes, Kathryn Brown, Ekim ayında ITU (International Telecommunication Union) Genel Sekreteri olacağı kesinleşmiş olan Çinli Houlin Zhao hepsi etkinlikteydi. Fakat ülkemizin gazetecileri maalesef yoktu. Sadece gazeteciler mi? Böylesine önemli bir toplantıda yeterli sayıda Türk politikacıları, akademisyenleri, telif hakçıları, hukukçuları, internetin sevenleri vd. de maalesef yoktu.

Eski bakanımız Binali Yıldırım’ın kulaklarını çınlatmadık desem yalan olur.

(Bu yazının bir kısmı 7 Eylül 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

2014’ün öne çıkaracağı teknolojiler

Görünen o ki; 2014 yılı, önceki yıllarda açıklanan teknolojilerin geliştirildiği ve yeni teknolojilerin duyurulduğu bir yıl olacak. Hadi, hep birlikte hayal edelim. Hafta sonları içinden çıkamadığımı AVM’lerden birinde en sevdiğiniz restaurantın önünden geçiyorsunuz. O sırada cep telefonunuza mesaj geliyor. Sevdiğiniz restaurantın size özel büyük bir indirim olduğunu söylüyor mesaj.

DEVAMINI OKU

Dikey sosyal ağlar bu sefer geliyor

Sosyal ağların (Facebook, Twitter, vb.) ne kadar popüler olduğunu anlatacak değilim. İnsanlar son üç yıldır soruyor. “Bundan sonra ne olacak?” Uzmanlar cevap veriyor: “Dikey sosyal ağlar büyüyecek.”  Peki böyle oldu mu? Biz cevap verelim. Henüz olmadı. Olacak mı? Olacak gibi görünüyor.

Konumuzu Facebook özelinden inceleyelim. “Yiğidi öldür hakkını  yeme.” demiş atalarımız. Her ne kadar Facebook’a sempatim olmasa da çok iyi yönetildiğini kabul ediyorum. Çok büyük bir şirket olmasına rağmen hantal değil. Hızlı hareket edebiliyor. Örneğin; Google, Google+ ile Facebook’un önemli eksikliklerinden birini çember mantığıyla çözmek için adım attıktan çok kısa süre sonra Facebook, akıllı listeleri hayata geçirdi. Bu konudaki tepki süresi Facebook çapındaki bir şirketten beklenmeyecek kadar hızlıydı.

Peki Facebook’u geçmek mümkün mü? Elbette mümkün. Ne zamanki Facebook’un yapısına çok ters düşen bir ihtiyaç ortaya çıkar da farklı bir sosyal ağ sitesi bunun üzerine giderek, Facebook’un uzanamayacağı bir alanda kendini konumlandırabilirse işte o zaman Facebook geçilebilir. Tabii ki bunu yapabilmek için sınırsız diyebileceğimiz bir kaynağa htiyaç var. Baktığımızda bu kaynakta sadece Google’da var görülüyor. Fakat buna rağmen Google, kendi sosyal ağını Facebook ve Twitter arasında bir yere konumlandırdı. Bunun sebebi Facebook o kadar büyükki, bu büyüklüğünden dolay rakiplerini kendi göre konumlamaya mecbur hissettiriyor.

İşte bu sebeplerden dolayı yeni sosyal ağ sitelerinin Facebook gibi geniş kitleleri hedefleyen yapılar değil, dar ama eksik kalmış alanlarda ortaya çıkması gerekiyor. Bu söylediklerimize örnek yapılar ise LinkedIn ve Xing. Çünkü bunlar sadece profesyonel iş yaşantısını hedefliyor. Dolayısıyla sadece bir şirketin çalışanlarını, sadece gezginleri, sadece engellileri, sadece doktorları, vb. hedefleyen ve sunduğu çözümlerle farkındalığını ortaya koyabilen yeni nesil sosyal ağların şansı olacaktır.

Örnekleri var mı diye baktığımızda karşımıza bir yerli bir yabancı iki örnek çıktı. Yerli örneğimiz Takiplen. Bu sosyal ağın şirketlere özel çözümleri oldukça dikkat çekici. Örneğin siz büyük bir kurumsunuz binlerce çalışanınız var. Çalışanlarınızın şirket ağından sosyal siteleri kullanmasını istemiyorsunuz. İşte burada devreye Takiplen giriyor ve sizin şirketinize özel sosyal ağ kuruyor.

Tüm çalışanlarınız bu ağa dahil olup oradan haberleşip yazışıyorlar. Tabii ki bu durum sizin bilgi işlem bölümü  çalışanlarınızın hayatını da kolaylaştırıyor. Olumlu ve olumsuz taraflarını anlatmak başka zamanın konusu. Fakat şirkete özel sosyal ağ konusunu kulak arkası etmeyin derim.

Yabancı şirkete örnek ise Atos. Atos ismini olimpiyatları  televizyondan seyreden herkes mutlaka görmüştür. Büyük organizasyonların bilişim alt yapısı üzerine çalışan uluslararası bir şirket. Atos uzun zamandır kendi şirket ağında özel bir sosyal ağ yazılımı kullanıyor ve bir kaç yıla kadar şirket dahilinde e-posta trafiğini kaldırmayı hedefliyor.

Uzmanlar son yıllarda dikey sosyal ağlar büyüyecek dedi. Hâlâ  da diyorlar. Büyüdü mü? Bizce yeterince büyümedi. Bugüne kadar yeni bir heyecan dalgası bile oluşturamadılar. Bundan sonra olur mu? Olacak gibi görünüyor. Olmazsa dikey kelimesi dünya tarihi boyunca ilk kez çok büyük bir hayâl kırıklığı yaşatacak.

(Bu yazının bir kısmı 28 Temmuz 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

NSA protestoları

Geçtiğimiz haftalar sizlerle paylaştığımız ABD’deki dinleme skandalı bugünlerde bambaşka bir şekle dönüşüyor. Şöyle ki; Firefox’un geliştiricisi Mozilla Vakfı, Reddit, 4Chan ve WordPress gibi şirketler, NSA’in telekulak ve teknik takip (Prism-Prizma) skandalına karşı StopWatching.Us adlı bir kampanya başlattılar. Online aktivist grupların da destek verdiği kampanya 4 Temmuzda yani ABD’nin bağımsızlık gününde başlatıldı. Kampanyanın başlama tarihi 4 Temmuz seçilerek ince bir mesaj verildiği söyleniyor. Online aktivist gruplar, hükümetin tüm vatandaşlarını keyfine göre takip ettiği bir ülkede bağımsızlıktan söz edilemeyeceği görüşündeler. Diyecek bir şeyimiz yok.

Bu protesto eylemlerini kimler organize ediyor derseniz onu da söyleyelim: “Fight for Future ve Internet Defence League”. Bu iki grup tarafından organize edilen protesto eylemlerine 30.000 kadar internet sitesinin destek verdiği ve açılış sayfalarına StopWatching.Us temalı mesajlar yerleştireceği açıklandı. Ayrıca ABD’nin pek çok şehrinde NSA’i protesto amaçlı gösteri ve yürüyüşlerin düzenleneceği de belirtildi. Şu ana kadar herhangi bir hareket göremediğimizi belirtmek isterim. Tüm bu yapılacak eylemlerin ortak amacı, tüm ABD vatandaşlarının kişisel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasını sağlamak ve mantıksız arama ve el koyma işlemlerine karşı ortak bir tepki geliştirebilmek olarak açıklandı.

Gelelim dinleme skandalının NSA ile işbirliği yapan internet devlerine. Eylemlere şu aşamada Google, Facebook, Microsoft vb. gibi şirketlerin açıktan destek vermeyecekleri söyleniyor. Gizli nasıl destek verecekleri ise merak konusu. Zaten bu şirketlerin NSA’le işbirliği yaptıklarının açıklanmıştı. Buna rağmen bu eylemlere destek vermeleri halinde bu hareketlerinin nasıl isimlendirileceğin söylememize gerek yok sanıyorum. Eylemleri organize eden gruplar adına yapılan bir açıklamada ABD hükümetinin tüm dünyada insanları sistematik bir biçimde izleyip dinlediği ve insan haklarını hiçe saydığı vurgulanıyor. Söz konusu protestoların SOPA yasa tasarısından beri ABD’de yapılan en kapsamlı protesto olduğu iddia ediliyor.

Gelelim bu eylemlerin sosyal medyada nasıl yankılandığına. StopWatching.Us eyleminin sosyal medyada da geniş bir yankı uyandıracağı söylenmiş olsa da şimdiye dek bu eylem ne dünya geneli TT (trending topic) listelerinde ne de ABD’nin yerel TT listelerinde görülmüyor. Gerçekten çok büyük boyutlara ulaşıp ABD hükümetine bu konuda geri adım attırır mı? Yoksa sönüp gider mi? İlerleyen günlerde nasıl bir gelişme göstereceğini bizde merakla bekliyoruz.

İşin ilginç tarafı düzenleyen gruplar açıklamalarında bu kampanya için bağış toplanacağını ve bu bağışlarla birlikte TV ve gazete reklamları ile geleneksel medyada da kampanyayı yaygınlaştıracaklarını belirtiyorlar.

Görünen o ki ABD’de patlak veren bu dinleme skandalı uzun süre gündemde kalacak görünüyor. Üstelik bu skandalın patlak vermesine sebep olan Snowden’in İngiliz gazeteci Sarah Harrison tarafından gizlendiği ve Rusya’ya getirildiğini düşününce insanın aklına bir çok şey geliyor. Sarah Harrison’un dünyayı sarsan Wikileaks skandalında da görünmeyen baş aktör olduğunu dikkate alırsak ortaya bir çok komplo teorisi çıkıyor.  En akla yatanı da İngilizlerin Amerikalılara nedendir bilinmez bir şeylerden ötürü kızgın olduğu ve bu tür olaylarla Amerikanın dünyadaki imajını sarstıkları şeklinde. Bu bilinmeyen nedenin 2007’de NSA’in başlattığı Prizma programına karşılık İngiltere Resmi İletişim Karargahının 2011’de başlattığı Tempora programı arasındaki kavga olduğu şeklinde söyentiler var. Kavganın sebebi olarak da Tempora’nın Prizma’dan teknoloji olarak daha üstün olması söylenenler arasında. Tüm bu olanlarda nedense Fransızların DGSE (Direction Generale de la Securite Exterieure – Dış Güvenlik Genel Direktörlüğü) ve Almanların BND’sinin (Bundesnachrichtendist – Federal İstihbarat Servisi) esamesi okunmuyor bile.

İngiltere ile ABD arasında bir post kavgası gibi görünen bu olayların nasıl sonuçlanacağını zaman biz gösterecektir.

(Bu yazının bir kısmı 14 Temmuz 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Dinledik, dinliyoruz, dinleyeceğiz…

Geçtiğimiz hafta The Guardian ve Washington Post gazetelerinde çıkan yazılarla NSA’in (National Security Agency) dinleme ve izleme yaptığını  öğrendik. Gerçi bilinmeyen bir şey değildi. İhtiyaç duyulduğu kadar yapıldığı düşünülüyordu. Fakat boyutları öğrenildiğinde olay skandala dönüştü. Olayın kahramanı yani bu konuları basına sızdıran kişi kendini gizlemedi. Edward Snowden adında 29 yaşlarında eski bir CIA çalışanıydı. Bir dönem CIA’de çalışan, sızıntıların gerçekleştiği tarihte ise NSA için taşeron olarak strateji ve danışmanlık hizmetleri veren Booz Allen Hamilton firmasında çalışan Snowden, sızıntıları gerçekleştirmesindeki tek amacın ABD yönetiminin halk adına ve halka karşı yaptığı faaliyeti gözler önüne sermek olduğunu söylüyor. Ulvi bir amaç olarak görünüyor.

Snowden, The Guardian’a verdiği demeçte, ABD ulusal istihbarat yapılanmasında çatı konumunda olan NSA’in tüm iletişimi (sabit telefon, cep telefonu, e-posta, vs…) izleme yetkisine ve yeteneğine sahip olduğunu ve bu sayede otomatik olarak tüm bir ulusun iletişiminin izlendiğini söyledi. Şöyle ki; NSA çalışanlarının, birisinin e-postalarına veya telefonuna bakmak istediklerinde sadece bu teknolojiyi kullanmalarının yeterli olacağını söyleyen Snowden söylediği her şeyin kayıt altına alındığı bir dünyada ve böyle bir toplumda yaşamak istemediğini açıklıyor. Snowden ayrıca şu anda Hong Kong’da bir otelde olduğunu ve İzlanda elçiliğine siyasi sığınma talebinde bulunacağını bildirmişti. Şimdilerde ise nerede olduğu bilinmiyor.

Bu iddialar içinde yer alan işin firmalar bölümü ise şöyle. Söz konusu iddiada Microsoft, Google, Apple, Facebook vb. firmaların kendi veritabanlarına erişebilmesi için NSA’e erişim yetkisi verdiği  şeklindeydi. Microsoft, Google, Apple ve Facebook gibi internet devleri hemen yalanlama yayınlamışlardı. Buna karşın hem NSA, hem de Obama bunun yıllardır yapılan standart bir istihbarat hareketi olduğunu ve FISA yasasıyla uyumlu olduğunu duyurarak firmaları ters köşeye yatırmışlardı. İşin ilginç yanı da aslında bu zira teknik takibin skandala dönüşmesinin sebebi, ABD’nın kendi vatandaşlarını da dinlediği iddiası. Yoksa FISA yasası yabancı vatandaşlar için ABD istihbarat kurumlarına zaten böyle bir yetki vermekte ve kimse de bu garip uygulamadan rahatsız oluyor gibi gözükmemekte.

İşin birazda magazinel ve ekonomik tarafında bakalım. NSA’in teknik takip ve dinleme skandalıyla birlikte, George Orwell’in 1984 adlı romanı da Amazon’da en ciddi yükselişi sergileyen kitaplardan birisi oldu. Amazon.com’un saat başı güncellediği verilere göre 1984, son 24 saat içinde satış rakamını %156 artırarak en çok satanlar listesinde 112. sıraya dek tırmanmış durumda. George Orwell’ın 1947-1948 yıllarında kaleme aldığı kitap, bir ara, satış rakamını %9500 oranında artırmış durumdaydı.

Konu sansür, teknik takip, devlet eliyle yapılan izleme ve dinlemeler olduğunda George Orwell’ın 1949 yılında basılan 1984 romanı, referans olarak verilecek eserlerin başında gelir. Bu eser, alegorik bir anlatımla gözetleme devletini tanımlayan ve düşünce suçunun tanımının yapıldığı ilk kitaplardan birisidir. Bu skandalın patlamasıyla 1984 yeniden gündeme geldi ve satış patlaması yaptı.

Amazon.com’un verilerine göre, Orwell’ın 1984 romanı artırdığı  satışları ile en çok satanlar listesinde 112. sıraya dek tırmanmış durumda. Elbette bu satış patlamasının tek sebebi bu skandal değil. Aynı zamanda bu hafta kitabın basılmasının 64. yıldönümü. Ancak elbette asıl etkenin NSA skandalı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

ABD ulusal güvenlik kurumu olan NSA, 1978 yılında çıkartılıp daha sonra 11 Eylül saldırıları ardından kapsamı genişletilen FISA (Yabancı İstihbarat Takip Yasası) çerçevesinde yıllardır teknik takip ve iletişim izlemesi yapan bir kurum. Yani gücünü zaten yasalardan alıyor. Biz de durum ne dersiniz? Bilmiyorum. Bir Snowden de bizden çıkar bakarsınız.

(Bu yazının bir kısmı 16 Haziran 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Türkiye İnternet Ekonomisi Raporu

Google’ın ülkemiz için faydalı bir çalışması  ile karşılaştım. Google Türkiye, The Boston Consulting Group’a (BCG) bir rapor hazırlatmış. Bu raporun amacı, Türkiye’de internet üzerinden gerçekleştirilen ticari faaliyetlerin niteliğini ve boyutunu anlamak şeklinde açıklanmış. Rapor, Türk İnternet ekonomisinin boyutu hakkında bir tahmin ile birlikte Türkiye’nin interneti şu anda ne kadar benimsediği ve bu durumun önümüzdeki birkaç yılda nasıl değişeceğine dair genel bir bakış sunuyor.

Sektörü yakından takip edenlerin bildiği bazı bilgiler tekrarlanmış. Raporun içeriğinden çok sonuna doğru yer alan öngörüler kısmı daha çok ilgimizi çekti nedense. Öngörülerden önce raporda dikkatimizi çeken bazı satır başlarını verelim:

1.Türkiye, Hepsiburada, GittiGidiyor, Markafoni, Limango ve Trendyol gibi birçok yerel büyük online perakendeci internet şirketine ev sahipliği yapmaktadır. Bunlar eBay, Amazon ve Intel gibi önemli yabancı oyunculardan ciddi seviyede yatırım çekmiştir. İnternet, Teknosa, e-bebek ve İstanbul Bilişim gibi çok kanallı perakendeciler örneğinde olduğu gibi, müşterilerine ulaşmak için yeni yollar geliştirmek isteyen şirketler için bir laboratuvar olmuştur.

2.İnternet kullanan Türklerin yüzdesi (yüzde 47) Avrupa Birliği’ndeki (AB27) yüzde 71’lik oranın altında olmakla birlikte, 2007 ile 2012 yılları arasında internete erişimi olan hanelerin oranı iki kattan daha fazla artarak yüzde 19,7’den yüzde 47,2’ye ulaşmıştır. Yine aynı yıllar arasında kullanıcı sayısı da 21 milyondan 36 milyona çıkmıştır. Türkiye’nin yaş ortalaması 29,7 olan 75 milyon nüfuslu bir ülke olması sebebiyle bu hızlı büyümenin devam etmesi beklenmektedir.

3.Tüm internet kullanıcılarının üçte biri iş yerinden, yüzde 16’sı ise internet kafelerden erişim sağlamaktadır. Türk internet kullanıcıları haftada ortalama 38 saat online olmaktadır. Bu rakam BRICI ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Endonezya) gibi gelişmekte olan diğer ülkelerle aşağı yukarı aynı, ancak Birleşik Krallık (26 saat), Fransa (24 saat) ve Almanya (20 saat) gibi gelişmiş ekonomilerdeki ortalamalardan çok daha fazladır.

4.Türk kullanıcılar, sosyal ağlarda da çok aktiftir. Facebook, Google’ın ardından Türkiye’de en çok ziyaret edilen ikinci sitedir. Türkiye, 2012 Eylül ayı itibariyle neredeyse ülke nüfusunun yarısına denk gelen 31 milyon profil ile Facebook kullanıcı sayısı açısından dünyada yedinci ülkedir.

Şimdi de öngörüleri özetleyelim:

1.2011 yılında yüzde 8,5 değerindeki reel GSYİH artışı  ve 75 milyonluk nüfusuyla Türkiye, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerden biri ve Avrupa’nın en büyük ikinci nüfusa sahip ülkesidir. Ancak nüfusun büyük bir çoğunluğu İnternet kullanmazken, kullanan kesimin de yalnızca küçük bir kısmı online alışveriş yapmaktadır.

2.Türkiye’de internetin büyüme potansiyeli çok yüksektir. İnternet ekonomisinin 2017 yıllına kadar yüzde 19 büyüme göstereceği tahmin edilmektedir. Tüketim, 2017 yılına kadar yıllık yüzde 22 büyüme göstererek Türk internet ekonomisine 51 milyar TL katkıda bulunabilecek niteliktedir. Tüketimin, geniş bant ve İnternet kullanıcı oranını izleyen e-ticaret artışı aracılığıyla büyümenin en büyük itici gücü olması beklenmektedir. Tüketim, internetin itici gücü olmaya devam edecektir.

3.İnternet; Türkiye’nin dönüşümünde önemli bir rol oynayabilir: Makul internet abonelik fiyatları ve girişimler için maddi teşvikler sunulmalıdır. Yüksek öğrenim, AR-GE ve tüm yaş grupları için dijital okuryazarlık fırsatlarına yatırım yapmak çok önemlidir. Eğitici ve bilimsel makalelerin yanı sıra tüm online içeriğe sansürsüz bir şekilde ulaşımın sağlanması da bu süreci büyük ölçüde hızlandıracaktır.

Tabii ki raporun tamamı buraya alınamayacak kadar uzun. Hazırlayanların ellerine sağlık. Öngörülerin özetini gördünüz. Benim asıl merak ettiğim ise şu: İnternet konusunda bu kadar gelecek vaat eden ve hızlı büyüyen bir ülkenin internet ekonomisi içinde Google kendini nasıl planlıyor ve konumluyor. Hep alan tarafta olmaya devam mı edecek yoksa bu güzel ülke için gerçek anlamda elini taşın altına koyacak mı?

(Bu yazının bir kısmı 17 Mart 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2 3 5
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish