Tag Archives: İnternet

ABD internetin sahipliğini bıraktı @ParaDergisi @ICANN @EkonomistDergi

2016_10_09-para_dergisi-sayi_40Bu haftaki dergimizde (Para, 9-15 Ekim 2016), yıllardır devam eden bir hikayenin mutlu sonunu yazdık. ABD, internetin sahipliğini tamamen ICANN’e bıraktı. Anlayacağınız şimdilik gökten üç elma düştü. 🙂 “Yiyin gari…” 😉

2016_09_11-para_dergisi-ve-ekonomist-satislariDiğer yandan dergimiz kendi kulvarında aldı başını gidiyor. Ne diyebilirim ki? Tüm arkadaşlarımın emeklerine sağlık. Rakibimiz Ekonomist’in bizi biraz zorlaması gerekiyor. 🙂 Şairin dediği gibi: “Ey rakibim, sen benim ifadem ve hızımsın / Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.” 😉 Tabii ki bunlar işin latifesi. Basılı tarafta biz onlardan ne kadar iyiysek, online tarafta da onlar bizden o kadar iyi. Onların da emeklerine sağlık. Hangimizin iş modeli daha doğru derseniz? Aklın yolu birdir. 😉

Detaylara burada girmeyeceğim tabii ki… 🙂 Dergi alınmalı… Ve… Okunmalı.

DEVAMINI OKU

ABD internetin sahipliğini bırakıyor

İnternet konusunda daha doğrusu internet alan adlarının kontrolü konusunda ABD ayak sürüse de tarih adımı atacak görünüyor. 1 Ekim 2016 tarihinden itibaren NTIA (National Telecommunications and Information Administration – Ulusal Telekomünikasyon ve Bilişim Kurumu) alan adlarının yönetimini kademeli olarak ICANN’e devrediyor.

DEVAMINI OKU

İnternetten alışverişin önlenemez yükselişi

infograph_etidE-ticaret artık yükselen değer. Hangimiz internetten alışveriş yapmamıştır ki? (İstisnaları saymıyorum). BKM’nin (Bankalararası Kart Merkezi) verilerine baktığımızda ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz.  Görünen şu. Hem e-ticaret hacmi artıyor hem de e-ticaret yatırımları. Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD), BKM’nin verilerini baz alarak e-ticaretin bir infografiğini hazırladı. Bizde bu rakamları sizler için yorumladık.

BKM verilerine göre, işlem adedi ve işlem hacminde en yüksek artış, Ocak 2012 ile 2013 arasında görülüyor. Ocak 2012’de işlem adedi 11.293.693 olarak belirtilirken Ocak 2013’te bu rakamın 15.737.905’e yükseldiği gözleniyor. İşlem hacminde ise aynı zaman aralığında geçen bir yıllık sürede ortaya çıkan 1.125,06 milyar TL’lik artış dikkatlerden kaçmıyor.

E-ticarete ilginin arttığının en önemli göstergesi ise tabii ki arama motorları. İnternet üzerinden online alışveriş sitelerini aratanların da 2007 yılından bu yana hızlı bir şekilde arttığı görülüyor. Ayrıca, internet üzerinden kredi kartıyla yapılan ödemelerin hacminde de büyük bir sıçrama olduğu dikkat çekiyor. E-ticaretin ülkemizde kendini yeni göstermeye başladığı yıl olan 2008’de 8 milyar 276 milyon TL olan hacmin, 2013’ün sadece ilk dört ayında 7 milyar 997 milyon TL’lik rekor bir rakama ulaştığı çarpıcı bir sonuç olarak gözler önüne seriliyor.

Online alışverişin yüzde 28,39’unun İstanbul, yüzde 13,62’sinin Ankara, yüzde 7,45’inin İzmir’den yapıldığı  görülüyor. Diğer illerin oranıysa yüzde 50,54.

Türkiye’de internet erişimi olan hanehalkı 32.438.200 olarak ifade belirtilirken, Facebook’un Türkiye nüfusu da aynı rakama denk geldi. Bunların yanı sıra bireylerin yüzde 37.8’inin düzenli internet kullandığı açıklandı. İnterneti kullanan en yüksek yaş, 16 – 24 aralığı oldu.

Sepet ortalaması 2008 yılında 140 TL iken ortalamaların 2013’ün ilk çeyreğinde 200 TL’ye ulaştığı gözlendi.

Internetten en çok satın alınan ürünler de cinsiyete göre farklılık gösterdi. Elde edilen bilgilere göre, erkeklerin yüzde 39’u elektronik ve bilgisayar ürünlerini tercih ediyor. Kadınların yüzde 41’i ise giyim ve aksesuar kategorisinden alışveriş yapıyor.

Dünya kullanıcı sıralaması baz alınarak hazırlanan rakamlara göre sosyal mecralarda Türkiye’deki internet kullanıcıları ilk sıralarda yer aldı. En dikkat çekici noktalarından biriyse, kullanıcı sayısı açısından Türkiye, Facebook’ta 6. sırada, Twitter’da 11. sırada, Youtube’da ise 14. sırada yer aldı.

Yeterli mi? Yetmez. Yola devam.

(Bu yazının bir kısmı 21 Temmuz 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

2012 internet yasaklarının yılı olacak

Baştan söyleyelim. Her türlü yasağa karşıyız. Fakat yeterli olgunluğa ulaşmamış alanlarda etik oluşana kadar çeşitli zorlayıcı kurallar konulmasına karşı değiliz. Dolayısıyla şimdi basedeceğimiz konuyu bu bağlamda değerlendiriyoruz.

Geçtiğimiz hafta teknoloji dünyası Beyaz Rusya’nın (Belarus) internete getirdiği yeni kuralları konuştu. Daha doğrusu internet ortamındaki hemen herkes bunlardan bahsederken “yasak” dedi. İnternet medyası ve teknoloji ile ilgili yazanlar kendilerini hem hakim, hem savcı, hem de kolluk gücü olarak gördüklerinden Beyaz Rusya’yı hemen yargılayıp mahkum ettiler.

Ne yapmış Beyaz Rusya? 6 Ocak tarihinden itibaren Beyaz Rusya vatandaşları web hizmetinin kullanımında ya da herhangi bir e-posta iletişiminde hiçbir şekilde yurtdışı alan adlarını kullanamayacak. Yani diyor ki; siz ister şirket olun ister şahıs internet sitenizi konumlandırırken önce ülkenizi düşünün. Yani aldığınız alan adını .by (Beyaz Rusya’nın internetteki ülke uzantısı) ile alın. Hostinginizi ülke içinde yapın. Ayrıca e-postalarınızı yurt dışından (@gmail.com, @yandex.ru vb.) kullanmayın. Diğer taraftan yurtdışı alışveriş sitelerinden mal almayın.

Bunları sırayla değerlendirelim. Bu değerlendirmemizi yaparken ülkemizden de örnekler vereceğiz. Alınan alan adının ülke uzantısını taşıması mantıklı bir istek. Nitekim ülkemizde de yıllarca tartışıldı. .tr uzantısı olmayan ama Türkçe içeriği olan siteler .tr uzantısına sahip Türkçe içerikli sitelerden daha fazla dendi. Şaka bir tarafa bir dönem doğruydu. Ülke uzantısı taşımayan alan adları aslında herkese açıktır. İsteyen kişi veya kurum .com, .net vb. alabilir. Fakat bunları almak için ödenen paralar küçük gibi görünse de toplamda çok büyük rakamlar söz konusu. Kim istemez harcadığı paranın kendi ülkesi içinde kalmasını. Fakat yerel ülke uzantısı ile alan adı almak bazen formaliteler yüzünden zahmetli ve de daha pahalı olabiliyor. Ülke uzantısı olmayan alan adlarını şayet boş iseler bir kaç dakika içinde alabiliyorsunuz. Dolayısı benzer kolaylığın ülkeler tarafından kendi alan adları içinde sağlanması gerekiyor.

Alan adınızı aldınız. Sitenizi konumlandıracağınız ana makineleride Beyaz Rusya’nın içinden seçin diyor. Yine burada maliyetler karşımıza çıkıyor. Devlet isteğinde ne kadar haklıysa tüketicide tercihinde o kadar haklı. Nitekim ülkemizdeki hosting maliyetleri maalesef yurt dışına göre hala yüksek. Neden tercih edelim ki? Ülkemize olan sevgimiz yeterli bir sebep midir? Bu konuda da gerekli alt yapı ve maliyetlerin oluşturulması gerekiyor.

Bu saydıklarım bir ülkenin sahip olduğu alt yapı ile de ilgili. Fakat şimdi sayacaklarım Beyaz Rusya’nın aslında neden böyle bir karar aldığının gerçek sebebi. E-posta hizmetlerini yurt içinden kullanın. Nitekim büyük e-posta sağlayıcılarından kullanılan bu hizmet aslında ülkelerin aleyhine. Hem kendi vatandaşlarına ait o kadar veri yurt dışında bilmediği bir yerlerde bilgisayarlarda tutuluyor. Hem de bu kullanımlar esnasında oluşan veri trafiği ülkenin aleyhine büyüyor.

Asıl ve en önemli noktaya geldik: Ticaret siteleri. Amazon, Best Buy vb. siteler dünyanın her yerine mal satıyorlar. Bu şekilde dünyanın dört bir tarafından ABD’ye para akmasını sağlıyorlar. Bu durum bir çok ülkenin aleyhine. Çok ciddi bir vergi kaybı söz konusu. Nitekim ülkemizde de Google’ın böyle bir durumu var. Resmi rakamlara göre Google AdSense hizmeti ile Türkiye’den yılda 300 milyon dolar kazanıyor. Gayri resmi rakamlarda bu rakam 1 milyar dolar olarak ifade ediliyor. Peki Google bu ülkede hiç vergi ödedi mi? Geçen yıl yapılan vergi barışına baş vurduğu söylendi. Baş vurdu mu? Şu an borçalrını ödüyor mu? Bilmiyoruz.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Herkesin gözünün önünde duran fakat kimsenin göremediği bir yöntemi Beyaz Rusya hem gördü hem de hayata geçiriyor. Bu yöntem bu yıl pek çok ülkeye örnek olacak.

(Bu yazının bir kısmı 22 Ocak 2012 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

#Lokum nedir? Kaça ayrılır?

Hangisi doğru?
a) Şekerli bir tatlı.
b) Türk Telekom’un tadımlık internet paketi.

DEVAMINI OKU

Wikileaks, Facebook, Twitter Yeni Çağın Devrim Araçları mı?

Bugünlerde herkes sosyal ağları konuşuyor. Çocukların oyun oynadığı, aylaklık ve chat aracı olarak yorumlanan internetin devrim yaptığından konuşmaya başladık. Vay canına..

Peki tam olarak neler oluyor?

Şunu söyleyelim; dünya değişiyor. Dünya’yı değiştiren tek başına internet değil elbette. İnternet’ten önce bu kadar yıllık tecrübeler, birikimler, duygular, beklentiler var. Ancak bunları besleyen de internetin kendisi.

İnternet sadece son 15-20 yıldır hayatımızda. Ama her geçen gün gelişiyor. Önceleri sadece posta alıp verme, chat ve internet vardı. Bugün internet üzerinde tüm dünya var. Hatta işte son olaylarda görüldüğü gibidevrim bile internetle geliyor.

Wikileaks’te yayınlanan ve hükümet başkanı Zeynel Abidin Binali ve ailesi hakkındaki bazı bilgiler Tunus’luların birikmiş kızgınlıklarını suyun üzerine taşıdı. Tunus’luların bu öfkeyi boşaltmak için önce Twitter ve Facebook üzerinde iletişim yaptıkları anlaşıldı.

Derken, olay Mısır’a sıçradı ve yine Facebook ve Twitter’ın etkisi olduğu konuşuluyor.

Eskiden devrimi solcular yapardı. Şimdi kapitalizmin kalesi olan Amerika’nın anlı şanlı internet devleri devrimi oluşturuyor ve hatta destekliyor. Bu devrimi yapanlar ise gençler. Daha henüz, kapitalizmi korumanın kendileri için önemini farketmemiş gibiler.

Ama asıl ilginç olan, Twitter ve Facebook’taki olanakların tersine de kullanılabilir oluşu. Nitekim Mısır için bundan bahsediliyor. Önce interneti tamamen kapatan ve bu yolla protestocuların haberleşmesini engellemeye çalışan Mısır hükümeti, sonra birden interneti açtı ve gerek geleneksel medyayı, gerekse interneti bu sefer kendi yandaşlarını örgütlemek için kullandı.

Tabii internetin bir başka boyutu da, iletişim için Facebook ya da Twitter üzerinde gruplaşanları kolayca tespit edilir olmak. Ya da bir başka yol, dezenformasyon. Yani, aynı kaynakları yanlış yönlendirme için kullanmak.

Bütün bunlardan ne anladınız?

Özetle benim anlatmaya çalıştığım şu; yeni dünya düzeni artık önümüzde. Artık sadece eğlence ve oyun değil, ticaret de internetin üzerinde, savaşlar da. Dünya’yı yönetmek isteyenlerin internete hakim olmaları gerekiyor.

Daha şimdiden Çin’li askeri hacker’ların batılı dünyanın askeri kaynaklarını darmadağın ettiğini, Pentagon’un bilgisayarlarını (erişimi engellemek için) kapatılmak zorunda bıraktığını biliyoruz.

Sırası gelmişken, hemen geçen hafta ülkemizde bir siber saldırı tatbikatı yapıldığını ve bu tatbikatın başarıyla  sonuçlandığını da not edelim.

(Bu yazının bir kısmı 6 Şubat 2011 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Teknoloji haber kaynaklarını nasıl etkiledi?

Eskiden gazetecilik daha zordu. Haber yazmak işin en kolay tarafı idi. Yazılan bir haberin dizilmesi ve basılması daha zordu. Hatta en iyi dizgicilerin okuma yazma bilmeyenler arasından çıktığı dahi hala konuşulur. Fakat gelişen zaman içinde teknolojiden en çok yararlanan sektörlerden biri oldu.

Bir haberin yayına kadar ki kısmını kabaca üç kısma ayırabiliriz. Haberin üretilmesi, yayına hazır hale getirilmesi ve yayınlanması. Teknoloji her üç alanda da büyük kolaylıklar sağladı. Tüm bunların detaylarına girmeyeceğiz. Sadece görsel medya cephesinde haberin üretilmesi safhasında kullanılan kaynak ve yöntemler üzerinde duracağız.

TV kanalları yakın bir zaman kadar ajanslardan gelen haberler ile kendi haber ekiplerinin ürettiği özel haberler ile izleyicilerine sesleniyorlardı. Hatta bazı kanallar bütçe kısıntıları sebebiyle sadece ajanslardan beslenir hale gelmişti. Dolayısı ile haberlerin sunuluşu ve kullanılan görüntüler bile aynı olabiliyordu. Zaten ana haberi çok izlenen kanallar kendi ekiplerinin ürettiği özel haberler ile farklılıklarını ortaya koyuyorlardı. Dolayısı ile çok izleniyorlardı. Fakat onlarında kendi aralarındaki rekabet ister istemez daha başka farklılıklar istiyordu. Derken rekabetteki özgünlük arayışına çözüm, yeni teknolojilerden ve sosyal medyadan geldi.

Bizimde dikkatimizi çeken bir detayı Medya Takip Merkezi bir internet sitesi için araştırmış diğer bir deyişle somut hale getirmiş. 20-26 Eylül haftasında, Türkiye’nin en çok izlenen 8 TV kanalının ana haber bülteninde yayınlanan tüm haberleri, kaynaklarına göre inceleyen MTM, ilginç tespitlerde bulundu. İşte o araştırmanın çarpıcı detayları…

Anahaber bültenlerinde en çok kullanılan kaynaklar;

  1. Haber ajansları: Anahaber bültenlerinin en büyük içerik kaynağı hala haber ajansları.

  2. Güvenlik kameraları: İkinci sırada, güvenlik kameralarından elde edilen görüntüler ile yapılan haberler yer alıyor. Güvenlik kameralarının görüntülerinden, başta hırsızlık olmak üzere, kaza ve cinayetler gibi, yaşama dair çeşitli haberler üretiliyor.

  3. Mobese kameraları: Anahaber bültenlerinde en çok yararlanılan üçüncü kaynak Mobese kameralarının kaydettiği görüntüler ile üretilen haberler. Trafik kazaları başta olmak üzere, çeşitli soygun haberleri de bu kaynaktan üretilebiliyor.

  4. Sosyal paylaşım ağları: Anahaber bültenlerinin en sık başvurduğu dördüncü kaynak Facebook, DailyMotion, İzlesene, Myspace, Twitter gibi sosyal paylaşım ağları. Sosyal medya mecraları arasında en popüler olanı ise Facebook. Facebook’ta başlayan aşklar, kavgalar, atışmalar, cinayetler, dolandırıcılıklar gibi yaşama dair çeşitli olaylar, anahaber bültenlerinde sıkça haber olarak karşımıza çıkıyor.

  5. Vatandaş  haberciliği: Son dönemin en popüler habercilik biçimlerinden biri olan “vatandaş haberciliği”, anahaber bültenlerinin de zaman zaman başvurduğu kaynaklar arasında yer alıyor. Vatandaşın cep telefonu ile çektiği kaza, kavga, hırsızlık, soygun görüntüleri, haber bültenlerine de yeni bir kaynak oluşturuyor.

  6. Ses kayıtları: Çeşitli kaynaklardan doğrudan basına servis edilen veya sosyal paylaşım sitelerinde ortaya çıkan ses kayıtları da anahaber bültenlerinin haber kaynakları arasında altıncı sırada yerini alıyor.

Burada iki, üç ve dördüncü sıradaki haber kaynaklarına dikkatinizi çekmek istiyorum. Sizce de ilginç bir değişim değil mi?

Yeni haber kaynaklarına en fazla ilgiyi gösterenler ise sırasıyla Kanal D, ATV ve FOX TV ana haber bültenleri oldu. Haber kaynağı haline gelen güvenlik kamerası, Mobese kamerası ve sosyal paylaşım ağlarının gelişim süreçlerini takip etmeyi sürdüreceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 10 Ekim 2010 tarihi Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Dünya birincisiyiz!

Bir dönem trafik kazalarında dünya birincisiydik. Bu konu birkaç kişinin bir araya geldiği küçük arkadaş toplantılarındaki sohbetlerde bazen tirajik bazen de komik durumların yaşanmasına sebebp olurdu. Uzun zamandır bu konuyu takip etmiyorum ama çevremden duyduklarıma göre bu konuda kısmi bir düzelme olmuş. Hala dünya birincisi miyiz ben bilmiyorum. Fakat dünya birincisi olduğumuz yeni bir konu var: İnternet virüsleri.

Yok canım virüs üretimi falan değil. İnternetten gelen ve genel olarak virüs olarak tabir ettiğimiz zararlı kodlara karşı bilgisayarlarımızın korumasız olması konusunda dünya birincisiyiz. Yani diğer bazı konularda(!) olduğu gibi, bu konuda da korunmuyoruz. Bunu söyleyense internet güvenlik yazılımları üreten şirketlerden biri olan AVG. Bu firma Temmuz ayı sonunda 144 ülkede 127 milyon bilgisayarda bir araştırma yapıyor ve yaptığı araştırmanın sonucu bu. AVG diyor ki; dünyada virüs ve kötü yazılım saldırılarına en açık ülke, Türkiye.

Araştırma, Türkiye’nin, Rusya ve Ermenistan ile birlikte ilk üçe girerek, 10’da 1 oranla en riskli ülke olduğunu gösterirken, 696’da 1 oranla en güvenli ülke olduğu belirlenen Sierra Leone’yi, Nijer ve Japonya takip etti. Yani bu sonuçlar diyor ki, Türkiye’de her 10 kullanıcıdan biri virüs saldırısına uğrayabilir. En düşük ülkelerde ise 696 kullanıcıdan biri saldırıya uğrayabilir.

Türkiye’nin sonucu olan 10’da 1 oranı, dünya ortalaması olan 73’de 1’e göre oldukça yüksek bir oran. Bu neden kaynaklanıyor derseniz benim basit ve dile pelesenk olmuş bir tespitim var: “Biz Türküz bize bir şey olmaz”.

Araştırma diyor ki;, internette sörf yaparken virüs ya da kötü yazılımlara rastlamanın en önemli nedenlerinden birini, özellikle internetteki risk ortalamasının diğer ülkelerden daha yüksek olduğu Türkiye gibi ülkelerde, yasal olmayan sitelere girme eğiliminin daha yüksek olması olarak belirtti. İlginçtir, underground tabir edilen bu tip sitelerde ciddi bir Türk hakimiyeti var. Bu durumun ise internetin yapısını da bilen sosyologlar tarafından araştırılması gerekiyor. Biz Türkler böyle şeylere neden düşkünüz? Acaba kolay para kazanıldığı için mi? Yoksa kendimizi farklı hissetme duygusunun tatmini mi? Anlamış değilim.

Diğer taraftan araştırma bu durumun Türkiye’de oldukça yaygın olan internet kafelerden de kaynaklandığını belirtiyor. Fakat ben bu düşünceye katılmıyorum. Ben internet kafeleri sıkı takip eden birisi olarak şunu söyleyebilirim, bir çok kafeci bu güvenlik olayını oldukça ciddiye alıyor.

Araştırma nasıl korunulması gerektiğini de söylüyor: “Koruyucu virüs programlarını kullanmak, İnternet kafe gibi halka açık yerlerde bulunan paylaşıma açık bilgisayarlarda e-posta ve benzeri hesaplara girildiğinde, bilgisayar teslim edilmeden önce, girilen sitedeki hesabı ya da oturumu ve tarayıcıyı kapatmak ve bilgisayarda herhangi bir şifre ya da kişisel bilgiyi kaydetmemek.”

Bizim size herhangi bir tavsiyemiz yok. Nasıl korunulması gerektiğini bir önceki paragrafta uzman ağzından yazmışız. Uygulamak veya uygulamamak sizin bileceğiniz bir iş.

En riskli ve güvenli ilk beş ülke sıralaması ise şöyle:

En riskli ülkeler

  1. Türkiye: 10 kişiden 1’i

  2. Rusya: 15 kişiden 1’i

  3. Ermenistan: 24 kişiden 1’i

  4. Azerbaycan: 39 kişiden 1’i

  5. Bangladeş: 41 kişiden 1’i

En güvenli ülkeler

  1. Sierra Leone: 696′ kişiden 1’i

  2. Nijer: 442 kişiden 1’i

  3. Japonya: 403 kişiden 1’i

  4. Togo: 359 kişiden 1’i

  5. Nambiya: 353 kişiden 1’i

(Bu yazının bir kısmı 5 Eylül 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Sosyal tuvaletler

Öncelikle başlık için herkesten özür dilerim. Fakat bu netametli konuyu anlatmadan geçemeyeceğimden ve yazdıklarımı da en iyi özetleyen başlık bu olduğundan yazmam gerekti.

Uzun zamandır gündelik hayatımda dikkatimi çeken bir detay vardı. Dikkatimi çekiyordu fakat adını koyamıyor sebep sonuç ilişkisini kuramıyordum. Kendi özelinde yazdıkları ile değme gazetecileri bile kıskandıracak kadar hoş üsluba sahip olan PR şirketi sahibi bir arkadaşım ile sohbet ederken şu cümleler dudaklarımdan döküldü: “Sosyal paylaşım siteleri yaygınlaştığından beri, umumi tuvaletlerin kapıları kirlenmiyor.” Bir an ikimizde durduk. Sonra bir hayli güldük.

Dikkatimi çeken fakat adını koyamadığım şeyi tanımlamış hatta sebep sonuç ilişkisini bile deşifre etmiştik. Dikkatimi çeken şey sizlerinde anladığınız gibi gün içinde bir çoğumuzun kullanmak zorunda kaldığı umumi tuvaletlerin kapı ve duvarlarının temizliğiydi. Çünkü ben kendimi bildim bileli umumi tuvaletlerin kapı arkaları edebi cümleler ve her biri sanat şaheseri(!) karakalem çalışmaları ile dolu olurdu. Hatta bu sanatsal akımın bir ismi bile vardı: “Tosun Edebiyatı”

Tuvalet duvarlarındaki bu sanat akımı son 5 yıldır yavaş yavaş geriledi ve artık neredeyse tamamen yok olma noktasına geldi. Bu yok olma süreci halkımızın eğitim seviyesinin artması ile ilgili değildi. Acaba bu tuvaletleri denetleyen kurumlar çok mu iyi çalışıyordu. Güldürmeyin beni.

İnsan sosyal bir varlık. Sosyal bir varlık olmasa topluluklar halinde yaşamaz, yaşayamaz. Fakat tüm bu kalabalığın içinde nedense insan kendini yalnız hisseder. Kimsenin kendisini anlamadığını bunun sebebi olarak da kendisinin çok farklı olduğunu düşünür. Kendimizi ne kadar yalnızlaştırsakta birileriyle sohbet etmek isteriz. Bu birilerinin bizi sevenlerden olmasını tercih ederiz. Günümüzde büyük şehirlerde yaşamanın insanların sırtına yüklediği mesafe, masraf ve zaman kaybı olgusu çeşitli iletişim araçlarını ön plana çıkardı. Telefon ve internet biraz da bu sebeplerden dolayı insanların hayatında çok çabuk kabul gördü. Düşünsenize sesinizi duymak istediğiniz kişi nerede olursa olsun bir telefon veya bir bilgisayar uzağınızda.

Hayatımızda son beş yıldır bir sosyal medya olgusu var. Artık herkesin bildiği Facebook ve Twitter bu işin liderleri konumundalar. İnsanların orada paylaştıkları şeylere bir bakın. Çok büyük bir kısmı buram buram yalnızlık kokuyor. İnsanların herhangi bir faydalı bilgiyi paylaştığı veya bir şeyleri tartıştığını görmek pek mümkün değil. Yazılan ve paylaşınların hepsine bir de şu gözle bakın. Bu insan bunu niye paylaştı? İyi bakarsanız göreceksiniz. Söylenmek istenen aslında; bakın ben buradayım, yaşıyorum, iyi bir insanım, fakat insanlar genelde kötü, benim kalbim sevgi dolu, beni sevin… vb. şeklindedir.

İnsanaların daha önceleri tuvaletlerin kapı arkalarına yazarak paylaştıkları şeyleri şimdilerde Facebook ve Twitter aracılığı ile paylaşıyorlar. Tabii ki teknolojinin getirdiği imkanlarla daha fonksiyonel hale geldi bu iletişim.

Bu mecraların devletlerin devamlılığı açısından da büyük faydası var. Düşünsenize insanlar orada söylemek istedikleri şeyleri söyleyerek rahatlıyorlar. Bir bakıma bu sosyal ağlar toplumun biriken gazını almak için de önemli birer sübap görevi görüyor. Diğer taraftan istihbarat kurumlarını da fazla eleman istihdamından kurtarıyor. Bir vatandaş hakkında bilgi toplamanın en hıızlı ve ucuz yolu bu sosyal paylaşım siteleri. Bilgi toplayacağınız şahsın peşine takılıp istihbarat yapacağınıza bir hafta bu sitelerden takip edin nasıl bir insan olduğunu anlarsınız.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Umumi tuvaletlerde rahatlarken kapıya da bir şeyler karalamak zihinsel olarak insanı nasıl rahatlatıyorsa, evinizin tuvaletinde otururken kucağınızdaki bilgisayardan sosyal paylaşım sitelerine bir şeyler yazmak da aynı hazzı vermiyor mu?

(Bu yazının bir kısmı 15 Ağustos 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

İnternet trafiği 2014’e kadar 4 kat artacak

Artık internete bağlı olmayan bir bilgisayar düşünemiyoruz. Bilgisayardan geçtim artık cep telefonları bile internete sürekli bağlı hale geldi. Yakın bir gelecekte internete bağlı olmayan hiçbir cihaz kalmayacak gibi görünüyor. Televizyon cihazları da dolaylı yoldan internete bağlı hale gelmeye başladı. Bunu buzdolapları (gerçi bazı örnekleri var) ve diğer mutfak cihazları izleyecek. Dediğim gibi yakın bir gelecekte önce evimiz tamamen internete bağlı hale gelecek. Sonrasını sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

İnternete her bağlanan cihaz demek internetin trafiğinin artması demek. Bu aslında kötü bir şey değil. Çünkü internetin trafiği arttıkça yapılan yatırım ve teknolojik gelişmesi de o bağlamda yüksek oluyor.

Nitekim bu konulara ışık tutan bir arştırma yayınlandı. Veri ağları konusunda dünyanın önde gelen firmalarından olan Cisco, yıllık Küresel Ağ Endeksi (Visual Networking Index / VNI) araştırmasını yayınladı. 2009 yılı sonundan 2014 yılına kadar internette yaşanacak gelişmelerin konu edildiği araştırmaya göre küresel IP ağlarındaki trafiğin 4 kat artarak 767 eksabayta ulaşması bekleniyor. Bu rakam, 2013 yılı için daha önce öngörülen trafikten 100 eksabayt daha yüksek. Gözlenecek artış 2008 yılında internet protokolü ağlarında taşınan toplam trafiğin 10 katına denk düşüyor.

Araştırmaya göre ağlarda gözlemlenen trafiğin büyük bölümünün ise videodan kaynaklanacağı öngörülüyor. Videonun ise 2014 yılında küresel IP trafiğnin yüzde 91’ini oluşturacağı tahmin ediliyor. Özellikle ağların artan bantgenişliği kapasitesi ve hızlanan internet ile HDTV (Yüksek Tanımlı TV) ve 3DTV’nin (3 Boyutlu TV) popüler hale gelerek IP trafiğini 2009 yılı sonuyla karşılaştırıldığında 2014 yılında 4’e katlayacağı ifade ediliyor.

Araştırmanın öne çıkan sonuçları şöyle:
a) Toplam Küresel IP Trafiği (Bayt olarak)
– Küresel IP trafiğinin 2009’dan 2014’e kadar 4.3 katına çıkması ve 2013’te ayda 56 eksabayta, 2014’te ise ayda 63.9 eksabayta ulaşması bekleniyor. Bu, 2014’te yıllık 766.8 eksabayt (yani bir zetabaytın dörtte üçü kadar) IP trafiğine eşdeğer.
– 2014 için öngörülen küresel aylık IP trafiği olan yaklaşık 64 eksabayt, 16 milyar DVD, 21 trilyon MP3 veya 399 katrilyon metin mesajına eşdeğer.
b) Bölgesel IP Trafiği Trendleri
– 2014’te en yüksek IP trafiği üretecek bölgeler Kuzey Amerika (ayda 19 eksabayt), Asya Pasifik (ayda 17.4 eksabayt), Batı Avrupa (ayda 16.2 eksabayt) ve Japonya (ayda 4.3 eksabayt) olacak.
– Öngörülen dönemde (2009-2014) en hızlı büyüyecek olan IP trafiği bölgeleri Latin Amerika (yüzde 51’lik yıllık bileşik büyüme oranı [YBBO], 7.9 kat büyüme), Ortadoğu ve Afrika (yüzde 45’lik YBBO, 6.5 kat büyüme) ile Merkezi Avrupa (yüzde 38 YBBO, 5.1 kat büyüme).
– Merkezi ve Doğu Avrupa’daki IP trafiği 2014’te yüzde 38’lik artış hızıyla ayda 2.5 eksabayta çıkacak. Merkezi ve Doğu Avrupa’daki aylık internet trafiği, ayda 514 milyon DVD’lik ya da 2.1 eksabaytlık veriye eşdeğer olacak.
c)Büyümenin temel tetikleyicisi: Video
– 2014’te tüm video formatlarının (TV, VoD, internet video ve P2P) toplamının küresel tüketici trafiğinin yüzde 91’ini geçeceği tahmin ediliyor.
– Küresel internet trafiği, 2010’un sonunda küresel P2P trafiğini geçecek. Son 10 yılda ilk defa P2P, internet trafiğindeki en büyük kalem olmayacak.
– Küresel online video kullanıcıları, 2010 sonunda 1 milyar kişiyi geçecek.
– 2014’te küresel IP ağlarında her bir saniyede gösterilecek videoları izlemek iki yıldan uzun süre alacak; tüm ağdaki videoları seyretmek için gerekecek süre ise 72 milyon yıl olacak.

Araştırmada daha bir çok konuda rakamlar var. Fakat sırf bu rakamlar bile rakamsal hafızamızı alt üst yetmeye yeterli. Ne dersiniz?

(Bu yazının bir kısmı 6 Haziran 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2 3 4
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish