Tag Archives: Binali Yıldırım

Türksat’a ödül @UDHB @btkbasin @turksat

Bilişim ve telekom sektöründeki tüm firmaları takip etmeye çalışıyorum. Takdir edersinizki bu kolay bir iş değil. Fakat nedense bazı firmalar benim için daha bir özel. Bunlardan birisi de Türksat. Ülkemizin nadide firmalarından (veya kuruluşlarından) birisi olan Türksat, 15 Temmuz darbe girişiminin olduğu gece yaşadıklarıyla kolay kolay bir firmaya nasip olmayacak bir mertebeye ulaştı. Şehitleri olan bir “Gazi” oldu. Bu durumu benim gönlümdeki yerini daha bir anlamlı kıldı. Tüm bu övgü dolu sözlerimin önünde arkasında bir şeyler aranmasın. Şayet Türksat tarafında yanlış giden bir şeyler olursa hiç çekinmeden yazacağımı da herkes bilsin lütfen.

DEVAMINI OKU

Bilişim Zirvesi’nin ardından… @ParaDergisi @ictsummitnow

img_20161129_115426Bu haftaki dergimizde (Para, 27 Kasım – 3 Aralık 2016), ülkemiz bilişim sektörünün en büyük buluşmasını yazdım. Sektörünün tüm paydaşlarının bir araya geldiği etkinlikten onlarca sonuç ve işbirliği çıktı. Özellikle Başbakan Binali Yıldırım’ın konuşmasının damga vurduğu etkinlikte başka neler mi oldu? 🙂

Detaylara burada girmeyeceğim. Dergi alınmalı… Ve… Okunmalı.

DEVAMINI OKU

Netaş’ın satışında son gelişmeler… (23 Ekim 2016) @UDHB @NetasTR @btkbasin @memetsimsek

Bu hafta yazımız iki gün gecikti. Takdir edersinizki ilgilendiğim tek konu bu değil. 😉 Netaş ile ilgili her hafta olduğu gibi çeşitli görüşmeler yaptım. Bu haftaki görüşmelerin tek farkı, siz değerli okurlarımızdan özel olarak gelen bazı bilgilerin de araştırmasını yapmamdı. Bu hafta çıkardığım sonuçtan önce bazı haberleri ve bilgileri sizlerle paylaşacağım. Sonra sonucu hep birlikte çıkartacağız.

DEVAMINI OKU

Bilişim, Demokrasi ve “15 Temmuz”

bilisim_demokrasi_15_temmuz“15 Temmuz” FETÖ darbe girişiminin, hain ve vahşi bir terör eyleminin üzerinden 1.5 ay geçti. Örgütün detayları ortaya çıktıkça, o gece ve öncesindeki konuşmalar ve yazışmalar ortaya çıktıkça, kendimize ‘Allahım, aklıma mukayyet ol’ demek ihtiyacı hissediyoruz. Darbe girişimi çok şükür ki başarı olmadı. Eğer, böyle bir darbe girişimi Türkiye’yi siyasi ve ekonomik açıdan büyük bir kaosa, büyük bir belirsizlik ve felakete sürüklese idi, önümüzdeki 50, 100 yılımız heba olacaktı. Türkiye, G20 Grubu’nun bir üyesi olarak, dünya ekonomisi ve siyasetinde seçkin ülkeler ile aynı platformu paylaşan, 2015 yılında G20 Grubu toplantılarına bir yıl dönem başkanlığı yapan bir ülke olarak, bir anda ağır siyasi ve ekonomik belirsizliklerle boğuşan bir Afrika veya Asya ülkesi konumuna düşürülmeye çalışıldı. Dünya ülkeleri arasında 1. ligde olan bir ülkeyi, Avrasya’nın kaderini değiştirecek Türkiye’yi, küresel bacağı da olan bir hain darbe girişimi ile, 4., hatta 5. lige indirmeye kalktılar.

Türk toplumunun demokrasiyi sahiplenmek adına ortaya koyduğu kahramanlık, feraset, bizi büyük bir felaketten kurtardı. Türk halkının ferasetinin en önemli sac ayaklarından birisini, 14 yıllık AK Parti iktidarında, ekonomi ve demokrasi alanında yapılan reformlar ve Türkiye’nin Avrasya’nın yükselen değeri ve bölgenin en seçkin ekonomisi olarak, Türk halkına kazandırdığı özgüveni de unutmamak gerekir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinde, yüzde 65’i kamunun kontrolünde olan bir Türk ekonomisinde, 1979-1989 döneminin kişi başına milli gelirde, ortalama 2 bin dolar düzeyinde seyrettiğini gözlemliyoruz. Ne acıdır ki, 1990 ile 1993 arası 4 bin dolara çıkan kişi başına milli gelir, 1994 krizinde bin dolar gerileyerek, 3 bin dolar düzeyine geriliyor ve ardından 2000 yılı sonunda yeniden 4000 dolara çıkıp, 2001 krizinde yeniden 3 bin dolara geriliyor. Her iki ekonomik kırılma ve kriz, Türkiye’de siyasi dönüşümleri de beraberinde getirdi ve önce 1994 yerel seçimlerinde gözlemlediğimiz bu siyasi dönüşüm, 2002 yılı kasım ayındaki genel seçimlerde AK Parti’yi tek başına iktidar yaptı.

Türkiye büyümede rekorlar kırdı

Tek parti iktidarı ile birlikte hızlanan ekonomik ve demokratik reformlar, 2004 yılı aralık ayında, Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne resmi olarak ‘aday ülke’ statüsüne getirdi ve 1 Ocak 2005’den itibaren müzakerelere başlayan Türkiye Ekonomisi’nde, ekonomik büyüme hızı, 2003’de yüzde 5.3’den, 2004’de yüzde 9.4, 2005’de de yüzde 8.4′ yükseldi. 2006 yılını yüzde 6.9 ve 2007 yılını da yüzde 4.7 ile tamamladık. 2008 yılında patlak veren ekonomik kriz ile, 2008 yılının ortasından itibaren, 5 çeyrek dönem sıkıntılı bir süreç yaşayan Türk Ekonomisi, Ekonomi Yönetimi’nin aldığı başarılı karar ve tedbirlerle, 2009 yılının son çeyreğinden itibaren, küresel ekonomide, bu kadar ağır bir küresel finans krizine rağmen, yeniden pozitif büyümeye dönen ender ülkelerden birisi oldu ve bu başarının bir sonucu olarak, 2010 yılında yüzde 9.2 ve 2011 yılında da yüzde 8.8 büyüme ile, Çin ve Hindistan ile birlikte, bu kadar ağır bir küresel kriz ortamında dahi, en yüksek büyümeyi yakalayan ilk 3-4 ülke arasında olmayı başardık.

Ekonomideki bu başarı, Türk iş dünyasının özgüvenini arttırdı; Türk halkının geleceğe güvenle bakmasını güçlendirdi ve Türk ekonomisinin yakaladığı bu başarı, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında, küresel finans krizine rağmen, 2005 ile 2013 arası, yılda ortalama 12 ile 15 milyar dolar arasında doğrudan yabancı sermaye yatırımı çeken bir ülke konumuna getirdi. Sadece gelişmiş değil, gelişmekte olan pek çok ülkenin büyümede zorlandığı ve bütçe açığı ile kamu borç yüküyle boğuştuğu bir dönemde, iyi bir büyüme performansı, kamu mali disiplini ve mükemmel sermaye yeterliliği oranlarına sahip bir ülke olarak öne çıkan Türk Ekonomisi,önce 2012 yılı kasım ayında uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch, ardından da 16 Mayıs 2013 yılında Moody’s tarafından ‘yatırım yapılabilir ülke’ derecelendirme notu seviyesine yükseltildi. Türkiye, küresel ekonomide başarıları konuşulan, ‘yatırım yapılabilir ülke’ düzeyine notu yükselmiş bir ülke olarak çekim merkezi olmuşken, daha Moody’s in notumuzu yükseltmesinden iki hafta sonra, önce ‘Gezi Parkı’ operasyonuna, ardından 17-25 Aralık 2013’de ‘yargı operasyonu’na maruz kaldı. “15 Temmuz” hain darbe girişimi, küresel bacaklı olarak, FETÖ üzerinden yürütülen hain operasyonun en vahşi ve 3. ayağı olarak karşımıza çıktı.

Türk halkının özgüveni ‘çelik’lendi

Ama hainlerin ve onların küresel taraftaki ‘üst akıl’ın hesap etmediği konu, Türk halkının son 14 yılda, ortalama yaşam standardı 10 bin dolara yükselmiş, 2.5 kat artmış; özgüveni tam anlamıyla kendine gelmiş; dünyaya 160 milyar doların üzerinde ihracat yapan, dünyanın en büyük 5. turizm ülkesi haline gelmiş bir ülkenin insanları olarak, yüksek bir feraset ile, yüksek bir ‘demokrasiyi sahiplenme’ bilinciyle, böyle bir hain darbe girişimine, milyonlarca kişi olarak sokaklara dökülüp, bu hain girişimi bertaraf edecekleri idi. Ekonomik ve demokratik reformlarla yaşam standartlarının yükseldiğinin ve Türkiye’nin yeterince katma değer üretemediği dönemlerde, 1950’lerden itibaren, defalarca, laik-dindar, sunni-alevi, sağ-sol, Türk-Kürt olarak, suni ayrıştırmalarla bölmeye çalışan her türlü iç ve dış hain girişimlerin tam anlamıyla farkında olan Türk halkı, Avrasya’da yakaladığı başarıyı ‘sıfırlamaya’ dönük bu hainliği, büyük bir bilinçle demokrasiye sahip çıkarak, tankların önünde durarak, bertaraf etti. Bu büyük başarı, Türk halkının yükselen özgüvenini tam anlamıyla ‘çelik’lendirmiştir. Bu çeliklenme ile, artık dost-düşman, herkes biliyor ki, Türkiye’yi bölmeye teşebbüs edenler, Türk halkının özgüveni ve feraseti karşısında ezilmeye mahkumdur.

Bilişimin gücü bir kez daha kendini kanıtladı

Türkiye’nin 8. Cumhurbaşkanı Rahmetli Özal, telekomünikasyon alanında ilk devrimsel değişimi başlatmış siyasetçiydi. 1980’li yılların sonlarında, 7-8 yıl içinde, Türkiye haberleşme sektöründe, Avrupa’nın pek çok önde gelen ekonomisinden daha iddialı bir haberleşme alt yapısı yakalamıştı. Ne yazık ki, Soğuk Savaş’ın bittiği 1990’lı yılların başından itibaren, siyasette ‘tek parti iktidarı’nın sona ermesi ve ‘koalisyon iktidarları’ dönemine girilmesi sonrasında, Türkiye ulaştırma ve haberleşme alanında ciddi bir gerileme yaşadı ve bilişim sektöründe çok sınırlı bir ilerleme kaydedebildi. 2002 yılı kasım ayında AK Parti’nin tek başına iktidar olması sonrasında, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığında, Başbakanımız Binali Yıldırım’ın ulaştırma ve haberleşme bakanlığını yürüttüğü dönemde, Türkiye olağanüstü bir ulaştırma ve haberleşme dönüşümü yaşadı ve bu dönüşüm, Türkiye’yi hava yolu taşımacılığında, Türk Hava Yolları’nı küresel bir marka olmaya, Türkiye’yi ise, küresel internet ağında, 120 ülkenin kavşak noktası olma noktasına taşıdı.

Türk toplumunun teknoloji ve akıllı cihazlara yatkınlığı, bilişim ve teknoloji alanında önemli bir mesafe kat etmemizi sağladı. Mobil cihaz penetrasyonu, mobil internet kullanıcı sayısı, internet ve genişbant kullanan abone sayıları itibariyle, dünyada en ciddi çıkışı yakalayan ülkeler arasında yer aldık. Bu performansımız,”15 Temmuz” hain darbe girişiminde, Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye’nin teknolojik alt yapısını kullanarak, özel sektör haber kanallarından Türk halkına hitap etmesi ile, Sayın Başbakanımızın bunun hain bir kalkış olduğunu duyurması ile, Türk halkının ‘demokrasi’ye sahip çıkması adına, tankları ve silahlı teröristleri durduğu bir kahramanlığa dönüştü. Bu noktada, gsm operatörlerinin, Türksat’ın, dijital yayın platformlarının o gece ortaya koydukları performans, yayınların kesilmemesi için verilen mücadele, Türksat’ta yayınların kesilmemesi adına, Demokrasi Şehidi olan kahramanlar, Türkiye’nin ‘bilişim’ alanında attığı başarılı adımların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdiler.

Bu durum, Türkiye’nin bilişimde, ulusal genişbant stratejisinde, Türkiye’nin dört bir yanının en az 600 bin ile 1 milyon kilometre fiberoptik kabloyla donatılması, inovasyon ve yüksek katma değere yönelik teknolojilerde, yapay zeka, siber güvenlik alanlarında, mobil katma değerli servislerde daha atması gereken ne kadar adımı olduğunu ve bu adımları geciktirebilecek bir saati bile olmadığını gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan doğru ve zamanında müdahalesi ile, ‘4.5G’ olarak gerçekleştirilen gsm şebeke ihalesinin, 5G teknolojisinin de önünü açarak, Türkiye’yi 2023 hedeflerine taşıyacak yol haritası açısından ne kadar kritik önemde olduğunu bir kez daha gözlemlemiş olduk. Bu noktada, mobil teknoloji alanında, dünya ile rekabet edecek alt ve üst yapıları oluşturmak ve sektöre yönelik regülasyonlarda, artık ‘köhneleşen’ Avrupa’ya bakmak yerine, küresel rekabette fark atan Asya ekonomilerini daha fazla dikkate almamız gereken bir dönemden geçiyoruz. 15 Temmuz hain darbe girişiminin tüm unsurları bertaraf olduktan hemen sonra, bu konulara odaklanmamızda sonsuz yarar var.

Prof. Dr. Kerem Alkin – 1 Eylül 2016

Prof. Dr. Kerem Alkin kimdir?

DEVAMINI OKU

Müsteşar için geri sayım… @Turk_Telekom @Turkcell @VodafoneTR @Avea @tcudhb @btkbasin

1 Kasım 2015 genel seçimlerinden sonra Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı görevine rekortmen bakan olarak anılan Binali Yıldırım yeniden getirilmişti. Parlamenter sistem içindeki diğer prosedürler tamamlandıktan sonra sıra geldi Bakanlık Müsteşarı kimin olacağına. Şu an için bu görev Özkan Poyraz tarafından vekaleten yürütülüyor.

Kulislerde Binali Yıldırım’ın Özkan Poyraz’la mı devam edeceği yoksa yeni bir müsteşar mı atayacağı konusunda yoğun tartışmalar yaşanıyor. Gerçi bu tartışmalar Binali Yıldırım görevi devraldığı günden beri yapılıyor. Fakat artık sona gelindi. Bu hafta bitmeden yeni müsteşarın açıklanacağı konusunda herkes görüş birliği içinde.

Konuşulan tüm isimler gerekçeleri ile bizde saklı. İsimleri yıpratmamak adına herhangi bir açıklama yapmayacağız. Fakat emin olun müsteşarın kim olduğunu sizler yine ilk olarak buradan öğreneceksiniz.

DEVAMINI OKU

Kimse bana internet yasağı demesin

Geçtiğimiz hafta ülkemizde Birleşmiş Milletlerin sahipliğinde çok önemli bir etkinlik yapıldı. Bu etkinlik hayatımızın artık vazgeçilmezi olan internet ile ilgiliydi. Etkinliğin ismi IGF yani Internet Yönetişimi Forumu (Internet Governance Forum) beş gün sürdü. Toplantıya tüm dünyadan internetin sosyal, politik ve teknik ilgililileri katıldı. Temel amaç, internetin yönetilmesi ile ilgili sorunların ve geleceğinin tartışılmasıydı.

Ülkemizde düzenlenen bu toplantıda, bakanlıklar, politikacılar, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, gazeteciler ve de internet severler olarak bırakın yeterliyi, vasat bir performans bile gösteremedik. Toplantıda BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) yetkilileri dışında hiç kimse yoktu desek abartmış olmayız. Etkinliği takip eden ülkemiz gazetecilerinin toplamı bir elin parmakları kadar bile değildi. Hele internet yasaklanamaz diye yeri göğü inletenler ise nedense oralarda hiç yoktular. Gerçi birileri bu etkinliğin alternatifi olarak aynı günlerde Ungovernance Forumu düzenlemiş. Takip etme fırsatım çok olmadı ama yukarıda bahsettiklerim orada da yoklarmış diye bir bilgi aldım. Fakat doğruluğundan emin değilim.

Hayatımıza artık iyice yerleşen internet, sınırları aşan niteliği nedeniyle pek çok konuda bu forumlar dizisinde çeşitli ülkelerde tartışılıyor. Bu konuların bazılarına, en son Brezilya’da Nisan ayında gerçekleştirilen NetMundial çerçevesinde bir göz atarsak şunları görüyoruz:

1.İnsan Hakları (dolayısıyla ifade özgürlüğü, mahremiyet, veriye erişim ve bilgi edinme hakkı gibi konular)
2.Kültürel ve lisan çeşitliliğinin korunması
3.Bütünleşik ve bölünmemiş bir ortamın sağlanması
4.Güvenlik ve internet esnekliğinin sağlanması
5.Açık ve dağıtık bir mimari
6.Yaratıcılığın ve yenilikçiliğin sürdürülebileceği bir ortam sağlanması
7.İnternet yönetişimi süreç ve prensiplerinin belirlenmesi
8.Açık standartlar

Şimdi bu konuları temel olan bazılarını biraz açalım; İnternet’i kuran bilim adamları, merkezi yerine dağıtık bir yapı oluşturmuşlar. Buna rağmen, kök sunucu dediğimiz, alan adlarının hangi sunucuda olduğunu çözümleyen yani bir anlamda internetin merkezi olan sunucular ABD’nin elindeydi. Son yıllarda çok tartışılan bu konuda, ABD bazı rahatlatmalar yapmaya çalışıyor. Mesela geçen yıl Singapur ve Türkiye’de açılan ICANN merkezleri bu stratejinin bir parçasıydı. Ama asıl NSA skandalı sonrasında ABD daha fazla adım atmak zorunda olduğunu hissetti ve sunucuları her yere dağıtacağı sözünü verdi.

Başka bir temel konu; son zamanlarda yükselen sansür endişeleri ile ülke içi internet (yani intranet) kurulması gibi konular var. İran’da bunun örneğini görüyoruz. Bunun bir nedeni sansür isteği olmakla birlikte, diğer nedenleri ülke kültürlerini korumak ya da Google, Twitter gibi internet devlerinin para kazandığı ve diğerlerinin kazanmadığı ortamı tersine çevirmek. Ama ülke içi internetler, bütünlüğü bozacak. Bu istenmiyor.

Açık standartlar tabi ki devamlı konuşulan konular arasında. Ama internetin güvenliği en önemli konulardan birisi. Ayrıca insan hakları, ifade özgürlüğü gibi konular da cabası.

IGF 2005 yılında Tunus’ta düzenlenen Dünya Bilişim Teknolojileri Zirvesi (WSIS) sırasında oluşturulmuştu. O günden bu yana dokuzuncu defa yapılıyor. İstanbul toplantısının organizasyonunu, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı adına Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) gerçekleştiriyor.

Ancak BTK’nın sorumluluğu sadece teşrifatla ilgili. Bir de üç paneli düzenlediler. Gerisi tamamen katılımcıların kendi düzenledikleri forumlar şeklinde ilerliyor.

Acı olan taraf ise şu: Vint Cerf, Neelie Kroes, Brezilya’lı bakan Virgilio Fernandes, Kathryn Brown, Ekim ayında ITU (International Telecommunication Union) Genel Sekreteri olacağı kesinleşmiş olan Çinli Houlin Zhao hepsi etkinlikteydi. Fakat ülkemizin gazetecileri maalesef yoktu. Sadece gazeteciler mi? Böylesine önemli bir toplantıda yeterli sayıda Türk politikacıları, akademisyenleri, telif hakçıları, hukukçuları, internetin sevenleri vd. de maalesef yoktu.

Eski bakanımız Binali Yıldırım’ın kulaklarını çınlatmadık desem yalan olur.

(Bu yazının bir kısmı 7 Eylül 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim Sektörü Nasıl Kurtulur? Y Nesli ile mi?

Bilişim Sektörü, internetin ve mobilitenin yükselen yıldızı ile birlikte 2000’lere damgasını vuran en önemli sektör. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Her alandaki tüm uzmanlar hemen hemen bu konuda görüş birliği içinde. Bunu söylerken diğer sektörleri önemsizleştirmiyorum. Diğer sektörlerde çok kıymetli. Fakat bir düşünün, bilgisayarlar olmadan, sadece muhasebe alanına bakacak olursak, muhasebe yazılımı olmadan bugün hangi sektördeki hangi şirketi yönetebilirsiniz.

Türkiye, gencecik nüfusuna ve pratik zekasının gücüne karşın, bugüne kadar bu sektörün ekmeğini yemeği çok fazla başaramadı. Tübisad’ın açıkladığı rakama bakarsak, 61,6 milyar TL. Fakat bunun içinden “üretim” anlamında “ne kadarı yerli?” diye sorarsanız, hepimizin çok üzüleceği rakamlar söyleriz. Örneğin cep telefonlarına her sene 5-6 milyar dolar para ödediğimiz belirtiliyor.

Hemen moralinizi bozmayın, eski Bakanımız Binali Yıldırım’ın (yeni bakanımızdan bir şikayetimiz henüz yok ama Binali beyi özlüyoruz nedense) ifadesiyle “Akıl Teri” olarak tanımlanan bu alanda Y Nesli dediğimiz pırıl pırıl zekalar geliyor. Bu zekaların istihdamı içinde diğer taraftan Dr.Tayfun Acarer’in başkanlığındaki BTK’nın ARGE’yi arttırmak yolundaki çabalarını görmemezlikten gelmek ne mümkün.

Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse AK Parti hükümetinin ARGE alanında oluşturduğu müthiş ivme ve teknoloji alanına yaptıkları destekler sonucunda, bugün bir çok gencimizin önünün açıldığını görüyoruz. Örnek mi? Alın size bir kaç muhteşem proje.

İTÜ Öğrencileri Uydu Tasarımında Birinci Oldular: Bu yazıyı yazma fikrini veren de doğrusu bu proje oldu.  İTÜ ARISAT Model Uydu Takımı, Amerika’da düzenlenen “Cansat Competition”da Dünya Birincisi oldu. Farklı ülkelerden 59 takımın yer aldığı yarışmada, bu yıl kendi enerjisini kendi üretebilen uydular yarıştı. İTÜ, 2011 ve 2012’de de yarışmadan birincilikle dönmüştü. (https://www.facebook.com/ituarisat)

Giresun Keşap Anadolu Lisesi, Amatör Telsiz ve Uzay Teknolojileri Kulübü: Bu kulüp için yapabileceğimiz tek yorum: Müthiş bir çalışma. Bir kısmını bilişim sektöründen tanıdığımız Ulaştırma Bakanlığı eski müsteşar yardımcısı Tahir Dengiz, Gazi Üniversitesi astronomi bölümü emekli Profesörü Ethem Derman hoca gibi müthiş adamların, uydu, uzay, telsiz gibi konularda seminer verdiği çocukların kurduğu bu kulübün yaptığı projeler kendi boylarını çoktan aşmış. Mars’ta Uzaktan Kumandalı Tarım projesi mi istersiniz? Yoksa mikro keşif aracı mı? Daha fazlası için web sitelerine bakın. (http://www.ym7xka.org.tr/tr/)

BozukYol.Com: Fatih projesinde Türksat adına çalışan 3 gencimizin yaptığı bu proje hem sosyal sorumluluk, hem de ticari bir iş modeline dönebilir. Cep telefonunuza yüklediğiniz yazılım, siz arabayla giderken, yoldaki çukurları işaretliyor. Bunları Belediye’ye yollayarak yollarınızı düzenleyebiliyorsunuz. Ama projenin ticari yönü de var; mesela, belli bir noktaya gelen kişilere, “burada indirim var”, “filanca mağazaya yaklaştınız” mesajları da yüklenebiliyor. (www.bozukyol.com)

Pinicate.com: Farklı yazılım firmalarında çalışan 2 gencimizin ürettiği bu uygulama ise, önemli bir sıkıntıya cevap verdiği için önümüzdeki dönemin sosyal medyası adayı diye düşünüyoruz. Çünkü malum sosyal medyada doğru haberler kadar, yalan yanlış haberler de yayılabiliyor. Bunun zaman zaman tehlike olabileceği de düşünülüyor. Oysa “vatandaş haberciliği” olarak adlandırabileceğimiz uygulamada, kullanıcılar etraflarındaki haberi giriyorlar. Diğerleri ise bu haberi onaylıyor. Dolayısıyla haberlerin güvenilirliği kontrol altına alınmış oluyor. (www.pinacate.com)

VitrinGez.com: Bu kadar erkeğin arasında bir bayan girişimci koymazsak olmaz değil mi? Sektörün yakında bildiği Natali Yeşilbahar, ortağı Önder bey ile ilginç bir projeye imza atmışlar. 100’ün üzerindeki e-ticaret sitesi ile işbirliği yapan VitrinGez, size istediğinizi yüzlerce site dolaşmadan buluyor. Hatta haber veriyor. Mesela üstü benekli bir kravat arıyorsunuz ama fiyatı da şu kadar liranın üstüne çıkmasın. O zaman VitrinGez.com’a bir göz atmalısınız. (www.vitringez.com)

Tüm bunlar ve benzeri projeler ülkemizin geleceği adına umudumu yitirmememi sağlıyor. Sizce de öyle değil mi?

(Bu yazının bir kısmı 29 Haziran 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim bir sektör değil bir yaşam alanıdır

Bu hafta oldukça hareketli geçti. Önce Ankara’da TÜBİSAD’ın ev sahipliğinde düzenlenen “2023’e Doğru: Atılım için Bilişim” konferansına katıldık.

Açılış konuşmasını Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı Konferans’a sektörün önde gelen temsilcileri, bürokrat ve uzmanlardan oluşan 400’e yakın izleyici katıldı. Ülke kalkınmasında bilişim sektörünün öneminin ele alındığı Konferans’a uluslararası düzeyde ün yapmış bilişimciler konuşmacı olarak katıldı.

Konferans’ın ana konuşmacısı Global İnovasyon Endeksi Yaratıcısı Prof. Dr. Soumitra Dutta’dan sonra söz alan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Dr. Tayfun Acarer, ekonomik kalkınmada bilişim sektörünün önemine değinirken, bilişim sektöründe kalkınmanın olmazsa olmaz ön koşullarından biri olarak alt yapının önemine dikkat çekti. Altyapısal gelişmeyi sağlamak için sivil toplum kuruluşlarına ve üniversitelere büyük görevler düştüğünü belirtti.

“Bilişimin sektör meselesi değil memleket meselesi olduğuna inanıyoruz. Bilişimsiz 2023 hedeflerine ulaşmak olanaksız. Ülke olarak bilişime verilen önemin artırılması, güçlü bir siyasi sahiplenme ile sektörümüz stratejik bir sektör olarak algılanmalı” diyen TÜBİSAD Başkanı Kemal Cılız, sektör üzerindeki vergi yüklerinin gözden geçirilmesinin, şeffaf ve rekabetçi piyasa şartlarının geliştirilmesinin önemine değindi.

Geleceğin otelinde, geleceğin tatili

Diğer hareketlilik ise mobil tarafta yaşandı. Avea, Rixos Hotels ile işbirliğini, uçtan uca çözümler kullanarak hayata geçirdiği “Akıllı Projeler”le bir adım daha ileriye taşıdı. Avea Rixos işbirliği kapsamında geliştirilen ve Türkiye’de “Akıllı turizm” dönemini başlatan projeler Avea Kurumsal İş Birimi Kıdemli Direktörü Tunç Taşman, Avea Kıdemli IT Direktörü Egemen Kurdoğlu ve Rixos Hotels Akdeniz Bölge Direktörü Cem Uzan’ın ev sahipliğinde, Rixos Sungate’de düzenlenen bir toplantıyla paylaşıldı.

Türkiye’yi yurtdışında da temsil eden bir zincir olarak, teknolojiye yatırımı öncelikli gördüklerini dile getiren Rixos Hotels Akdeniz Bölge Direktörü Cem Uzan, basın toplantısında yaptığı konuşmada; Rixos Hotels’in turizm sektörüne vizyon kazandıran kimliği kadar, sektörde hayata geçirdiği teknolojik proje ve uygulamalarla da farkını ortaya koyduğunu söyledi. Turizm sektöründe müşteri memnuniyeti için küçük dokunuşların bile büyük önem taşıdığına dikkat çeken Uzan, şöyle devam etti: “Avea ile geçtiğimiz yıl başlattığımız projelerimizi bu yıl geliştirerek, turizm sektörünü yepyeni bir kavram ile tanıştırıyoruz. İşbirliği projemizi ilk etapta yön bulmak için gerçekleştirmiştik. Projeye ait yazılımı şu ana kadar aktif kullanan misafir sayısı 38 bine ulaşırken; kullanıcıların yüzde 40’ını ise Rus misafirler oluşturdu. Hazırlık aşaması yaklaşık bir yıl süren yeni projemizle de ‘Akıllı turizm ve tatil’ dönemini başlatıyoruz. Misafirimizin kapıdan içeri girdiği andan itibaren akıllı çözümlerle karşılanacağı bir proje olacak. Kapıdan klimaya, ses ve TV müzik sistemini uzaktan kontrol edebilmelerini sağlayan otomasyon sisteminin yanı sıra tesis içinde konumlanacak kiosklarla her an her saniye misafirimizi bilgilendirerek, 24 saat online misafir ilişkilerini sağlayacağız.”

Rixos Hotels ile 2011 yılının sonunda hayata geçirdikleri proje ile başlayan işbirliklerinin yeni çalışmalarla güçlenerek devam etmesinden büyük memnuniyet duyduklarını belirten Avea Kurumsal İş Birimi Kıdemli Direktörü Tunç Taşman, “Rixos Sungate AR Uygulaması kapsamında 2011 yılının sonunda tanıtımını yaptığımız Augmented Reality projemizle, dev tesisin içinde yolunu kaybeden konuklar için yön bulmayı sağlayan IOS uygulamasını devreye sokmuştuk. Şu andaysa, ‘Akıllı Ev’ projesiyle yine bir fark yaratıyoruz“ dedi.

Gördüğünüz gibi bilişim sektörü durmuyor. Hele mobil hiç durmuyor.

(Bu yazının bir kısmı 13 Ekim 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim telekom STK’larının ilgili bakanlıklardan istekleri

Geçtiğimiz hafta değindiğimiz Diyalog toplantısının satır aralarına devam ediyoruz. Siz de görceksiniz ki bu satır araları  bir hayli dolu. 19 Bilişim ve Telekom Sivil Toplum Örgütünün (STK), Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binal Yıldırım ile gerçekleştirdiği ve 100 kişinin katıldığı “Diyalog Toplantısı” sırasında bakanlıkla STK yetkilileri arasında karşılıklı bir görüşme yapıldı. Bu görüşmede derneklerin ilettiği sorunları kısaca özetlemeye çalışacağız.

Sorunlar ve dolayısıyla da talepler 10 ana başlıktan oluşuyordu. Bunlar şöyleydi:

1.AR-GE Talepleri

2.Offset anlaşmaları

3.Kamu ihalelerinde yerli ürün ve hizmetlere pozitif ayrımcılık

4.Eleman konusu

5.Sektörün envanter

6.Telekomünikasyoncuların talepleri

7.Katma değerli servislerin önündeki engellerin kaldırılması

8.Elektronik atık konusu

9.Bulut Bilişim ve Veri Güvenliği konusunda düzenleme gerekli

10.Bakanlıklar arasındaki koordinasyon

Bu taleplerin tabii ki en az bir bu kadar da alt başlıkları oluştu. Hepsine detaylı bir şekilde maalesef değinemeyeceğiz. Fakat bizim altını çizmek istediğimiz bir kaç tane ana başlık var. Bunlardan ilki AR-GE talepleri ile ilgili. Bu konu tartışılırken yazılım sektörü için “Yerinde AR-GE Eleman” zorunluluğu 50 araştırmacıdan 5’e indirilmeli şeklinde STK’lardan Bakana talep geldi. Bu talep konuyu sulandırmaktan başka bir şey değildi bizce. Tamam 50 yüksek, kabul ediyorum. Fakat elinizi vicdanınıza koyun 5 nedir? Bence bu konuda daha orta bir rakamda anlaşılmalı. Şayet bakanlık tarafı 5 rakamını kabul ederse bu konunun nasıl istismar edileceğini benim anlatmama gerek var mı?

Yine AR-GE Talepleri başlığı altında konuşulan alt konulardan biri de “İnternet Kafeler” idi. Son yıllarda her nedense internet kafeler ülkemizde günah keçisi haline getirildi. Oysa orada ciddi bir ekonomi var ve bir boşluğu dolduruyorlar. Türkiye’de her türlü zorluğa rağmen 25.000 üzerinde internet kafenin bulunduğu ve buralara giden milyonlar seviyesindeki insan dikkate alındığında, bu kafelerin daha sağlıklı ortamlar haline dönüştürülmesi ile ilgili projeler üretilmeli ve internet kafeler günah keçisi olarak görülmekten vaz geçilmeli.

Altını çizmek istediğimiz diğer bir konu Offset anlaşmaları  hakkındaydı. Dünyada eskiden beri yapılan “Offset” anlaşmaları, bir pazara, bir şirkete ya da kamuya mal satmak isteyen firmalara, satmak istediği proje-hizmet ile ilgili olarak yapılacak çalışmaların bir kısmını o pazardaki kaynaklarla sağlaması ve bu yolla kazandığı parayı aynı pazara bırakması anlamına geliyor. 3G ihalesinde konulan, lisans alacak operatöre 500 mühendisli ARGE merkezi kurma zorunluluğu ve altyapı yatırımında kullanacağı cihaz ve bu cihazların kurulması için yapılacak hizmetlerin yüzde 40’ını yerli KOBİ firmalardan alma zorunluluğu bu tür bir çalışmaydı. Benzer bir şekilde, AB’nin HP, Nokia gibi firmalara geçtiğimiz haftalarda koyduğu “700.000 yeni iş yaratma” anlaşması da aynı kapsamda bir gelişmedir. Bilişim-telekom STK’ları da bu tür anlaşmaların çok daha fazla arttırılması gerektiği düşüncesinde. Biz de bu düşünceye sonuna kadar katılıyoruz. Fakat konuyu sadece donanım ve eleman tarafıyla görmeyip için yazılım ve internette eklenmeli. İnternet yayıncılığının sınır tanımaması nedeniyle, zaman zaman büyük para gücü olan yabancı firmaların üstünlüğü yüzünden yerel yayıncılar istedikleri yere gelemeyebiliyor. Bunun önlenmesi gerekir. Google’ın Fransa’da yaptığı gibi, Türkiye’den kazandıklarının bir kısmını yerel yayıncılarla paylaşmasının yolu açılmalıdır.

Diyalog toplantılarının ilki bizce çok başarılı oldu. Şimdi bu toplantıların arkasının gelmesi gerekiyor. Yani belli periyotlarla tekrarlanması ve kurumsallaşması lazım. Şayet bunu başarabilirse toplantıda konuşulan alt başlıklardan biri olan “Bilişim-Telekom Strateji Geliştirme Platformu kurulması” konusu kendiliğinden gerçekleşecektir.

(Bu yazının bir kısmı 3 Mart 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim-Telekom Sektörü ne kadar hacme sahip?

Bilgi ve iletişim teknolojileri diye adlandırılan yabancıların ICT (Information Communication Technology) dediği sektöre ben bundan sonra Bilişim Telekom Sektörü diyeceğim. Çünkü  ilginçtir Bilgi ve İletişim Sektörü dediğimizde nedense kimse üstüne alınmıyor. Herkes ya Bilişimci ya da Telekomcu. Gelelim konumuza.

ABD’de 2007’de yapılan bir araştırma, 1975-1995 aralığında, ABD ekonomisinin 2/3’ünü bilişim-telekom sektörünün taşıdığını ortaya koyuyor. Hem yurtdışına sattıkları Microsoft, IBM vb. ürünleri, hem de kendi ülkelerindeki kuruluşların kullandığı bilişim ürünleri yoluyla verimliliğin artması şeklinde.

Yani bu bilişim-telekom sektörü denilen endüstri, günümüzün en önemli alanı. Bir ülkeyi bir üst lige çıkarabilir. Bu nedenle de, İngiltere’sinden, Hindistan’ına herkes bilişim-telekom konusuna eğilmiş ve destekler vermeye çalışıyor durumunda.

Peki ülkemizde durum nedir? Maalesef kötü; daha doğrusu yüzde 80-90 ithalata dayalı bir sektör oluşmuş durumda. Çok çeşitli bilişimci veya telekomcu firmaların verdiği rakamlar üst üste konduğunda karşımıza çıkan rakam 24-60 milyar aralığında olmakla birlikte, telekom operatörü firmalarının cirolarını bir kenara alırsak, geriye kalan miktar içindeki yerli katkı rakamının 800 milyon dolar civarında olduğunu görürüz.

Bana göre bu rakamın düşüklüğündeki en önemli neden; geçmiş yılların hükümetlerinin bilişim sektörünün anlamını ve yaratabileceği katma değeri anlayamamış olmasıdır. Fakat AK Parti hükümeti; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım sonrasında olmak üzere, son 5 yılda bu konuda epeyce yol aldı. Binali Yıldırım ve bağlı kuruluş BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) bilişim-telekom sektörü ile çok yakın ilişki halindeler.

Aynı kapsamda olmak üzere, geçen hafta ITO Cemile Sultan’da bilişim-telekom sektörünün STK’ları ile basınının katıldığı küçük görünen ama özünde büyük bir toplantıya katıldım. Hayli az sayıda misafirin rağmen bakanın ilgi gösterip katıldığı toplantıdan yukarıda bahsettiklerimle ilgili ilginç notları aktarmak istiyorum.

Öncelikle bir sektörün sivil toplum örgütleri ile ilgili bakanlık yetkililerinin “Diyalog Toplantısı” başlığı altında bir araya gelmeleri ve dertlerini karşılıklı tartışmalarını olumlu bulduğumu ifade edeyim. Toplantıların devam etmesi de iyi olacaktır. Toplantıdan da aldığım diğer bir izlenim, birden fazla ilgili bakanlığın katılması daha olumlu olacaktır. Örneğin Maliye Bakanlığı gibi.

Toplantının bence en olumsuz yanı, Bakanının toplantıya geç gelmesi, hem kendisinin, hem de sektör temsilcilerinin yorgun halde olması anlamına geldi. Bence organizasyonun daha hassas yapılması ve bu tür konulara dikkat edilmesi gerekli.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı  Binali Yıldırım, son değişiklik sonrası kabinenin  en uzun süreli bakanı haline geldi ki, biz de havacılık sektörüne ya da karayollarına baktığımızda aynı düşüncedeyiz. İcrası en başarılı bakanların başında geliyor.

Toplantı sırasında gösterdiği performans da bana bunu bir daha gösterdi. Sabah 8:30’da başladığı belirtilen günü gece yarısına kadar sürdürürken, gayet aktif ve yerli yerinde cevaplar veriyordu. Zaten toplantının hemen başında da sektörün uluslararası tarafına (Google, Facebook, Apple, vb.) “Eğer Türkiye’den para kazanıyorsan, buraya da birşeyler bırakmalısınız” mesajını verirken, yerli tarafına “Cari açık nereden geliyor, sadece benzinden mi?” diyerek ithalat yerine üretime ve de oradan marka yaratmaya ağırlık vermeleri konusunda mesaj verdi.

Diyalog toplantısına sayıları 19 olduğu belirtilen Bilişim-Telekom Sivil Toplum Örgütü başkan ve üyeleri katıldı. Toplantının özelliği, STK’ların taleplerini toplu olarak bakan başta olmak üzere bakanlık yetkililerine iletmesi üzerinde kuruluydu.

(Bu yazının bir kısmı 24 Şubat 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2 3
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish