Tag Archives: YouTube

Huawei P9 Leica… @Huawei @HuaweiDevice @HuaweiDeviceTR

Dolunayım ürün incelemesi yaparsa… İzlemeden geçmeyin. Gerçi daha çok fırın ekmek yemesi lazım ama özgüvenine hayran kaldım. Hiç bir şey korkutmasın seni kızım. Devam et. Baban her zaman yanında ve hazır.

DEVAMINI OKU

İnternetten alışverişin önlenemez yükselişi

infograph_etidE-ticaret artık yükselen değer. Hangimiz internetten alışveriş yapmamıştır ki? (İstisnaları saymıyorum). BKM’nin (Bankalararası Kart Merkezi) verilerine baktığımızda ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz.  Görünen şu. Hem e-ticaret hacmi artıyor hem de e-ticaret yatırımları. Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD), BKM’nin verilerini baz alarak e-ticaretin bir infografiğini hazırladı. Bizde bu rakamları sizler için yorumladık.

BKM verilerine göre, işlem adedi ve işlem hacminde en yüksek artış, Ocak 2012 ile 2013 arasında görülüyor. Ocak 2012’de işlem adedi 11.293.693 olarak belirtilirken Ocak 2013’te bu rakamın 15.737.905’e yükseldiği gözleniyor. İşlem hacminde ise aynı zaman aralığında geçen bir yıllık sürede ortaya çıkan 1.125,06 milyar TL’lik artış dikkatlerden kaçmıyor.

E-ticarete ilginin arttığının en önemli göstergesi ise tabii ki arama motorları. İnternet üzerinden online alışveriş sitelerini aratanların da 2007 yılından bu yana hızlı bir şekilde arttığı görülüyor. Ayrıca, internet üzerinden kredi kartıyla yapılan ödemelerin hacminde de büyük bir sıçrama olduğu dikkat çekiyor. E-ticaretin ülkemizde kendini yeni göstermeye başladığı yıl olan 2008’de 8 milyar 276 milyon TL olan hacmin, 2013’ün sadece ilk dört ayında 7 milyar 997 milyon TL’lik rekor bir rakama ulaştığı çarpıcı bir sonuç olarak gözler önüne seriliyor.

Online alışverişin yüzde 28,39’unun İstanbul, yüzde 13,62’sinin Ankara, yüzde 7,45’inin İzmir’den yapıldığı  görülüyor. Diğer illerin oranıysa yüzde 50,54.

Türkiye’de internet erişimi olan hanehalkı 32.438.200 olarak ifade belirtilirken, Facebook’un Türkiye nüfusu da aynı rakama denk geldi. Bunların yanı sıra bireylerin yüzde 37.8’inin düzenli internet kullandığı açıklandı. İnterneti kullanan en yüksek yaş, 16 – 24 aralığı oldu.

Sepet ortalaması 2008 yılında 140 TL iken ortalamaların 2013’ün ilk çeyreğinde 200 TL’ye ulaştığı gözlendi.

Internetten en çok satın alınan ürünler de cinsiyete göre farklılık gösterdi. Elde edilen bilgilere göre, erkeklerin yüzde 39’u elektronik ve bilgisayar ürünlerini tercih ediyor. Kadınların yüzde 41’i ise giyim ve aksesuar kategorisinden alışveriş yapıyor.

Dünya kullanıcı sıralaması baz alınarak hazırlanan rakamlara göre sosyal mecralarda Türkiye’deki internet kullanıcıları ilk sıralarda yer aldı. En dikkat çekici noktalarından biriyse, kullanıcı sayısı açısından Türkiye, Facebook’ta 6. sırada, Twitter’da 11. sırada, Youtube’da ise 14. sırada yer aldı.

Yeterli mi? Yetmez. Yola devam.

(Bu yazının bir kısmı 21 Temmuz 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

İnternet’te işler değişiyor mu? Google para ödemeye başladı.

Fransızlara sempatim olduğunu söyleyemeyeceğim fakat duygularım Fransız basınını takip etmeme engel değil. Fransızca bilmem ama çeviri programlarını iyi kullanırım. Geçen hafta Fransa basınında üstüste iki ilginç haber yayınlandı. Her ikisi de Google ile ilgiliydi. Biliyorsunuz Google günümüzdeki dev şirketlerin başında geliyor. 1998 yılı Eylül ayında kurulduğunu düşünürsek halk diliyle “Yeni Ergen!” diyebiliriz.

Fransız basınındaki haberlere dönelim. Haberin ilki Google’ın (başta YouTube olmak üzere)  kendi portallarından dolayı Fransız ve Afrikalı internet kullanıcılarının harcadığı bantgenişliği için Fransız Telekom firması Orange’a para ödemeyi kabul ettiği şeklindeydi.

İkinci haber ise, aynı Google’ın Fransız medyasına (haber siteleri), arama motorunda indekslediği yerel içerik karşılığında 50 milyon Euro önerdiği şeklindeydi.

Bunların anlamı, internette bir dönemin kapandığı, başka bir dönemin açılmaya başladığıdır. Çünkü son beş yıldır hem içerik hem de telekom firmaları, kendi sağladıkları kaynakları kullanarak inanılmaz paralar kazanan internet devlerine savaş açmışlardı. Bu son durum yeni döneme geçilmeye başlandığını gösteren en somut örnek.

Çünkü, bunu bir nevi “derenin kuşunu o derenin taşı ile vurmak” şeklinde tanımlayabiliriz. Fransa örneğinden bakarsak, Fransa’daki Orange abonelerinin YouTube’u artan oranda seyretmesi için Orange yatırım yapıyor ama bu videoların seyredilme miktarına bağlı olarak kazancı artan Orange olmuyor. Tamam. Orange kullanıcıları bir ücret ödüyorlar. Fakat bu ücretlerden elde edilen kazança karşılık gelen Orange’ın yüklendiği külfet birbirini karşılamıyor. Arada kazana Google oluyor.

Aynı şekilde Fransız içeriği arayan Fransızların kullandığı  arama sayfasındaki Fransız ürünlerin reklamlarını da Fransız medya kuruluşları kazanmıyor. Google kazanıyor. Yani ABD kazanıyor.

Google_kazanclar

Ek olarak, bu olaylar nedeniyle Google Fransa’nın vergi kazançlarına ya da istihdamına katkıda sağlamıyor.

Biz konu Google ve Fransa olduğu için devamlı onları örnek veriyoruz ama bu konu Facebook, Twitter veya diğer benzer şirketler ve de ülkemiz için de geçerli. Avrupa’nın krizle boğuştuğu bu dönemde bu konu yani Avrupa’dan Amerika’ya kaçan gelir daha önemli bir konu haline geldi. Hele bu şirketlerin bir kaç yüzmilyar doları bulan değerleri ve onlu milyar dolarlı kazançları ortaya konuldukça. Şöyle somutlaştıralım. Google’ın 2012 yılı son çeyrek geliri 14,42 milyar dolar. Dikkatinizi çekerim. Çeyrek, yani son üç aylık geliri. Bizim en gözde şirketlerimiz Türk Telekom ile Turkcell’in yıllık gelirini üst üste koyun bakalım bu kadar ediyor mu?

Bu vergi, telif hakkına ödeme gibi konular; ilk gününden bu yana bedava ve sınırları olmayan internette bazı kullanıcılara “özgürlüklerin yok olacağı” şeklinde bir mesaj gibi geliyor. Oysa son 10 yılın internet servislerine  Amerikalıların yorumu farklı “Ortada para ödediğiniz bir ürün yoksa, ürün sizsiniz” şeklinde.

Bu gelişmelerle ve özellikle davranış temelli reklam denilen olayla birlikte kişisel gizlilik ve güvenliklerin daha çok dile gelmesi de olayın diğer bir boyutu. Çünkü iş modelleri yokmuş, pek çok özellik sanki paradan uzak gözükse de, öyle değil. Artan rekabet, “kullanıcıyı çek, o kullanıcıyı kullanarak para kazan ya da premium servise para al” modelini zorladığından internet böyle gelişti.

Halen de böyle devam ediyor ama YouTube üzerinde 1,2 milyar kere izlenen Gangham Style Videosu için Google’un kazandığı paranın 8 milyon dolar olduğu hesaplanıyor. Peki Güney Kore’li Gangham’cının kazancı nedir? Belki şöhret ve belki de bir kaç yüzbin dolar para. Peki Google üzerinde yayınlanan videodan da pay alması gerekmez mi?

Son beş yılın sorusu bu ve görünen o ki artık cevaplanma vakti geldi.

(Bu yazının bir kısmı 27 Ocak 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

MÜ-YAP ne iş yapar?

Hemen söyleyelim. MÜ-YAP, üyelerinin çıkarlarını koruduğunu ileri sürerek site kapattıran bir meslek birliğidir. Toplumların yol gösterici ışığı olan sanatçıların oluşturduğu bu birliğin saçma sapan kararlar almasına üyelerinden hiç kimse nasıl sesini çıkartmaz? Anlamıyorum.

Sizler sanıyor musunuz ki insanlar internette dinlemek istedikleri müziğe erişemezse gidip o albümü satın alacak? Çok beklersiniz. Kendimden örnek vereyim. Ben çok fazla müzik dinleyen biri değilim. Fakat son bir yıl içinde şarkıları ile benim ruh dünyamı yakalayan Mustafa Ceceli’nin CD’lerinden kaç tane aldım hatırlamıyorum. Bunu hiç almadım şeklinde algılamayın. Çok aldım şeklinde anlayın. Çünkü hoşuma giden şeyleri kendime aldığım gibi alıp yakın dostlarıma da hediye ederim. Fakat aldığım CD’lerini bir kez bile müzik setine veya bilgisayarıma takmış değilim. Neden mi? Çünkü zamanımın çoğu ya hareket halinde ya da bilgisayar başında geçiyor. Dolayısı ile cep telefonuma ve bilgisayarıma da internetten indirerek yükledim şarkılarını. İstediğim zaman dinliyorum. Şimdi ben suç mu işliyorum?

Fizy ne yapmış? Fizy insanların sevdikleri şarkılara ve sanatçılara ulaşmalarını sağlamış. Bunu yaparken de üstüne düşen ödemeleri gerçekleştirmiş. Kısa sürede insanların sevgilisi olmuş. Çok hızlı büyümüş. Dünyanın en prestijli internet ödüllerinden Mashable Awards’da ödül kazanmış. 6 Ocak 2011 tarihinde bu ödülü almak için ABD’ye gidecek. Artık oradaki ödül töreninde kürsüye nasıl bir psikoloji ile çıkacaklarını varın siz tahmin edin.

Beyler (MÜ-YAP) kendinize gelin. Fizy konusunda haksızsınız. Neden mi? Şu sorulara dürüstçe cevap verin haklı olup olmadığınızı sizde anlayacaksınız.

-Fizy hizmete girdikten bir süre sonra sizlerin (MÜ-YAP’ın) çağrısıyla kendisine sunulan bir tarife üstünden lisans aldı mı almadı mı?
-Sitenin aslen bir arama motoru olduğunu siz de biliyorsunuz değil mi? Yani dinlettiği şarkıların hiçbirini barındırmıyor. Hepsini çeşitli (Grooveshark, Youtube, Soundcloud, Dailymotion vb.) gibi dış kaynaklardan aktarmıyor mu?
-Fizy, sanatçıya duyduğu saygıdan dolayı sizinle yaptığı anlaşmanın benzerini yurtdışı için Sony Music vb. kuruluşlarla da yapmış mı?
-Fizy, sözleşme yenileme zamanı geldiğinde sizlerle (MÜ-YAP) görüşmeye başlamadı mı?
-Siz (MÜ-YAP) bu yeni görüşmelerde lisans bedelini önceki anlaşmanın sekiz katına çıkarmadınız mı?
-Siz (MÜ-YAP) bu şekilde davranarak mecraların eşitliği kuralını bozmadınız mı?
-Fizy sizin yeni teklifinizi kabul etmedi mi?
-Fizy teklifinizi kabul ettiğini bildirmesine rağmen yeni şartlar masaya getirmediniz mi?
-Fizy’nin telefonlarına çıkmamazlık etmediniz mi?
-Bazı büyük grupların baskısı altında kalarak mı Fizy’yi kapattırdınız?
-Bu sitenin tamamen yerli bir proje ve bir Türk sitesi olduğunu bilmiyor musunuz?

Bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Fakat gerek yok. Bunlara bile cevap verebilirlerse bazı şeyleri anlamaları için yeterli olacak. Her şeyi bir kenara bırakın basına yaptığı açıklamada 2000 civarında siteyi kapattırmakla övünen bir MÜ-YAP var karşımızda. Basına yaptığı ve internette de yayınladığı açıklamayı okuyanlar MÜ-YAP’ın doğruları söylemediğini düşünüyor. Bizler ülkemizin çıkarları adına MÜ-YAP’ı doğruları söylemeye davet ediyoruz.

Bu işler böyle olmamalı. Bu işte kaybeden maalesef “yalnız ve güzel ülkemiz” Türkiye olmuştur.

(Bu yazının bir kısmı 5 Ocak 2011 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Google’a 300 milyon TL ceza

Konumuzun iki aktörü var. Birisi devletimiz, diğeri Google. Devletimizi anlatacak değilim, gayet iyi tanıyoruz. Hatta o kadar benimsemişiz ki “Devlet Baba” diyoruz. Dolayısı ile de ne yaparsa yapsın, kızsakta o bizim babamızdır diyerek konuyu çok da fazla uzatmıyoruz. Başımızı eğip ne derse yapıyoruz.

Google’ı da anlatacak değilim. Tarayıcımızda ana sayfa olarak kullandığımız ve normal adres satırı yerine onun arama satırına herşeyi yazmayı tercih ettiğimiz vazgeçilmezimiz. Uzun zamandır devletimiz ile Google arasında bir çok problem yaşandı. Hala da yaşanıyor. Fakat devletimiz iki problemi çok önemsiyor. Bunlardan birisi YouTube idi. Yaşanan bir çok olumlu ve olumsuz gelişmeden sonra şu an YouTube açık. Devlet, açılması için gayet olumlu bir tavır takınmasına ve her türlü kolaylığı göstermesine rağmen sonrasında yaşananlardan kırılmış durumda. Çünkü bu son açılmada YouTube’un sahibi Google’ın takındığı tavır ve açıldıktan sonra yaptığı açıklamalar devlet tarafında “kandırıldık” hissi doğurmuş durumda. YouTube bir oldu bitti ile açıldığı ve kamuoyunun tepkisinden çekinildiği için şimdilik dokunulmuyor. Fakat devlet unutmaz. Google yetkilileri de bunu unutmasın. Zamanı geldiğinde mutlaka bir yerlerde önlerine konulacaktır.

İkinci problem ise vergi konusu. Bildiğiniz gibi Google’ın çeşitli hizmetleri var. Bunlardan en önemlisi AdWords denen ve reklam gösterimi yapılmasını sağlayan hizmeti. Bu hizmeti ile Google’ın sadece Türkiye’den yılda bir milyar dolar kazandığı tahmin ediliyor. Nitekim devlette işte burayı önemsiyor. Diyor ki “Madem buradan para kazanıyorsun, bu kazancının vergisini de öde.” Google ise “Ben kazancımın vergisini merkezimin olduğu ülkede ödüyorum. Bir de burada ödersem iki kez vergi ödemiş olacağım.” diyerek buna yanaşmıyor. Anlaşmazlık bu hale dönüşünce devlet Google’a 2009 yılında 71 milyon TL’lik vergi cezası kesti. Görüşmelerde orta yol bulunamayınca 2010 yılında Google durumu mahkemeye taşıdı. Bu mahkeme nasıl sonuçlanır diye beklerken öğrendiğimize göre Maliye üç hafta önce bir sürpriz daha yaptı. Google’a 300 milyon TL’lik yeni bir ceza daha kesti. Ceza tebliğ edildi. Bu bilgilerin doğruluğu üzerinden hareket edersek şu sonuçlar ortaya çıkacak görünüyor. Google tarafında karar süreçleri ABD üzerinden işlediği için hızlıca bir sonuç çıkmayacağı bir gerçek. Maliye bu adımın sonrasını da düşünmüş ve şimdi o adımı atmaya hazırlanıyor. Fakat atılacak ikinci adımın ortalığı rahatsız edeceği bir gerçek.

Maliye ikinci adım olarak üçüncü taraflar Haciz İhbarnamesi göndermeyi düşünüyor. Bunu yapmak içinde görevlendirdiği memurlar harıl harıl internette dolaşıp Google’a reklam veren firmaları tespit ediyorlar. Önümüzdeki günlerde niyetleri bu firmalara tebligat gönderip Google’a yapacağınız ödemeyi bize yapın diyecekler. Fakat buradan bir sonuç çıkacağını pek tahmin etmiyorum. Çünkü Google tahsilatını genelde kredi kartı üzerinden peşin yapıyor. Nitekim diğer ödeme şekilleri de peşin türü farklı ödeme şekilleri. Dolayısı ile Maliye açısından buradan bir şey çıkacağını zannetmiyorum. Fakat Google ile çalışan firmaları rahatsız edeceği aşikar. Bu durumun Google’ın Türkiye reklam gelirlerini nasıl etkileyeceğini zaman gösterecektir.

Bu işlerin nasıl sonuçlanacağını kestirmek zor. Fakat bir şekilde Google’a erişimin engellenmesi yoluna gidilirse ortalık bir hayli karışacaktır. Reklamverenler cephesinde değil belki ama Google’ın Apps hizmetini kullanan bir hayli firma var. Bunların halini düşünmek bile istemiyorum.

Ümit ederim bir orta yol bulunur. Benim öngörüm, her şey kısa vadede Google’ın yararına gibi görünse de uzun vadede tüm bu anlaşmazlıklardan Google ciddi zarar görecek. Çünkü Türkiye’nin tüm Türk dünyasına seslenecek yerli bir Google (Google’ın verdiği hizmetleri verecek yerli bir marka) yapma düşüncesi var. Bunun için Türk Telekom canla başla çalışıyor. Çok değil bir yıla varmaz duyarız zaten. Bence Google gelecekteki değişkenleri de dikkate alsa iyi eder.

(Bu yazının bir kısmı 20 Şubat 2011 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

YouTube, Binali Yıldırım’ı fıtık etti

Acar gazeteci gözüyle bu yazıyı sizlerin okuması için bir başlık ancak böyle atılır. Araştırmacı gazeteci gözüyle başlık atacak olsaydık “Binali Yıldırım’ı YouTube’mu fıtık etti?” dememiz gerekirdi. İşin gazetecilik boyutu bir tarafa, Binali beye geçmiş olsun diyerek konumuza gelelim.

YouTube uzun zamandır kapalı. Artık ne zaman kapatıldığını da unuttuk. Sadece kapatma dediğimizde aklımıza gelen ilk isim olmayı sürdürüyor.

YouTube’un sahibi Google bu kapatma konusunu lehine kullanmaya devam ediyor. Gerçek fanatiklerimi yoksa “duygusal” fanatiklerimi olduğunu bilmediğimiz insanlar, her fırsatta hem Ulaştırma Bakanlığına hem de hükümete veryansın ediyorlar. Oysa bilmiyorlar ki Google’ın Türkiye’deki yetkisiz yetkilileri YouTube konusunu habire Ulaştırma Bakanlığı ile görüşüyor. Bakanlık yetkilileri bu görüşmeleri kamuoyu ile paylaşmak istiyor ama nedense Google’cılar her görüşmeden önce gizlilik sözleşmesi yaparak bunu engelliyorlar. Bana bu durum tuhaf geliyor. Google görüşmelerini neden gizlemek istiyor ki?

Diğer tuhaf gelen durum ise bir ticari şirketi doğrudan bakanlığın muhatap alması. Bu devlet gelenekleri ve teamüller açısından doğru değil. Doğru olan tüm gelişmiş ülkelerdeki gibi bizde de konuyla ilgili bir sivil toplum örgütü veya kurulun bu işe el atıp, ticari şirket ile bakanlığı bir araya getirmesidir. Bu işi yapabilecek sivil toplum örgütü Türkiye Bilişim Derneği (TBD), kurul ise İnternet Üst Kurulu’dur. Fakat gördüğüm kadarıyla Google ile bakanlık arasındaki görüşmelerin doğrudan başlaması, bakanlıktakilerin bir an önce bu işi çözelim demesinden kaynaklanıyor. Her ne olursa olsun bakanlık devlet kurumu olmanın ağırlığı ile davranmalıydı. Bu şekilde davranarak kendine bağlı olan İnternet Üst Kurulunu etkisizleştirmiş olmadı mı?

Google ile bakanlık arasında YouTube için yapılan son görüşmede bakanlık tarafı ciddi adımlar attı. Dedi ki “Biz mahkeme kararıyla kapatılan YouTube’un açılması için kanunlarda gerekli düzenlemeleri yapmaya hazırız. Bunları tartışalım ve bir karar verelim. Sonra da harekete geçelim.” Fakat Google tarafındaki yetkisiz yetkililer “Bizim bir ABD’deki merkeze sormamız gerekiyor.” şeklinde cevap verdiler. Bunun üzerine bakanlık yetkilileri şunları söylediler: “Bir daha ki toplantıya sizin adınıza kim karar veriyorsa o gelsin bu işi bitirelim” dediler. Ben de yakın takibimi sürdüyorum. Kimin geleceğini merakla bekliyorum. Fakat gelecek olan da bakanlığa karşı net olamaz ve “ben bir sorayım” derse, korkarım bakanlığın biten sabrından dolayı YouTube hiç açılamaz hale gelecek.

YouTube’un bu başına gelenler aslında Google gibi büyük bir şirketin çatısı altında olmasından kaynaklanıyor. Google dev yapısının getirdiği doğal bir yavaşlık içinde. Merkezdeki karar vericiler, tüm dünyayı küresel olarak tek bir pazar olarak görseler de yerel olaylarda doğru tepkileri veremiyorlar. Bunun çaresi ise yerel yönetimlerine daha fazla yetki devrinden geçiyor. Fakat her güç sahibi gibi onlarda da güç sahipleri bunu paylaşmaya yanaşmıyorlar. Bu şekilde devam ederlerse hiçkimsenin öngöremediğim bir yerden başlayacak çatlak tüm Google’ı alt üst edecektir.

Diğer taraftan herkese hatırlatmak istediğim bir konu var. Türkiye’de bir siteyi kapatmak isterseniz mahkemye baş vurmanız yeterli. Kapatılan site bir şekilde suçsuz olduğunu ispat ederse hakim verdiği kararı kaldırıyor ve site açılıyor. Fakat siteyi kapattıranlar bu seferde başka bir yerin mahkemesinden tekrardan karar aldırabiliyorlar. Bu süreç böyle kör topal bir şekilde sürüp gidiyor. Bakanlığın uzun süredir üzerinde çalıştığı torba bir kanun paketi var. Ümit ederim tüm bu süreçleri de bu pakette dikkate almışlardır.

Öyle sanıyorum ki her şey yolunda giderse 2011 yılında internette daha yasaksız bir ülkeye geçmiş olacağız. Sabırla bekliyoruz.

(Bu yazının bir kısmı 26 Eylül 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Artık, ayıp ediyorsun Google

Bizler her türlü yasağın karşısında durduk. Hala da durmaya devam ediyoruz. Diyalog yoluyla her türlü problemin çözüleceğine inanıyoruz.

Nitekim Google’ın sahibi olduğu YouTube’un yasaklanması ile ilgili olarak da en başından tavrımızı koyduk. Bir tek sayfa için tüm sitenin yasaklanmasının adil olmadığını söyledik. Doğrusunun ne olduğunu da uzun uzun anlattık. Fakat geçen zaman içinde gördük ki YouTube yasağının halen devam etmesindeki tek suçlu ülkemizin resmi kurumları değil. Yasağın şu an halen devam etmesinde YouTube yetkililerininde ciddi hataları var.

Google, YouTube’u aldığından beri ülkemizdekine benzer problemleri neredeyse tüm dünya ülkeleri ile yaşıyor. Küresel bir şirket olmanın getirdiği zorluklar bunlar. Hani bizde bir söz vardır: “Hamama giren terler” diye. Neticede tüm dünyayı pazarınız olarak görüyorsanız ticaretinizi yaptığınız her ülkenin kendine özgü ticari kurallarına, farklı hassasiyetlerine saygı gösterecek ve uyacaksınız.

Google’ın YouTube yüzünden problem yaşadığı ülkelerin başında Brezilya geliyor. Sonrasında ise ABD, Almanya, İngiltere, İspanya, İtalya başta olmak üzere neredeyse tüm ülkeler sıralanıyor. Google genel olarak ülkelerin bu taleplerini karşılama konusunda ticari bir bakış açısı sergiliyor. YouTube yüzünden problem yaşadığı ülkede ticareti büyükse hemen o ülkeye özel yerel bir YouTube versiyonu kuruyor. Çıkarılmasını istediği içerikleri de bu yerel versiyondan çıkarıyor. Problemi de böylece çözmüş oluyor. Türkiye ise çıkarılmasını istediği içeriğin sadece yerel versiyondan değil tüm dünyadaki versiyonlardan kaldırılmasını istiyor. İşte her şey bu noktada kilitleniyor.

Google yetkilileri de bu sorunu yeterince önemsemiyorlar. Çünkü yasaklama kararı yüzünden mağduru oynadıkları için insanların onları masum gördüğünü düşünüyorlar. Fakat yanılıyorlar. Çünkü toplumumuzda git gide Google’ın bu problemi çözmek için yeterince çaba göstermediği konusunda bir düşünce oluşmaya başladı. Bu düşünce gittikçe de kuvvetleniyor.

Kendimden örnek vereyim. Ben birkaç sayfa içerik yüzünden tüm YouTube’un kapatılmasına karşı olmama rağmen Google’ın ülkemiz hakkındaki samimiyetinden şüphe etmeye başladım. YouTube’u yasak olmasına rağmen farklı yollarla kullanabilmeme rağmen ülkemiz konusundaki samimiyetsizliğini görünce kullanmama kararı aldım. Yokluğunu hissetmiyorum. Çünkü bir çok benzer site zaten var. Böyle kişisel bir karar aldım ve uyguluyorum.

Asıl merak ettiğim noktalardan biri de Google Türkiye ofisinde çalışan Türkler. Bu konularda neler yapıyorlar? Google’ın merkezine nasıl raporlar veriyor? Her şeyden önemlisi de (buna inanmak bile istemiyorum) “Para veren el üstündür” mantığıyla mı hareket ediyorlar. Bu konular artık milli bir meseleye dönüşmeye başladı bunu görmüyorlar mı? Şu ana kadar yaşananları (vergi cezaları ve yasaklamaları) hükümet ile olan meseleler olarak görüyorlarsa yanılıyorlar. Çünkü ülkemizde hükümet meseleleri ile devlet meseleleri arasında ince bir çizgi vardır. Hükümet meselesinin bir anda devlet meselesi olması mümkündür. Şayet bir problem devlet meselesi olursa bu milletin meselesi haline gelir ki ondan sonrasının önüne kimse geçemez. İnsanımızın milli konularda nasıl duyarlı olduğunu ve ne kadar şiddetli tepkiler verebildiğini anlatmama gerek yok. Tüm bunları Türkiye ofisinde çalışanların bir de bu pencereden değerlendirip kendi merkezlerine ona göre raporlar göndermeleri faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

Rahmeti İsmet İnönü’nün ikinci dünya savaşında söylediği “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye’de bu dünyadaki yerini alır” sözü hala geçerliliğini koruyor. Gerekirse yeni bir siber (sanal) dünya kurulur ve Türkiye’de bu dünyadaki yerini alır.

(Bu yazının bir kısmı 4 Temmuz 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Apple’ın yeni oyuncağı: iPad

Çıkarttığı her yeni ürünle büyük sansasyon yaratan Apple şimdi de yeni oyuncağı iPad’i piyasaya sürdü. Yaklaşık bir senedir insanları merak içinde bırakan ürünün satışa çıkarıldığı ilk gün 300.000 adet satması bir tesadüf mü?

Bu patlamaların arkasında birçok şirketin CEO’sunu kıskandıracak ölçüde başarılı olan Steve Jobs yer alıyor. Çıkartmayı düşündükleri ürünlerle ilgili daha hiçbir şey yokken dedikodular bir sene öncesinde başlayarak reklama gereksinim duymadan insanların ilgisini çekmeyi başarıyor. Geçmişten günümüze Apple’ın çıkarttığı ürünlerin kalitesi de üstüne eklenince çıkış gününde böyle izdihamlar kaçınılmaz oluyor.

Apple’ın teknoloji eleştirmenleriyle ilişkileri teknoloji çevrelerinde çoğu zaman problem yaratsa da, bu ilişkiler sayesinde pazarlama stratejisinin önemli bir halkası başarıya ulaşmış oluyor. Ürünleri piyasaya çıkmadan birkaç gün önce, az sayıdaki eleştirme ürünlerini gönderen Apple, bu sayede bütün dünyanın ürünle ilgili objektif olduğu düşünülen bilgileri kendi seçtiği yazarlardan edinmesini sağlıyor. Tabi bu durumda ne kadar objektif olunabileceği tartışma konusu, zira bir dahaki ürün piyasaya çıkacağı zaman bu şanslı eleştirmen grubunun içinde olup olmayacakları büyük oranda yaptıkları olumlu ya da olumsuz eleştirilerle ilişkili oluyor. Diğer tablet üreticilerine bakıldığında sosyal medyanın imkânlarını yoğun bir şekilde kullandıkları görülürken, Apple marka ve algı yönetiminin sınırsız bir platform olan internette zor olduğunu düşündüğünden sosyal medyanın imkânlarına son birkaç yıla kadar hep mesafeli yaklaştı. Apple’ın Youtube’da bulunan sitesi bu duruma en güzel örneği teşkil ediyor. Yıllar süren engellemeden sonra sonunda Youtube’da kendi sitesini açan Apple izleyicilerin yorum yapmasına ise hala izin vermiyor.

Öte yandan Apple’ın şimdiye kadar çikardigi ürünlerde müşterilerini kalite açısından hayal kırıklığına uğratmamış olması ürünün başarısında büyük bir rol oynuyor. Firmanın iPhone ve iPod  Touch ile edindiği tecrübe ve geliştirdiği teknoloji iPad’in rakipleri karşisında bir adım öne geçmesini sağlıyor. İşlemci hızı, mükemmele yakın olan dokunmatik ekranı, Apple’ın teknoloji dünyasıyla tanıştırdığı tek tuş teknolojisi, gelişmiş grafikleriyle yüksek çözünürlükte video görüntüleme imkânı Apple iPad’in önemli avantajları olarak göze çarparken, kamera ve usb girişi olmaması, flash uzantılı videoları oynatamaması, multitasking imkânının olmaması gibi dezavantajları yürütülen başarılı pazarlama stratejisi sayesinde şimdilik göz ardı edilmiş gibi görünüyor.

Peki, ürünler kaliteli, pazarlama stratejisi iyi yürütülmüş ancak fiyatlar da aynı oranda kullanıcı  için uygun mu? Apple her zaman çıkarttığı ürünlerde muadil ürünlere göre en yüksek fiyatı uygulayan şirket. Hal böyleyken bu kadar çok satışın altında farklı nedenler çıkıyor. Örneğin Türkiye’de iPhone’un satışa çıkışı o kadar gecikti ki insanların merakı isteği gün geçtikçe arttı. Amerika’dan getirtebilenler neredeyse el üstünde tutulur hale geldi. Kendi reklamını kendi yaptı. Bu fırsatı en iyi değerlendirenler ise uygun zamanı kollayan Turkcell ve Vodafone oldu. iPhone pastasını onlar yedi. Diğer bir fiyat belirleme ölçütü olan teknolojinin bulunması ve uygulanması konusunda da Apple her zaman bir adım öne çıkıyor. Apple’ın 3 sene önce yaptığı çoklu dokunma özelliğini daha yeni yeni diğer markalar yapmaya başladı. Teknolojiyi elinde tutan, tekel olan fiyatı belirleme özgürlüğüne de sahip olur.

Konumuzdan sapmazsak yapılan –nispeten daha objektif- yorumlar ve eleştiriler iPad’in bekleneni veremediği yönünde ancak geçmişte üretilen tablet bilgisayarlara yeni bir boyut getirdiği de aşikâr. Yani Apple yine fiyatla istediği gibi oynama hakkını elde etti. Şimdi iPad Amerika’da yüz binlerce insanın çantasına girdi ancak Türkiye’de satışa sunulması ne kadar zaman alacak. Burada kilit rolü büyük teknoloji marketleri oynayacak. Kim hızlı davranırsa iPad’den yağacak nimetleri toplamaya başlayacak.

iPad iyi has da bakınca bunu kim taşıyacak diyor insan. O nedenle iPad’in satış stratejisini bayanlar üzerine kuracağını düşünüyorum. iPad ortalama bir bayan çantasının içine rahatlıkla sığacak boyutlara sahip. Kullanım açısından da bilgisayar rahatlığını verecek gibi de durmuyor. Hal böyleyken erkekler şunu düşünecek eğer yanımda ekstradan çanta taşıyacaksam neden minibook ve ya diz üstü bilgisayarımı almayıp onun yerine bu kadar parayı vereyim. Ancak şıklığa bayanların erkeklerden daha fazla önem verdiği kesin, ağırlık konusunda da bayanlar için kullanışlı ekstradan çantaya da gerek yok o zaman iPad bayanların en sevdiği ürün halini alacak gibi duruyor.

(Bu yazının bir kısmı 11 Nisan 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Tek rakibimiz Çin

Bayramdan bir gün önce yani arife günü Müyap (Mü-yap Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği) internet kullanıcılarının bayramını kutladı. Lastfm, Myspace ve akilli.tv sitelerininde içinde bulunduğu 100 kadar siteyi kapattırdı.

İşin ilginç tarafı Beyoğlu Başsavcılığının 26 Haziran’da aldığı kararın gereğinin 19 Eylül’de yerine getirilmesiydi. Neredeyse üç aylık bir gecikme. Yetmezmiş gibi bayramın hemen öncesi. Bu yüzyılda şaka gibi bir durum.

Üç sitenin ortak noktası müzik ağırlıklı paylaşım siteleri olmaları. Daha öncede defalarca söyledik. İlgili url’leri kapattıracaklarına, aynı Youtube’daki gibi yine pire için yorgan yaktılar ve tüm siteyi kapattırdılar.

2005 Haziran’ından beri bu ülkede internet sitesi kapattıran Müyap avukatlarına bir çift sözüm var. Sayın avukatlar müvekillerinizin hakkını tabii ki sonuna kadar savunacaksınız. Fakat bu internet konusunda yanlış yapıyorsunuz. Başvuru dilekçelerinizi doğrusu merak ediyorum. Bu siteler binlerce üyesi olan siteler. Orada sadece birkaç kişinin yaptığı kanunsuz hareketler yüzünden tüm siteyi kapatmak ne derece mantıklı. Sizlerin internet konusunda güttüğü mantığı bizim camiaya uygulasak hepimiz yanmıştık. Şöyle bir örnek vereyim. Diyelim ki benim yazımda bir suç unsuru var. Siz dava ettiniz. Sizin internette uyguladığınız mantıkla gidersek, benim bu yazıyı yazdığım dizüstü bilgisayarın üreticisini de ceza kapsamına almanız gerekir. Bu siteler birer ticari kurum ve yasal oluşumlar. Pazarları tüm dünya. Bir çok çalışanları var. Bunlar yasal çerçevede insanlara birer ortam sunuyorlar. Daha somut bir örnek vereyim. Bunları alış veriş merkezi gibi düşünün. İçinde yüzlerce dükkan var. Bu dükkanlardan biri kaçak tekstil eşyaları satıyor. Normal olan sadece o dükkana cezai yaptırımların uygulanmasıdır. Fakat sizin internet sitelerinde uyguladığınız şekilde hareket  ettiğimizde alış veriş merkezinin giriş kapılarından sadece birini kapattırmış oluyoruz. Bu şekilde bir karar ne derece doğru? Şayet doğruysa bu kapıyı kullanmak zorunda olan binlerce insanın suçu nedir? Elinizi biraz da vicdanınıza koyun.

Diğer taraftan Müyap’ında yapması gerekenler var. Üyelerinin haklarını korumaya çalışmasına diyecek bir şeyimiz yok. Fakat Müyap’ın doğru hukukçularla çalıştığı konusunda benim ciddi şüphelerim var. 2005’den bugüne kadar dört binden fazla kapatılan site varken, bunun 1500’ünün Müyap tarafından kapatıldığını dikkate alırsak durumun vahameti daha da ortaya çıkıyor. Müyap ismi yasakçılıkla eş anlama gelmeye başladı. Buna sebepte avukatlarının doğru olmayan uygulamaları. Müyap’ın imajını düzeltmesi gerekiyor. Bunun yolu da söylediğimiz gibi sadece ilgili url’ler kapattrımaktan geçiyor.

Ayrıca, bu konuda karar veren savcı ve hakimlerimize de sesleniyorum. Biliyoruz işleriniz yoğun. Sırasını bekleyen binlerce dava dosyası var. Fakat bu internet konusuna biraz ciddi eğilin lütfen. Yukarıda saydığım detaylara, bu davaları size getiren avukatlar dikkat etmiyorsa siz edin. Ne olur ülkemizin isminin internet yasakçıları listesinde Çin ile yarışmasına sebep olmayın. İnternet çok güçlü ve büyük bir mecra. Ülkemiz bu dünyada hak ettiği yerde olmalı. Adalet dağıtan sizlere düşen bu dünyayı doğru anlamak ve doğru kararlar vermek. İnternetin gücü hakkında size küçük bir örnek vereyim. İki hafta önce dergimizde yazdığım bir yazı vardı. Yazımın başlığı, “Samsung, LG, Nokia / aslında hepsi yok ya!” Dergimiz her hafta 18.000 civarında basılıyor. 12.000 civarında satılıyor. Yani yazımın eriştiği kişi sayısı 12.000. Ayrıca söz konusu yazım dergimizin internet sayfası olan www.paradergi.com.tr adresinde de her hafta yayınlanıyor. Dolayısı ile orada da bir erişim kitlesi var. Ülkemizin önde gelen bir çok haber sitesi dergimizin internet sitesinden yazımızı alarak kullandı. Bu haber sitelerin erişim rakamlarına baktığımızda ortaya devasa rakamlar çıkıyor. Kullanılan yazımın, kullanıldığı yerlerdeki okunma rakamlarını topladığımızda ve üstüne sosyal paylaşım sitelerindeki okunmalarda eklendiğinde 2 milyona yakın bir rakam ortaya çıkıyor. Nereden nereye değil mi? Böyle büyük bir güç internet haricinde hangi mecrada var.

Bu konularla ilgili kaç yazı kaleme aldım hatırlamıyorum. Fakat her site kapatmada bıkmadan yazmaya devam edeceğim. Belki muhataplardan biri okurda doğru hareket eder. Denize atılan yıldız misali.

(Bu yazının bir kısmı 27 Eylül 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

İran isyanında internet etkisi

İran’da 12 Haziran’da başkanlık seçimleri yapıldı. Seçim sonuçları kanlı olaylara sebep oldu. Sizlere Iran’ın sahip olduğu rejimi ve devlet yapısını anlatacak değilim. Zaten televizyonlarda yüzlerce tartışma yapıldı. Benim üzerinde durmak istediğim, internet mecrasının bu olaylardaki rolü. Her şey seçimlerin sonunda resmi açıklamalara göre Mahmud Ahmedinecad’ın, oyların yüzde 62’sini alarak tekrar seçilmesiyle başladı.

Sanki Iran’da kıyamet koptu. Eski cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi tarafından desteklenen Musavi’nin taraftarları sonuçların açıklanmasıyla sokaklara döküldü. Iddialarına göre seçim yenilenmeliydi çünkü hile yapılmıştı. Bir bakıma mevcut Iran rejimini korumakla görevli ruhani lider ise bu iddiayı asılsız buldu ve reddetti. Sokaklara dökülen Musavi taraftarları bu karardan sonra sokakları protestonun her türüyle inletmeye başladı.

Uluslararası medya için bulunmaz fırsattı. Ülkedeki medya temsilcileri protesto ve iddialara yönelik haber ve görüntüleri ülkelerine geçmeye başladı. Fakat asıl hareketlilik internet üzerinde yaşanıyordu. Çünkü İran birçoğumuzun bilmediği bir özelliğe sahip. Fransa’dan sonra dünyanın en büyük ikinci blog yazarı kitlesi bu ülkede. Şaşırdınız değil mi? Son dört yıldır tüm dünyada yaşanan sosyal paylaşım siteleri çılgınlığının doğal bir sonucu olarak blogların da yıldızı parladı. Mevcut klasik medya araçları üzerinden yapılan yayınların devletin bazı denetimlerine tabi olması Iran gençliğini internete sürükledi.

Sonuç ortada: Eylemleri an be an dış dünyayla paylaştılar. Özel bloglar açıp eylem organizasyonunda kullandılar. Eylem organizasyonlarında internet mecrasının kullanılacağı seçim öncesinde kendini belli etmişti. Örneğin, seçim öncesinde korsanlar Ahmedinecad’ın sitesine yönelik saldırılar başlatmıştı. Bu saldırıları engelleyemeyen yönetim, son çare olarak tüm Iran’da 45 dakika boyunca interneti kesmişti. Bu saldırılar seçim sonrasında neler olacağının en belirgin işaretiydi. Bu mesajı alıp almadığını kestiremediğimiz Iran’da seçim günü bazı ilginçlikler yaşanmıştı.

Seçim gününde kendini gösteren şüpheli cep telefonu şebeke arızaları ve çeşitli sinyal karıştırma cihazları marifetiyle iletişim imkânsızlaştırıldı. SMS bile yollanamaz hale geldi. Televizyon sinyalleri gizli eller tarafından kesildi. Kolluk kuvvetleri yabancı gazetecilerin çalışmalarını engelledi. Kimilerini gözaltına aldı.

Seçim sonrası başlayan eylemler isyana dönüştü ve El Cezire televizyonu yaşanan olayları Islam devriminden bu yana ülkedeki en büyük isyan olarak adlandırdı. Internet üzerinden örgütlenmenin doğal sonucu olarak dünya üzerindeki pek çok ülkenin Iran elçilik ve konsoloslukları çeşitli olaylara sahne oldu. Seçimleri takip eden 5 gün içinde 32 kişinin ölmesi ve bu isyan hareketinin yeni bir devrime doğru yönelmesi Iran yönetimini harekete geçirdi. Hemen Facebook, Youtube, Blogger, Flickr, FriendFeed, Twitter gibi popüler sosyal paylaşım sitelerinin tamamına erişim engellendi. Isyancılar buna cevap olarak 12 kamu sitesini işlemez hale getirdiler.

Ayrıca işi bilen korsanlar, çeşitli yeraltı forumlarında sıradan kullanıcıları birer siber eylemci haline getirdiler. Iran yönetimi tarafından her yönden kuşatılan isyancılar ve gazeteciler internetin arka sokaklarını etkin bir şekilde kullanmaya başladılar. Isyancılar akşamları internette örgütlenip gündüzleri sokaklarda harekete geçiyorlardı. YouTube üzerinden devletin uyguladığı baskı ve yer yer şiddete dönüşen tavır görüntülü bir şekilde yayınlandı. Internetin yeraltı dünyası (underground) diye adlandırdığımız yasal olmayan bilgileri paylaşan ve işleri yapan siteler, Iran isyanında çok işlevsel olarak kullanıldı.

Dünyanın en büyük ve güçlü siber yeraltı gruplarına sahip Rusya’yı önümüzdeki dönemde ciddi olarak zorlayacak rakipler Iran’dan çıkacak gibi görünüyor. Tabii bu siber yeraltı grupları asıl Iran’ı çok zorlayacak.

Tüm bu olanlardan ders çıkarması gerekenleri üç grupta toplayabiliriz. Birincisi Iran yönetimi. Iran yönetimi, dört yıl sonraki seçimlerden başarıyla çıkmak istiyorsa, mevcut uygulamalara isyan eden bu gençlerin taleplerini bir şekilde karşılayarak onları pasifize etmesi gerekiyor. Şu da bir gerçek ki, bu eylemlerde alelacele internette örgütlenmeye çalışan isyancılar acemiydi. Fakat dört yıl sonra interneti daha ustaca kullanan daha profesyonel eylemcilerle karşılaşacaklar.

Buna dünyanın dört bir yanına dağılmış ve farklı ülkelerde yaşayan maddi durumu iyi Iranlıları da ekleyin. Iran yönetimi ya demir yumruk gibi herkesin üzerine inecek ve çok ciddi bir genç kitleyi çeşitli şekillerde (hapis, idam vb) ezecek ya da gündem üstünde devlet kontrolünün yani sansürün imkansız olduğunu, internet medyasının nasıl işe yaradığını idrak ederek bazı yumuşamalara yönelecek. Ikinci grup, isyancılar. Onlar bu isyanı kaybetmenin vermiş olduğu psikolojiyle oldukça hırslandı. Dört yıl sonrası için şimdiden daha ustaca örgütleniyorlardır.

Şayet Iran yönetimi ılımlı bir politika gütmez ve gençlerle uzlaşma yollarını aramazsa çok daha büyük olaylarla karşı karşıya kalacak. Üçüncü grup ise dünyadaki tüm diğer ülkeler.

Bunların çıkarması gereken dersleri de şöyle sıralayabiliriz:

  1. Artık devlet, millet için var.
  2. Yönetici sınıf diye bir sınıf yoktur.
  3. Internet diye paralel bir evren var.
  4. Artık toplumsal olayların hiçbir detayı gizli kalamıyor.
  5. Sansür imkansız.
  6. Gündemi devlet kontrol edemeyecek.
  7. Sosyal paylaşım sitelerinin gücünü asla test etmeyin…

(Bu yazının bir kısmı 28 Haziran 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish