Tag Archives: Sosyal medya

2016’nın Bilişim Teknolojileri

Geçmişi herkes yaşadı gördü. Adettendir, biz bilişim teknolojileri penceresinden geleceğe bakalım. Herkesin merak ettiği şey 2016’da bilişim teknolojileri neleri ön palana çıkaracak?

Bilişim teknolojileri alanındaki eğilimleri yani moda tabiriyle trendleri söylemeden önce size ana trendlerden söz edeceğim. Bu da nereden çıktı demeyin. Ana trendler bir iki yıllık değildir. Onlar en az 10 yıllık bir geleceği biçimleyen trendlerdir. Yıl bazlı trendleri iyi anlayabilmek ve yakalayabilmek için önce bu ana trendleri bilmek lazım.

DEVAMINI OKU

Amatör bir mümin olmaktansa…

Herkes (a)sosyal medyada salaklık vecibelerini yerine getirmekle meşgul. Ya siz?.. Yoksa; ikiyüzlülük içinde en ideal ibadetinizi yapıp, samimiyet içinde en büyük günahı işleyenlerden misiniz?

Unutmadan…

“Allah’ım, şikayetçiyim o ibadetten ki beni senin önünde gurura iter. Allah’ım, kutsarım o günahları ki beni senin önünde boyun büktürür.” der; Fars şâir ve İslam âlimi Şeyh Sadi-i Şirazi.

Ben mi?..

Amatör bir mümin olmaktansa… Profesyonel bir mücrim olmaya çalışıyorum.

DEVAMINI OKU

Çağımızın putları… 

Kur’an’ı Kerim’de Araplara ait üç putun ismi özellikle veriliyor. Lat, Uzza, Menat (Necm 19-20). Ve… Bu putlar hâlâ yaşıyor.

Unutmadan…

Sizi tanıştırayım: Çağımızın putlarından: (A)sosyal medya. Ve… Çocukları: Facebook, Twitter, Instagram.

Ben mi?..

Aşk Okulu’nun sahibi ya da müdürü olsam, (a)sosyal medya kullananı okula kaydetmem.

DEVAMINI OKU

Ruh ve Nefs 

Ruh: “Teknolojiyi, sosyal medyayı inkar etmek salaklıktır.”

Nefs: “Teknoloji değil ama (a)sosyal medyayı ihmal etmemek ise daha büyük salaklıktır.”

DEVAMINI OKU

Sosyal Medya kullanımında madalyonun iki yüzü

Kullansınlar veya kullanmasınlar artık sosyal medya denince tüm insanların kafasında oluşmuş olumlu veya olumsuz bir şeyler var. Gerçek olansa sosyal medyanında herşey gibi hem iyi hem de kötü amaçlarla kullanımı mümkün. İşte madaolyonun bu iki yüzüne kısaca değineceğiz. Hatta kötü yüzüyle ilgili hiç detaya girmeyeceğiz.

Detaya girmeyeceğimiz için önce kötü yüzünden bahsedelim. Hiç uzağa gitmeden hemen içinde bulunduğumuz coğrafyadan örnek verelim. Bildiğiniz gibi cevremizdeki bazı ülkelerde çeşitli terör örgütleri var ve bunlar sosyal medya araçlarını oldukça etkin kullanıyorlar. Örnek vererek propaganda yapar duruma düşmeyelim. Sizler zaten geleneksel medya araçlarına da konu olan bu haberleri okuyorsunuz. Kötü kullanım reklam açısında başarılı olsa da içerik açısından hoş karşılanmıyor. Bu tartışma hep sürecek görünüyor.

Sosyal medyanın iyi yüzünden bahsedelim. Bunu çoğaltalım ki iyilik çoğalsın. Çünkü şimdi yazacaklarımız hiç tartışılmayacak şeyler. Çünkü somut örneklerle anlatacağız.

Tsunami’yi herkes duymuştur. Genelde deprem sonrası büyük denizlere kıyısı olan ülkelerde görülen dev dalgalar. Örneğin geçtiğimiz günlerde Alaska’da meydana gelen 8.0 şiddetindeki deprem, doğal olarak Tsunami uyarısına neden oldu. Bu uyarı eskiden ses çıkaran dış mekan cihazlarla yapılıyordu. Bugüne kadarki geleneksel yöntem buydu. Fakat Avustralya, Kanada gibi yerlerde ayrıca telefon, faks, e-posta ve sosyal medya üzerinde bir yapılanma planlanmış ve bu yapılanma üzerinden Tsunami gibi afet/felaket uyarıları çok daha verimli bir şekilde yapılıyor.

Nitekim artık Alaska Tsunami Uyarı Sistemi sismik aktivite tespit ettiğinde, Tsunami riski altında olan bölgedeki oturanlara otomatik bir mesaj gönderiyor. Bunula da yetinmiyor, aynı zamanda “öncelikli bildirim” listesinde olanlara yani bölgenin yerel idarecileri, bölgesel afet koordinasyon yönetimi, ambulanslar ve medya kuruluşları da bu mesajı alıyorlar.

Tüm bunların yanısıra Twitter hesabı ve internet sitesi üzerinden de mesajlar aktarılıyor, bilgilendirme yapılıyor. Tsunami tehlikesi içeren bölgeleri gösteren bir harita oluşturuluyor.

Tüm dünyada benzer afetleri önceden öngörüp sadece yetkililere değil tüm ilgililere haber veren sistemler üzerinde çalışılıyor. Bu yapılırken de haber verme anlamında sosyal medya önemli bir açılım oluşturuyor.

Yukarıda bahsettiğimiz örneği gördünüz. Yani sosyal medya kamunun yararı için verimli bir şekilde kullanılıyor. Bu konuda ülkemizde de benzer çalışmalar var mı? Bilmiyoruz. Umarız vardır. Yoksa da ülkemizde de benzer yapıların oluşturulması için yetkililerin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini söylememize herhalde gerek yoktur.

(Bu yazının bir kısmı 3 Ağustos 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

IŞİD’ın en önemli silahı: Sosyal Medya

Bu yazıyı yazabilmek için önce insani duyguları bir kenara bırakmak gerekti. IŞİD’ın yaptıklarını tasvip ediyor değiliz. Fakat ortada olan bir gerçek var. Siber dünyayı iyi biliyorlar ve çok iyi kullanıyorlar. O yüzden yazdıklarımızı okuduktan sonra bizi duygusuzlukla suçlamayın lütfen.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç geçtiğimiz haftalarda IŞİD’ın sosyal medya üzerinden Türk katılımcı bulduğunu söyledi. Biz de merak ettik. Acaba bu IŞİD sosyal medyayı neden ve nasıl kullanıyor diye baktık.

Aslında IŞİD sosyal medya kullanımını şaşırtıcı bir yöntemle yapıyor; yaptığı şiddeti, bol kanlı ve onlarca kişiyi infaz ederken çekilmiş görüntüleri açıklıkla ve hatta reklam eder şekilde sergiliyor. IŞİD, mesela bir online foruma onlarca Irak hükümet askerini nasıl acımasızca öldürdüklerini gösteren görüntüler gönderdi. Bu şaşırtıcı çünkü şiddetini saklaması gerekir diye düşünenler var ama aslında durum böyle değil. Neden mi?

Uzmanlara göre; bu şiddet görüntülerinin baş nedeni “güç gösterisi”. Batılı kaynaklar bunu bir kampanya olarak görüyorlar. Yani reklam. Düşmanın moralini bozmak, güç gösterisi yapmak ve yanısıra güç gösterisinin çekebileceği yeni katılımcılara ulaşmak için.

IŞİD bu görüntüleri bir yandan da “ne kadar büyük olduğunu” ispatlamak için yayınlıyor. Çünkü birden bire hızla Irak şehirlerini ele geçiren bu grubun nerden geldiği, nasıl finanse edildiği, kimler tarafından yönetildiği, Irak ordusunu nasıl yenebildiği gibi sorulara karşın, ulaşan haberlerin abartılı olduğuna inananlar da var. IŞİD ise bu görüntü ve videoları “ispat” amaçlı da kullanıyor.

Bazıları El-Kaide ile rekabet edildiğini ve onlara mesaj gönderdiğini düşünüyorlar. Çünkü mesajlar genellikle El-Kaide üyelerinin bulunduğu forumlara gönderiliyor. Mesela Al-Fidaa ya da Shamukh. Önceleri bu durum El-Kaide ile birlikte hareket ettikleri düşüncesine neden olmuştu ama Şubat ayında El-Kaide lideri aralarında sorun olduğunu açıklamıştı. Şimdi iki grup rekabet ediyorlar. Bir bakıma şerde yarışıyorlar. Mesajların frekansı ve güçlü içeriğinin olması, ciddi ve sıkı örgütlü grup duygusu verdiği şeklinde yorumlanıyor.

IŞİD’ın 10.000 askeri olduğu ve 2 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olduğu çeşitli raporlarda yazıyor. Komik ama paranın kaynağı bilinmiyor. Bilinen en bariz gerçek; katılımcılar. IŞİD katılımcıları ile genelde internet üzerinden tanışıyor.

IŞİD’ın Twitter kullanımının ise esas mecra olmadığı, sadece algıyı kontrol amaçlı kullanıldığı düşünülüyor. Gerçi Twitter IŞİD’ın bazı hesaplarını kapatmış durumda. Nedeni ise açıklanmadı.

İlginç olan bir nokta daha var. Batılı uzmanlar, IŞİD’ın sosyal medya mesajlarının adeta frekansı olduğuna da dikkat çekiyorlar. Bu nedenle “kampanya” benzetmesi yapılıyor.

İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor. “IŞİD sosyal medya üzerinden yaptığı bu algı yönetiminin yansımalarını da takip ediyor mudur? Yani medya takip hizmeti alıyor mudur?” Bu kadar profesyonelce çalışan bir örgüt herhalde bu konuyu da atlamamıştır diye düşünmeden edemiyor insan. 🙂

Tüm bunlara bakıldığında IŞİD’in tüm konularda olduğu gibi sosyal medya kullanımı konusunda da profesyonel destek aldığı söyleniyor. Bu profesyonel desteği verenlerin de çeşitli ülkelerin istihbarat teşkilatları olduğu belirtiliyor. Böyle bir örgüte kim profesyonel destek verir diye sormayın. İnternet sitelerinde uçuşan komplo teorilerine bir göz atın, emin olun fikir sahibi olacaksınız.

Sonuç olarak IŞİD’ın sosyal medya kullanımı uzmanlar (her kimse bu uzmanlar) tarafından içerik olarak olmasa da reklam amaçlı olarak “başarılı” olarak tanımlanıyor.

Bu yazdıklarımız garip ama maalesef gerçek.

(Bu yazı 23 Temmuz 2014 tarihinde yazılmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yerel seçimler yaklaşırken ABD’den bir örnek; sosyal medya politikacılar için hayati mi?

blasioYerel seçimler yaklaşırken, yeni yılla birlikte göreve başlayan New York’un yeni belediye başkanı Bill de Blasio’nun bizim politikacılarımıza vereceği önemli bir ders var. Sosyal medya artık işin olmazsa olmazı.

Neden derseniz; gelin olaya beraber bakalım…

Bill de Blasio belediye başkanı seçilmek için hayli şaşırtıcı bir insan. Bundan 40-50 hatta 20-30 sene önce “anarşist sayılabilecek”, “karısı lezbiyen”, “üstelik zenci”, çocukları da -benden duymuş olmayın ama- anarşiste benzeyen birisi New York Belediye Başkanı olabilir mi diye sorsaydınız, hem de yüzde 73’ün oylarını alarak. Cevap büyük bir çoğunlukla “hayır” olurdu herhalde.

Çünkü, Blasio 1980’lerde Nikaragua’ya gidip ABD’nin desteklediği rejime karşı Sandinista Gerillalarına yiyecek ve ilaç desteği verdi, ikinci yılını dolduran Wall Street İşgalcileri ile birlikte çalıştı, hatta bir bölgesel hastanenin kapatılmasını engelleme protestosu nedeniyle tutuklandı. 1 Ocak 2014 itibariyle New York Belediye Başkanı olan Blasio, kendinden önceki belediye başkanı varlıklı Bloomberg’in aksine orta gelir düzeyindeki bir ailenin çocuğu.

Blasio’nun seçilmesi, adeta imkansız olayların bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış.

Bir sene önce belediye başkanlığı için aday adayı olduğunda, Demokrat Parti’den 9 aday adayı daha vardı. Zorlukla kayıt oldu. Kendisini destekleyenler yüzde 10’un altındaydı. Gazeteler kendisinden önceleri pek bahsetmedi. Zaten yukarda bahsettiğim üzere sakıncalı diye düşünülebilecek bir geçmişe (solcu) sahipti. Çok az personeli ve çok az da parası vardı. Bu nedenle reklamlarını da, seçimin sonuna sakladı.

Buna karşın, rakiplerinin büyük adları ve çok paraları vardı. Gazeteler her adımlarını haber yapıyordu. Seçimlerde iş ciddiye binince, gazeteler Blasio’nun negatif kabul edilen yönlerini, ön sayfalarından vermeye başladılar. Bunun da Blasio’nun sonunu getirmesi beklendi. Ama öyle olmadı. Çünkü artık sosyal medya çağındayız. Kendini anlatmak mümkün.

Blasio, digital alanı en güçlü kullanan adaydı. Öyle ki HKStrategies tarafından yaratılan Digital Engagement Index’ine bakarsanız, bu alanı kullanma yeteneğinde en yakın adaya 2 kat fark atmış. Diğer adaylardan Quinn en şanslı sayılan adaydı ve o da sosyal medyada aktifti. Ancak verdiği mesajların oy verenlere ulaşmadığı, yayılmadığı görüldü.

Catsimatidis ise daha çok Facebook ağırlıklı çalıştı. Thompson ve Lhota zayıf bir digital varlık gösterisi içindeydi. Sadece emailleri kullandılar. Veiner ise güçlü tweetler attı. Tweetleri yayıldı ama araları açık ve sayıları azdı. Veiner zaten TV reklamlarına ağırlık vermişti.

Digital Engagement Index yaratıcısı ve Hill+Knowton Strategies Teknoloji yöneticisi Joe Handler konu hakkında şöyle diyor. “Blasio’nun oğlu Dante’nin çalışmaları viral halde yayıldı. Blasio bu emekler sayesinde digital bir şehri temsil edebilecek kişi olarak gözüktü. “

Merak edenler için indeksi aşağıda veriyoruz. Bu rakamlar 100 üzerinden hesaplanıyor ve adayların sosyal medya üzerinde mesajlarının yayılma oranına bakılıyor.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Siyasileri uyarıyoruz. Sosyal medya artık siyasetinde bir tamamlayıcısı oldu. Bizden söylemesi.

(Bu yazının bir kısmı 5 Ocak 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Sosyal medya bela mıdır?

Gündelik hayatımızda kullandığımız her şey birer araçtır. Onları kullanım şeklimiz bize bağlıdır. Bu araçlarla iyilikte yapabiliriz, kötülükte. Mutfaklarımızdaki bıçaklarla çok güzel yemeklerde yapabiliriz, birilerinin canını da yakabilir hatta öldürebiliriz.

Dolayısıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fatih Altaylı  ile yaptığı söyleşide söylediği “Twitter denen bir bela var. Yalanın, abartının daniskası burada. Sosyal medya denilen şey bana göre toplumun baş belası.” şeklindeki sözlerinin kızgınlıkla söylendiğine inanmak istiyorum. İlk paragrafta da dediğim gibi sosyal medya araçlarından olan Twitter adı üstünde bir araç.

Nitekim bu konuyla ilgili olarak Bilişim Muhabirleri Derneği’de (BMD) bir kamuoyu açıklaması yayınladı. Üyesi olmaktan her zaman gurur duyduğum BMD’nin açıklaması şöyle:

“Ülkemizde 30 Mayıs’tan itibaren yaşanan olaylar, herkes gibi biz Bilişim Muhabirleri Derneği mensuplarını da derinden üzmüştür. İnsanların ifade özgürlüklerini kullanmak üzere başlattıkları bu hareket sonrasında bazı noktalarda istenmeyen olaylar vuku bulmuştur. Bu vesileyle zarar görmüş herkese geçmiş olsun dileklerimizi iletmek isteriz.

BMD olarak kamuoyunda oluşması muhtemel olumsuz bir yanlış anlaşılmayı düzeltmeyi görevimiz sayıyoruz:

Türkiye’de 20 yılı aşkın bir süredir hızla gelişen ve hayatımıza birçok alanda katkıda bulunan internet ve onun çok önemli bir parçası olan sosyal medya araçları için olumsuz açıklamalar yapılmıştır. Birçok kesimin internet ortamında yayılan bir takım olumsuz yönlendirmeler için hayatımızın bu önemli parçasını suçlayıcı bazı açıklamalarına üzülerek şahit oluyoruz.

Sosyal medya, aynı evimizdeki sıradan teknolojik aletler gibi sadece bir araçtır. Nasıl kullanılacağı, hayatımıza nasıl katkıda bulunacağı tamamen kullananların niyetine göre değişmektedir. Sosyal medya bu bakış açısıyla edilgen bir yapı içermektedir.

Ana akım medyanın olayları haber olarak işleme konusunda yeterince etkin olamaması, olaylarda özellikle sosyal medya araçlarının  ön plana çıkmasına neden olmuştur. Twitter gibi araçlar sayesinde ani başlayan olaylar sırasında kaybolan çocuklar bulunmuş, yaralananlara acil tıbbi müdahale imkanları sağlanmış, vatandaşın en tabii hakkı olan bilgi edinmesi mümkün hale getirilmiş ve en önemlisi kanaat önderleri halk tarafından itidalli davranmaya davet edilmiştir.

Bu süreçte kim oldukları halen belirlenememiş bazı  karanlık niyetli kişiler tarafından bir takım asılsız ve yalan haberler de bu araçlarla yayılmış, ancak yine sosyal medyanın aydınlık insanları tarafından bu haberlerin önüne set çekilmiştir. Bilindiği kadarıyla, sosyal medyadan yayılan kötü haberler yüzünden maddi veya fiziki zarara neden olacak herhangi bir olay yaşanmamıştır.

Sosyal medya, ana akım medyayı besleyen, internet kullanıcılarının kendi gibi düşünenleri bulabildiği diğer yandan kendini zenginleştirebildiği bir ortam sağlamaktadır. İnternet ve sosyal medyanın varlığı, demokrasinin en işlevli unsurlarından biri olarak ön plana çıkmaktadır.

Daha önce bu tarzda söylemlerin bu önemli araçların kullanımını kısıtlama ya da toplumun belli bir kesimini bunu kullanmaktan soğutma gibi negatif hareketlere yol açması ihtimalini hep birlikte yaşadık. BMD olarak konuyla ilgili negatif söylemlerde bulunanları, daha bilinçli bir tavır içinde değerlendirme yapmaya davet ediyoruz. Türkiye’de bu alanın gelişmesinde katkıda bulunmuş en değerli beyinler olan bilişim muhabirleri, konuyu aydınlatmak üzere ilgililerden bu konuda gelecek her tür soruyu da uzman kişiler ve global kaynakları kullanarak örnekleriyle yanıtlamaya hazırdır.

Kamuoyunun dikkatine sunarız”

Açıklama böyle. Ümit ederim Gezi Parkı olayları daha fazla uzamaz, her şey diyalog ve uzlaşıyla sonuçlanır.

(Bu yazının bir kısmı 9 Haziran 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Sosyal medya dedikleri vezir de eder rezil de…

Bu sosyal medya dedikleri ortam bireylerin ve şirketlerin, merak ettiği ve bir o kadar da korktuğu bir ortam halinde. Burada çok kolaylıkla puan kazanabilirsiniz ya da tersine rezil olabilirsiniz. Bu tür taze bir olay anlatacağız.

Konunun içinde sosyal medya uzmanı bir gazeteci ve internet kullanıcılarından tepki gören bir marka var. Konumuz marka ya da gazeteci değil. Bu nedenle isim vermeyeceğiz. Onun yerine size “sosyal medya” ve “sosyal itibar” yönetimini anlatacağız.

Bahsettiğimiz eleştirilen marka, muhtemelen kendisi için pozitif bir imaj yaratmak üzere, popularitesi yüksek gazeteciyi şirketinde misafir ediyor. Sonrasında da gazeteciden, kendi blogunda, o markaya eleştirileri adeta cevaplandıran bir olumlu yazı çıkıyor.

Bu marka sadece ülkemizde değil, 2005 yılında İngiltere’de tüketicilerden tepki görmüş ve bu nedenle AB komisyonun raporlarına konu olmuş. Ama gazetecimiz bu konuları –belki de vakti olmadığından– atlamış gözüküyor. Çünkü atladığı konular arasında güvenlik konuları var.

Sosyal medyanın rezil eden yönü; ortak akıl. Yani eski gazetecilik döneminde yazdıklarınıza gelen tepkiler, siz ortaya çıkarmadıkça gözükmüyordu. Sosyal Medya olduğunda gözüküyor. Üstüne üstlük gözüken ifadeler “ortak akıl” sayesinde bilgi üstüne bilgi ile katlanabiliyor.

Bu gazeteci arkadaşa da bu oldu; yazdıkları içinde teknik açıdan doğru olmayan ifadeler yer alıyordu. Bunları cevaplayan güvenlik uzmanları olayı daha eleştirel hale getirdiler. Sonuçta gazeteci geri adım attı. Yazısını düzeltti. Kendi ifadesi gibi olan açıklamaları, şirketin söylediğine göre şeklinde revize etti.

Bizi ilgilendiren yönü; işin “sosyal medya” ve “sosyal itibar” tarafı. Bugün önüne gelen “sosyal medya uzmanı” ya da “itibar yöneticisi” ama kendilerine “hangi okulu bitirdiniz?” ya da “ne masterı yapınca sosyal medya uzmanı olunuyor” ya da “kaç yıllık sosyal medya uzmanlığı tecrübeniz var?” diye sormamız mümkün olmuyor. Çünkü sosyal medya bir o kadar yeni.

Bahsettiğimiz marka, kendisi için olumlu bir adım atayım derken, hem gazetecinin itibarına ufak bir kara nokta kondurdu, hem kendisinin durumunu yeniden hatırlara getirmiş ve tepkilerin üstüne yeni tepkiler yaratmış oldu.

Benzer bir yaklaşım, bir başka büyük markamızdan gelmişti. Ünlü bir ozanımızın vefatını, şarkılarını şurdan dinleyebilirsiniz mesajı ile verdiklerinde, bir çok kişi tarafından “o ozanın vefatını kendi reklamı için kullanmakla” damgalandılar. Bu bir anda önemli olmayabilir ama tekrarı durumunda itibarı epeyce yontan bir duruma döneişebilir.

O nedenle siz siz olun; sosyal medyada populist yaklaşım göstermeyin; Çünkü rezil de eder, vezir de;

Yazımızı sosyal medyadan bir yabancı firma hikayesi ile bitirelim; Bakın turk.internet.com’da Kozan Demircan ile yayınlanan bir sosyal medya makalesinde neler belirtiliyor;

Değeri 5 milyar $’ı bulan ünlü oyun firması Electronic Arts (EA) 2012 mart ayında çıkardığı Mass Effect 3 video oyunu ile oyuncuların beklentilerini karşılayamadı. Okuyucuların sosyal medya tepkisini ise öenmsemedi ve bir halkla ilişkiler atağı ile çözmeye çalıştı. Ama tepkiler katlandı. Twitter mesajları ve forumlarda hızla tepki grupları örgütlendi. Bu gruplar, önce Twitter’da oyunu sevmeyen tüketicilerle alay eden karikatürler ve videolar yayınlayan EA ve Bioware çalışanlarını köşeye sıkıştırıp sindirdiler. Zekice verilen cevaplar, ayrıntılı incelemeler, mantıklı açıklamalar ve profesyonelce hazırlanmış espritüel YouTube eleştiri videoları EA’nın kurumsal inandırıcılığını yitirmesine neden olurken eleştirmenlerin saygınlığını da arttırdı.

Sonunda tepkiler öyle bir boyuta geldi ki oyunu eleştiren bazı gruplar yoksullara yardım kampanyaları düzenlemeye başladılar. Ayrıca, Bioware çalışanlarına “Aslında sizi seviyoruz ve başarılı olmanızı istiyoruz, çünkü sizden güzel oyunlar istiyoruz, taleplerimizi dikkati alın” mesajıyla birlikte hediyelik eşyalar gönderdiler.

Böylece EA birden amatör (!) bir karşı PR kampanyası ile karşılaştı ve EA’dan yana olan web siteleri de itibar kaybına uğradıkları için geri adım atmak zorunda kaldılar.

Şirketler sözümüz sizlere; bugün Sosyal Medya’da atacağınız adımları, tecrübesi sizin yarınız kadar olmayan uzman ve şirketlere bırakmayın. Kartvizitlerine ve referanslarına güvenmeyin. Burada “sihirli” bir şeyler yok. Sosyal medya sadece samimiyet, dürüstlük ve ilgi bekliyor. Gerisi palavra..

(Bu yazının bir kısmı 4 Kasım 2012 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Haberlerin mobil yükselişi

Mobil cihazlar artık hayatımızın her alanını iyice kuşattı. Düşünsenize, sokağa çıktığınızda interneti, evinizde, işyerinizde veya internet kafelerde bırakmıyorsunuz artık. Cebimizde taşıdığımız akıllı telefonumu ile internet de sürekli yanımızda. Tamam, kabul ediyoruz. Bilgisayar ekranındaki gibi olmuyor fakat farklı görünüme de sahip olsa internet üzerinden yaptığımız tüm işlemleri cep telefonumuzdan da yapabiliyoruz. Çevrenize bir bakın. Bir çok profesyonelin öncelikle e-postalarını cep telefonlarından takip ettiklerini görürsünüz. Sonrasında ise haberleri ve hava durumunu takip ettiklerine şahit olursunuz. Ha keza bankacılık işlemleri ve diğer kullanımları da rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.

Mobil cihazların haberler üzerindeki etkisi nedir? İşte bu soruya cevabı yapılan bir araştırma veriyor. Pew Internet Research’e yaptırılan ve direktörlüğünü Kristen Purcell’in üstlendiği ve ABD’de yapılan araştırma, mobil teknolojilerin yaygın kullanımının haber mecralarının okunmasına ivme sağladığını ortaya koyuyor. Şimdi hemen son dönemde nasıl çoğaldıklarını henüz kimsenin çözemediği “Sosyal Medya Uzmanları” gibi “Bu sosyal medyanın başarısıdır” kolaycılığına kaçmayın. Çünkü, mobil teknolojilerin etkilerinin çok çapraşık olduğunu lütfen dikkate alalım. Nitekim araştırma diyor ki; “Haber kaynağına (Facebook, Twitter vb.) bir duyumun ya da okunulan bir makalenin linkinin yazılması eğilim halini alsa da yapılan araştırmalar sosyal ağın haber takibinde kullanımının oldukça düşük kaldığına işaret ediyor. 3 binden fazla yetişkinin iştirak ettiği araştırmada, okurların, bir yayın ağına giderken bunun itibarına dikkat ettiklerini belirtmeleri dikkati çekiyor.” Facebook ya da Twitter’da kullanıcılar arasında yapılan “beğenme” ya da “tavsiyelerin” okunma oranlarında önemli bir etkisinin olmaması araştırmanın en dikkati çeken bir diğer yönü. Yani, üzgünüm sosyal medyacılar bu yazıdan size ekmek yok.

Araştırma, öncelikle 2000 yılı ile 2012 yılı internet eğilimlerinin karşılaştırmasını yapıyor. “Haber yayınlarının durumu” başlıklı araştırmaya göre; 2000 yılında Amerikalı yetişkinlerin yüzde 46’sı internet kullanıyorken bu oran 2012’de yüzde 82’ye ulaşıyor. 2000 yılında Amerikalıların sadece yüzde 5’i evlerinde genişbant internet sahibiyken bu oran 2012’de nüfusun 3’te 2’sine ulaşıyor. 12 yıl önce ABD nüfusununun ancak yarısı (% 53) mobil telefon sahibiyken aradan geçen 12 yılda bu oran yüzde 88’e ulaşıyor. Bugün ABD’de kullanılan mobil telefonların yüzde 46’sının akıllı telefon olduğu ifade ediliyor.

Araştırmada, 2000 yılında bilginin kıt ve buna erişimin pahalı olduğu ifade edilirken bugün çok sayıda kaynağa ücretsiz ulaşabilmenin mümkün olduğu belirtiliyor. Pew, araştırmanın analizinde mobil teknolojileri dikiş iğnesine, sosyal ağları (dikkat edelim lütfen sosyal ağ diyor, sosyal medya değil) ise ipliğe benzetiyor. Böylelikle mobil teknolojiler vasıtasıyla her an her yerden bilgiye erişim mümkün kılınırken, sosyal ağlarla çok farklı kaynaklardan bilgiye erişim mümkün hale geliyor.

Geçtiğimiz yıla göre adeti yüzde 11 artış gösteren akıllı telefonları en çok 25-34 yaşlar (% 71) ile 18-24 yaşlar arası(% 67) gençler kullanıyor. Akıllı telefonlarıyla daha çok hangi aktivitelere katıldıkları sorulan gençlerin; yüzde 50’si arama motoruna eriştiğini, yüzde 42’si hava durumuna baktığını, yüzde 38’i e-postalarını kontrol ettiğini, yüzde 37’si lokal restoran ve işyerlerine göz attığını, yüzde 29’u sosyal ağa eriştiğini, yüzde 24 ürün incelemesine baktığını, yüzde 22’si görsel eklediğini, yüzde 18 bankacılık işlemi yaptığını, yüzde 17 ise tıbbi bilgi edindiğini açıklıyor.

Ülkemizde durum nasıl derseniz size ancak gözlemlerimizle cevap verebiliriz. Yazımızın başında dediğimiz gibi. Öncelikle e-posta okunuyor. Sonra haber ve hava durumu. Ülkemiz insanının bu alandaki eğilimlerinin Amerikalılardan çok da ayrı olmayacağını düşünüyoruz. Fakat asıl üzerinde durmamız gereken haber sağlayıcıların bu eğilimleri ne kadar gördükleri. Gördüğümüz hiç de fena bir durumda olmadığımız. Fakat bir an önce mevcut ürünler daha efektif hale getirilirken yeni alternatiflerinde bir an önce devreye alınması kaçınılmaz görünüyor.

(Bu yazının bir kısmı 25 Mart 2012 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2 3
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish