Category : SOSYAL AĞLAR

IŞİD’ın en önemli silahı: Sosyal Medya

Bu yazıyı yazabilmek için önce insani duyguları bir kenara bırakmak gerekti. IŞİD’ın yaptıklarını tasvip ediyor değiliz. Fakat ortada olan bir gerçek var. Siber dünyayı iyi biliyorlar ve çok iyi kullanıyorlar. O yüzden yazdıklarımızı okuduktan sonra bizi duygusuzlukla suçlamayın lütfen.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç geçtiğimiz haftalarda IŞİD’ın sosyal medya üzerinden Türk katılımcı bulduğunu söyledi. Biz de merak ettik. Acaba bu IŞİD sosyal medyayı neden ve nasıl kullanıyor diye baktık.

Aslında IŞİD sosyal medya kullanımını şaşırtıcı bir yöntemle yapıyor; yaptığı şiddeti, bol kanlı ve onlarca kişiyi infaz ederken çekilmiş görüntüleri açıklıkla ve hatta reklam eder şekilde sergiliyor. IŞİD, mesela bir online foruma onlarca Irak hükümet askerini nasıl acımasızca öldürdüklerini gösteren görüntüler gönderdi. Bu şaşırtıcı çünkü şiddetini saklaması gerekir diye düşünenler var ama aslında durum böyle değil. Neden mi?

Uzmanlara göre; bu şiddet görüntülerinin baş nedeni “güç gösterisi”. Batılı kaynaklar bunu bir kampanya olarak görüyorlar. Yani reklam. Düşmanın moralini bozmak, güç gösterisi yapmak ve yanısıra güç gösterisinin çekebileceği yeni katılımcılara ulaşmak için.

IŞİD bu görüntüleri bir yandan da “ne kadar büyük olduğunu” ispatlamak için yayınlıyor. Çünkü birden bire hızla Irak şehirlerini ele geçiren bu grubun nerden geldiği, nasıl finanse edildiği, kimler tarafından yönetildiği, Irak ordusunu nasıl yenebildiği gibi sorulara karşın, ulaşan haberlerin abartılı olduğuna inananlar da var. IŞİD ise bu görüntü ve videoları “ispat” amaçlı da kullanıyor.

Bazıları El-Kaide ile rekabet edildiğini ve onlara mesaj gönderdiğini düşünüyorlar. Çünkü mesajlar genellikle El-Kaide üyelerinin bulunduğu forumlara gönderiliyor. Mesela Al-Fidaa ya da Shamukh. Önceleri bu durum El-Kaide ile birlikte hareket ettikleri düşüncesine neden olmuştu ama Şubat ayında El-Kaide lideri aralarında sorun olduğunu açıklamıştı. Şimdi iki grup rekabet ediyorlar. Bir bakıma şerde yarışıyorlar. Mesajların frekansı ve güçlü içeriğinin olması, ciddi ve sıkı örgütlü grup duygusu verdiği şeklinde yorumlanıyor.

IŞİD’ın 10.000 askeri olduğu ve 2 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olduğu çeşitli raporlarda yazıyor. Komik ama paranın kaynağı bilinmiyor. Bilinen en bariz gerçek; katılımcılar. IŞİD katılımcıları ile genelde internet üzerinden tanışıyor.

IŞİD’ın Twitter kullanımının ise esas mecra olmadığı, sadece algıyı kontrol amaçlı kullanıldığı düşünülüyor. Gerçi Twitter IŞİD’ın bazı hesaplarını kapatmış durumda. Nedeni ise açıklanmadı.

İlginç olan bir nokta daha var. Batılı uzmanlar, IŞİD’ın sosyal medya mesajlarının adeta frekansı olduğuna da dikkat çekiyorlar. Bu nedenle “kampanya” benzetmesi yapılıyor.

İnsanın aklına şöyle bir soru geliyor. “IŞİD sosyal medya üzerinden yaptığı bu algı yönetiminin yansımalarını da takip ediyor mudur? Yani medya takip hizmeti alıyor mudur?” Bu kadar profesyonelce çalışan bir örgüt herhalde bu konuyu da atlamamıştır diye düşünmeden edemiyor insan. 🙂

Tüm bunlara bakıldığında IŞİD’in tüm konularda olduğu gibi sosyal medya kullanımı konusunda da profesyonel destek aldığı söyleniyor. Bu profesyonel desteği verenlerin de çeşitli ülkelerin istihbarat teşkilatları olduğu belirtiliyor. Böyle bir örgüte kim profesyonel destek verir diye sormayın. İnternet sitelerinde uçuşan komplo teorilerine bir göz atın, emin olun fikir sahibi olacaksınız.

Sonuç olarak IŞİD’ın sosyal medya kullanımı uzmanlar (her kimse bu uzmanlar) tarafından içerik olarak olmasa da reklam amaçlı olarak “başarılı” olarak tanımlanıyor.

Bu yazdıklarımız garip ama maalesef gerçek.

(Bu yazı 23 Temmuz 2014 tarihinde yazılmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bırakın kapalı kalsın

Bu YouTube konusu gerçekten kabak tadı verdi. Niye kapatıldı? Bu devirde sansür mü olur? Gibi ve bunlara benzer bir çok soruyla yıllardır tartışıyoruz bu konuyu. Hala tam olarak çözebilmiş değiliz.

Hafızamızı tazelemek için kısaca bu kapatma olayının tarihçesini yazayım. Bendeki kayıtlara göre ilk kapatılma söylemleri 2007 yılının Mart ayı başında olmuş. Kapatılma hikayesi şöyleydi: “www.youtube.com adresli paylaşım sitesinde Atatürk’e hakaret edilen video görüntülerinin yayımlanmasının ardından, Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Savcısı Nurten Altınok, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne talimat vererek, konuyla ilgili görüntüleri istedi. Görüntüleri inceleyen Savcı Altınok, YouTube’a erişimin nöbetçi mahkemece engellenmesini talep etti. İstanbul Nöbetçi 1. Sulh Ceza Mahkemesi kararında “Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafının, Türk bayrağı üzerine İngilizce küfür içeren yazılar yazılarak aşağılandığı anlaşıldığından, talebin kabul edildiği” belirtildi.”

Bugünkü tartışmalar sebep olan kapatılma Mayıs 2008’de gerçekleşti. Bu kapatılma 2 yıl 6 ay sürdü. Peki nasıl oldu da açıldı? Eylül ayının son haftası toplanan İnternet Üst Kurulu toplantı sonunda yeni Başkanın Serhat Özeren olduğunu açıkladı. O günkü toplantının gündeminde başkanlık seçimi var mıydı, yok muydu ben bilmiyorum. Fakat eski Başkan  Turhan Menteş (aynı zamanda Türkiye Bilişim Derneği Başkanı) sürpriz bir şekilde görevini bıraktı.

Çiçeği burnunda yeni başkan Serhat Özeren gündeme ilk olarak bu YouTube probleminin çözümünü aldı. Çözdü de! Almanya’daki bir şirkete söz konusu videoların telif haklarının korunması yetkisinin verilmesi ve akabinde bu şirketin videoların YouTube’dan kaldırmasını talep etmesi ile problem çözüldü. Videolar YouTube’dan kalkınca da söz konusu mahkeme kararı da kaldırıldı ve problem çözüldü. Buraya kadar her şey normal. Fakat İnternet Üst Kurulu başkanının gözünden kaçan bir nokta vardı. O da YouTube’un (sahibi olduğu için aslında Google’ın) Türkiye’yi ciddiye almadığı idi.  Bunu YouTube’un şu açıklaması ile gördü: “Geçtiğimiz haftasonu YouTube hakkındaki erişimi engelleme kararı Türk mahkemesi tarafından kaldırıldı ve Türkiye’deki tüm kullanıcılar 2 yıl gibi bir süre sonrasında tekrar siteye erişim imkanına sahip oldular. Erişim engelleme kararı, küresel çapta bir hizmetimiz olan YouTube.com’da bulunan, Türk kanunları kapsamında yasalara aykırı sayılan fakat halihazırda Türkiye’deki kullanıcıların erişimine kapatmış olduğumuz bir takım videoların küresel olarak siteden kaldırılması talebi sonucunda işleme konmuştu. Bu talebi, Türkiye kanunlarının Türkiye dışında geçerli kılınma zorunluluğu olmadığına inandığımızdan geri çevirdik.

Erişim engelleme kararı, Türkiye’de Internet Üst Kurulu tarafından Almanya’da bulunan bir şirketin mevcut ‘otomatik telif hakları şikayet’ mekanizmasını kullanarak, YouTube.com’dan söz konusu videoları silmesi sonucu kaldırılmıştır. Konuyu araştırdığımızda, bu videoların telif hakları politikamızı ihlal etmediği sonucuna vardık ve videolar Türkiye’den ulaşılamayacak bir şekilde yeniden siteye yüklendi. Türkiye’deki kullanıcılarımızın YouTube’a problemsiz bir şekilde erişmeye devam edebilmelerini diliyoruz.”

Yani YouTube diyor ki: “Kardeşim sizin İnternet Üst Kurulunuz hülle yapmıştır. Beni ilgilendirmiyor.”

YouTube’un bu açıklamasına karşılık olarak İnternet Üst Kurulu Başkanı Serhat Özeren’de bir açıklama yaptı: “YouTube bu kararı ve açıklamasıyla süreci zora sokmuştur. Söz konusu videoların telif hakkı sahibi Anadolu Ajansı ve TRT. Bu videoların doğru şekilde kullanılması için Alman ILS şirketine telif haklarının korunması konusunda yetki verilmiştir. Daha önce bu tip olaylarda videolara doğrudan müdahale etmediklerini dile getiren, telif haklarıyla ilgili olarak yetkili kurum ve kuruluşların videolara müdahale hakkı olduğunu iddia eden YouTube kendi açıklamalarına ihanet etmiştir. ABD’de çok ön planda olan Telif Hakları yasalarını karşısına almıştır. Atatürk Videoları’nın telif haklarını savunmakla görevli olan Alman ILS şirketi öncelikle ABD mahkemeleri olmak üzere uluslararası hukuk platformunda telif haklarıyla ilgili mücadele başlatmıştır. Şu an TRT ve Anadolu Ajansı’ndan telif yazısı bekliyorlar. Akabinde harekete geçecekler.”

Şimdi gelinen durumda ise bazı yerlerden ve operatörlerden YouTube’a erişilebilirken bazı yerlerden erişilemiyor. Ortalık iyice karıştı anlayacağınız.

Görünen o ki bu konuyla ilgili olarak bizler daha çok yazı yazacağız. Bana sorarsanız bizlerin bireysel olarak da harekete geçmesi gerekiyor. Bir düşünün YouTube hayatımızda olmasa ne olur? Ne kaybederiz? Ben size söyleyeyim. Hiçbirşey. Zaten yerli ve yabancı bir sürü alternatifi var. Onları kullanalım. Yasaklara karşıyım ama ülkeme saygısı olmayan bir şirketinde “Canı cehenneme!”

(Bu yazı 7 Kasım 2010 tarihinde yazılmıştır.)

DEVAMINI OKU
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish