Category : CUMARTESİ YAZILARI

Kısmet…

image

İlkbaharın ilk ayının ikinci yarısıdır. Uzmanlar bu mevsimde ani kararlar vermeyin deselerde siz kararınızı çok önceden vermişsinizdir. Sadece planladığınız zaman bu aydır. Ve… İki adımdan oluşan kararınızın ilkini gerçekleştirir gider alınması gerekeni alırsınız.

Fakat… İlkbaharın o ilk ayının ikinci yarısında çok az ihtimal verdiğiniz bir olay gerçekleşir… Her şey alt üst olur. Tüm olanlara rağmen ikici adımı atmaya kararlısınızdır… Ama… Aldığınızı hediye edeceğiniz kişi tartışmayı o kadar yokuşa sürer ki… Siz de yapmanız gerekeni yapar… İçinize kapanırsınız… “Kısmet değilmiş” dersiniz.

Sonbaharın ilk ayının son günleridir. İkinci adımı atarak herşeyi mutlu sona eriştirmeye kararlısınızdır. Hoş planlar yapar ve ülkenizin en sevdiğiniz yerinde ikinci adımı atmaya niyetlenirsiniz. Fakat… Yine olmaması gerekenler olmuş… Üç gün beklemenize ve tüm alttan almalarınıza rağmen gelmemiş… Sizi yalnız bırakmıştır. “Kısmet değilmiş” dersiniz… İçinize kapanırsınız.

Sonbaharın ikinci ayının son günleridir. Kendinize ve ona son bir şans daha verirsiniz. Ülkenizin en güzel sahillerinden birinde son adımı atmak istersiniz. Fakat… Yine olmaması gerekenler olmuş… Alttan almanıza rağmen yine gelmemiş… Yine sizi yalnız bırakmıştır. Siz ise bu sefer tamamen içinize kapanırsınız. Çünkü artık hiç ümidiniz kalmamıştır. Artık yeter… “Yolu açık bahtı güzel olsun” dersiniz.

Kendinizle mücadeleniz sürerken onun şu satırlarına rastlarsınız: “Benim yakalamam gereken hayatım, sakladığım çocuksu heyecanlarım vardı… Balonumu alırda giderim…”

Yapmanız gerekeni yaparsınız. Bir Cuma sabahı aldığınız hediyeyi balıklara emanet eder, gecesine de gitmeniz gereken dağ başına gidersiniz. O dağ başında esen sert rüzgarın sarstığı derme çatma barakadayken, soğuk değil, en çok unutulmak üşütür… Bilirsiniz… Gidersiniz. Onu Allah’a emanet ederek.

DEVAMINI OKU

Özeleştiri…

Yalnızlık…

Büyük hayallerinizi küçük insanlarla ziyan etmişsinizdir hep. Sevdikleriniz öyle bir hale getirmiştirki sizi, artık kendinizden bile nefret edersiniz. Yorgunsunuzdur… İçinizde büyük büyük ağlamak vardır. Oturup bir duvar dibine, hem dünyaya, hem bütün insanlara, en içten halinizle doya doya ağlamak istersiniz. Derken… Yalnızlığınız insanlarla doluyken, karşılaşırsınız onunla. Önce susarsınız. Çünkü, suskunluğunuzun sesini duyacak yürek var mıdır onda? Bunu anlamak istersiniz.

Hep…

Kendinizi öylesine, hiç ama hepmiş gibi hissedersiniz. Her zaman yanınızda olacağını düşünürsünüz, onun hiç böyle bir düşüncesi olmaması ihtimalini göz ardı ederek. Olağanüstü, muhteşem ötesi günler yaşarsınız. Her şeyine koşturur, her isteğini gözü kapalı yaparsınız. Tüm hislerinizi anlatamazsınız ona… Çünkü kelimeler yetmez her şeyi anlatmaya. Tüm bunlara rağmen, çarparsınız hep onun duvarlarına. Bozulursunuz… Unutmak ister uzaklaşırsınız. Her uzaklaştığınızda, O “Ben burdayım” diyerek hatırlatır kendini.

Yorulmak…

Artık içinize atarsınız size ağır gelen tüm gerçekleri. Susarsınız. Hem de öyle bir susarsınız ki… Yutarsınız sessizliği. Suçlamazsınız hiç kimseyi. Çünkü… Kendinizi bu hale getiren sizsinizdir. Farkedersiniz… Gitmeler yormaz beklemek kadar, gelmeyecek birini. Size ne kadar koysa da kargaşanın içinde yalnız kalmak, hep bilmişsinizdir yerinizi. Ne bir adım geride, ne bir adım önde olmuşsunuzdur.

Hesap…

Kendinize kaldığınızda yorgun ve yalnız… Hesap sorarsınız yüreğinize “Sevilmeden sevmek sana mı kaldı?” diye. Sonra döner sevgiliye dersiniz ki; “Yeter artık… Yolu uzatma. Gökyüzüne merdiven dayamak gibi seni sevmek… Sevmenin sonu yok, kavuşmanın yolu yok. Umudum her zaman bakidir. Fakat… Zaman kısa… Ben yorgunum…”

DEVAMINI OKU

İnsafsız hayat…

Düşman…

Hayat boş anınızı kollayan düşman gibidir bazen. O boşluğunuzu yakaladığı an, öyle insafsız davranır ki… Yüreğinizi kan revan içinde bırakır. Çünkü yeniden doğmanıza sebep olan aşkın içine atmıştır sizi ve elinizi kolunuzu bağlamıştır… Ne kadar karşı koyarsanız koyun, sizi sevdanın tam ortasına acımasızca bırakmıştır.

Geç…

Evet. Doğru. Biraz geç karşılaşmıştınız. Fakat ne karşılaşma… Tek kelime etmemiştiniz. Çünkü bazı şeyler kelimelere dökülmez. Susarak daha iyi anlatılır. Hiç konuşmadan anlaşmıştınız. Acılarla kıvransanızda öyle bir aşk yaşamıştınız ki yeniden doğmuş ve yepyeni bir dünya kurmuştunuz.

Dünyalar…

Gerçekleri birlikte görmeye başlarsınız. Değil toprağınız, dünyanızın bile farklı olduğunu görürsünüz. Beraber olamayacağınız gerçeği öyle bir çarparki yüzünüze, hani derler ya; “Tüm dengeniz bozulur.”  Çok acı bir şekilde düşlerle gerçeklerin birarada yaşamayacağını öğrenirsiniz.

Öfke…

Kendinizi bir yerde bulacağınızı zannederek öyle duyguların içinde kaybolursunuz ki… Öfkenizin dineceğini zannederek öyle cümleler söylersiniz ki… Yüreğinizin hafifleyeceğini zannederek öyle hayaller kurarsınız ki… Ve… Acı çekmemek için öyle inat edersiniz ki… Sonunda… Öylesine suskun… Ölesiye sessizliğe gömülürsünüz.

DEVAMINI OKU

Yalnızlık nöbeti…

Koşulsuz…

Aşkınızı ona koşulsuz sunarsınız. Fakat o bunu anlamaz. Yaptıklarıyla ihanet eder size ve aşkınıza. Oysa bilse ihanetin bir insanlık suçu olduğunu… Ve bilse… İhanet ile intikamın komşu olduklarını… Komşu komşunun kapısını birgün mutlaka çalar.

Gizlenen…

Kendi kendinize sihirli soruyu sorarsınız: “Ne yapıyorsun sen?” diye… Kendi kendinize cevap vermek istemezsiniz. “Seninle tartışamam!” diyerek konuyu kapatırsınız. Oysa konu kapanmamıştır. Bu soru ve cevap gizlendiği yerden öbür yanınızı çıkarmıştır… Öbür yanınız geriye bakmayan ve kendine yaşayandır.

İstememek…

Fedakârlık nedir?.. Aşk nedir?.. Bilmek istemez… Bilmek isteseydi çok kolay öğrenirdi. Aşkın fedakârlık olduğunu; fedakârlığın ise karşılıklı olduğu zaman anlam kazandığını… Biri “feda” ederken diğeri “kâr” ediyorsa ona “ticaret” dendiğini… Ve… Bunu da herkesin bildiğini.

Emanet..

Defalarca, çeşitli şekillerde belli etmişsinizidir hoşnutsuzluğunuzu… Birlikteyken bile yalnızlık nöbetini hep sizin tuttuğunuzu… Oysa hayatınız boyunca vazgeçtiklerinizi görse şansını bu kadar zorlamaması gerektiğini… Ve… O’nu, O’na emanet edersiniz.

DEVAMINI OKU

Vakit gelince…

Çağırır…

Uzak yerlerden bir şeyler çağırmıştır sizi… Nedir?.. Kimdir?.. Nasıldır?.. Bilemezsiniz… Çağıran şehir midir?.. Dağ mıdır?.. Deniz midir?… Kalp midir?.. Yoksa, ölüm müdür?.. Bildiğiniz tek şey gitmeniz gerektiğidir. Gideceğiniz yerde size ait bir şeyler vardır. Hissedersiniz bunu… Fakat… Adını koyamazsınız.

Kalanlar…

Geride kalanların temiz ellerinde kendinizi is karası gibi hissedersiniz. Ya sözleri… Her bir kelime masumdur fakat dil yarası gibi acıtır. Dokunmak yasak, aşk ise ölümlüdür artık… Misafirsinizdir artık kalanların yanında… Diyebileceğiniz tek şey “Sen yine olduğun gibi kal, sakın değişme. Bir el salla yeter, vakit gelince.”

Gidersiniz…

Uzaktaki şeyin; çölünde kum, güneşinde kar, dudağında hırsız, yanağında dil, ışıl ışıl gözlerinde mum olmaya gidersiniz… Çünkü çağırmıştır sizi…

DEVAMINI OKU

İnadına yaşamak…

Gitmiştir…

Yeryüzü artık size dar gelir. Yokluğunun verdiği azap gitgide büyür ve dayanılmazdır. Kalbiniz savaştan yeni çıkmış gibidir. Yorgun, bitkin, zayıf ve kan içinde… Çünkü, O gitmiştir… Gitmesiyle birlikte yaşamınız durmuş, kalbiniz donmuş, hayatınız tam bir sessizliğe gömülmüştür…

Geriye kalan…

Giden, giderken götürmüştür zaten, güzel anılardan yana her şeyi… Size kalansa sadece günahlarınızdır… Kaçmayın onlardan. Çünkü, onlardır sizi bu dünyanın yalan olan aşklarına daha güçlü hazırlayan. Onlardır gözyaşlarınızla yazdığınız günahkar hayatınızın her satırını daha çekilir kılan…

Yaşamak…

Her şey üzerinize gelir. Her tuttuğunuz elinizde kalır. Sokak köpeklerinin bakışlarında bile aşağılandığınızı görürsünüz. Kendinizi kıyametin ortasında kalmış gibi hissedersiniz… Yapmanız gerekense yaşamaktır. Çünkü, günahlarından başka kaybedecek bir şeyi olmayanın, bu dünyadaki her şeyden alacağı en iyi intikam şeklidir yaşamak… Hem de “İnadına yaşamak”.

DEVAMINI OKU

Uzaktan, uzakları izlerken…

Ararsınız…

Gündelik hayat içinde sebepsiz gülüşlerinizin failini ararsınız hep. Kah kırılıp, dökülürsünüz; kah yok olup, dirilirsiniz. Herkes gibi mutlu bir son değil, ‘son’suzluk istersiniz. Anlaşmadan ölmeyeceğiniz ‘O’nu arar durursunuz.

Bambaşka…

Evet… ‘O’nunla, yani doğru kişiyle karşılaştığınızı anlarsınız. Çünkü ‘O’nu tanıdığınız günden beri bambaşka biri olmuşsunuzdur. Tarif edemezsiniz… ‘O’nun yanında her kelime anlamını yitirir. Canım, aşkım, birtanem… vb. hepsi anlamsızlaşmıştır ‘O’ hayatınıza girdiği günden itibaren. Çünkü, ‘O’na ilk görüşte aşık olmamışsınızdır, her gördüğünüzde aşık kalmışsınızdır.

Sorarsınız…

“Nesine aşık oldum?” diye sorarsınız kendinize. Gözleri gelir aklınıza… Sonra gülüşü… Ahhh!.. O gülüşü… Peki ya yüreği? İyi yüreğini sevdiğinizi hatırlarsınız… Fakat asıl aşık olduğunuz aslında ‘O’nun kadınlığıdır. Çünkü O, kadın gibi kadındır. Ve… Bazen… Bir cümlesi yüzlerce öpücüğe bedeldir.

Biliyorsunuz…

Artık biliyorsunuz, yüzünüzdeki sebepsiz, bazen de anlamsız gülüşlerin sahibini… Siz mi ‘O’nun için yoksa ‘O’ mu sizin için doğmuştur, bir türlü cevaplayamazsınız. Sadece söylersiniz; “İyi ki var.” Hayallere sığınırsınız. Çünkü aranızdaki mesafelere rağmen ‘O’na sarılabildiğiniz tek yer hayallerinizdir.

Doyamazsınız…

Öyle bir aşk vardır ki içinizde ne yazmaya ne de anlatmaya doyamazsınız. Sevginiz, sizi daha çok hayata bağlar. Çünkü bilirsiniz ‘O’nsuz uyandığınız her sabah aslında bir hiçliğe uyanmaktır.

Sabredersiniz…

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın dediğini hatırlarsınız: “Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız. Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.” Ve… Emin olursunuz sabrın en güzel şey olduğuna ve görmeniz gerekenleri sırasıyla, zamanı geldiğinde size göstereceğine.

DEVAMINI OKU

Bazı insanları hayata baktıkları pencereden atmalı!

Ansızın…

Hani derler ya… Ansızın… Hiç hesapta yokken… Birden… Biri girer hayatına. O’nun kokusuyla uyuyup, O’nun sesiyle uyanmak istersin. Bunun olması içinde her şeyini verirsin.

Gerçi başlangıçta biraz korkarsın. O yüzden önce umursamaz ve yanında istemezsin. Çünkü her gelen biraz daha çok acıtıp gitmiştir canınızı.

Sonra…

Sonrasını düşünmek istemezsiniz. Çünkü bazı şeylerin sonrası yoktur… O an söylenmelidir… Büyü bozulmadan… Hayatta unutamayacağım en büyük pişmanlık bu olmasın diye açarsınız kendinizi ona… Çünkü, “Hayatta unutamayacağımız en büyük pişmanlık; pişman olurum diye yapmadıklarımızdır.” dediğini hatırlarsınız Tolstoy’un.

Bilirsiniz, aşkı yaşamaya cesareti olmayan adamın omuzu bir Balığın başını taşıyamaz. Fakat sizin bu konuda bir korkunuz yoktur. Çünkü sizde bir Balıksınızdır.

Yaşarsınız doludizgin…

Derken şüphe başlar… Sevdiğiniz insana dibine kadar güvenmek istersiniz… Çünkü şüphe başladığında aşk biter.

Konuşursunuz onunla… Belki bir şeyleri kurtarabilirim diye…

Yılmaz Erdoğan’ın dediği gibi, “Gel bekliyorum, kalbimi kır yine, canımı yak, daha da acıt hatta. Seni başkasıyla düşünmekten daha fazla acıtmaz sonuçta.” dersiniz.

Heyhat…

Bakış açılarınızın farklılığından dem vurur kutsallaştırdığınız insan… Hayata baktığınız pencerenin farklılığını size anlatır, doğru pencere kendisinin baktığıymış gibi.

Nihayetinde…

Bazı insanları hayata baktıkları pencereden atmalı!

DEVAMINI OKU

Yaşamak öyle zor gelir ki bazen…

Tüm insanlar gibi sizinde en iyi tanıdığınız şeydir yalnızlık. Derken biri çıkar karşınıza. Tüm dengeniz bozulur. Işığa kavuşmak isteyen kelebekler gibi onu güneşiniz sanır çevresinde pervane olursunuz. Kaderinizin değiştiğini, artık yalnız olmayacağınızı, mutluluğa hazır olduğunuzu düşünürsünüz. Hatta düşünmekle de kalmaz, inanırsınız. Ve… Bırakırsınız kendinizi aşk girdabına… Renklerin pastel değil daha fosforlu olduğunu, güneşin sadece bedeninizi ısıtmadığını, yağmurda şemsiyesiz gezmenin ne kadar güzel olduğunu, kartopu oynamanın başka bir keyif olduğunu öğrenirsiniz… Değiştiğinizi düşünürsünüz. Oysa değişmemişsinizdir. Sadece kendiniz olmuşsunuzdur. Çünkü; aşık olmak, kendin olmaktır.

Birgün, nereden çıktığını bir türlü kestiremediğiniz ve hiçbir zaman da kestiremeyeceğiniz bir kelimeyi telaffuz etmeye başlarsınız: Ayrılık! O kadar çok konuşursunuz ki nereden çıktığını düşünmeye zamanınız olmaz. Tüm sevinciniz tuz buz olur. Yüreğiniz sıkışır. Kapıların kapandığını gördüğünüzde ise kalakalırsınız sessizce.

Bir süre her nefesinizde ona ne kadar susadığınızı fark edersiniz. Bir hevesle yaşadıklarınızı düşünür acı bir tebessümle gülümsersiniz. Fakat bedeniniz artık size dar gelir. O bedende yaşamak istemezsiniz, çünkü onun dokunuşlarıydı o bedeni hissettiren. Gözünüzün önünde ona ait ne varsa kaldırırsınız. Çünkü her kaldırdığınız parça ile onu da bir ölçüde kaldırmış olursunuz. Ta ki son parçayı kaldırana kadar…

Gömersiniz onu! Kalbinizin derinliklerine. Sığdırabilirseniz onu kalbinize en büyük imtihanı geçmiş olursunuz. Sonrasında geçen zaman tüm yaraları iyileştirdiği gibi kalbinizdeki yarayı da iyileştirecektir. Onun kalbinizdeki mezarı iyice küçülecek ve yara, önce kabuğuna dönüşecek sonrasında ise tamamen kaybolup gidecektir.

Tüm bunlar olurken aşkın en büyük erdemi olan “sabır” devreye girecektir. Teslim olun sabıra. Çünkü sabır, zaman içinde tüm kin ve nefretinizi alacaktır. İlerleyen zamanda ise size “Mutlu olur inşallah.” dedirtecektir. “Allah yolunu açık etsin, bahtı güzel olsun.” şeklinde dua ettirecektir. Bunları dediğiniz için kızmayın kendinize. Korkmadan söyleyin. Rahatlatacaktır sizi.

Tüm bunlardan sonra bir kalbiniz olduğunu hissetmenin vermiş olduğu tarifsiz duygu sizi “insan” olmaya bir adım daha yaklaştıracaktır. “İnsan” olmaktan korkmayın…

DEVAMINI OKU

Yeni bir söz söylemek…

Yeni bir söz söylemek ne zaman zordur hiç düşündünüz mü? Cevabı çok kolay aslında. Hadi biraz zorlayın kendinizi…

Artık aynı yolda yürümek istemediğiniz birine yeni bir şeyler söylemek ne zordur! Bilen bilir. Oysa dünyanın en kolay işidir sürekli yeni bir şeyler söylemek. Fakat sizdeki duygu bitmişse hemen duvarlarınız devreye girer. Sessizliğe gömülürsünüz. Karşınızdaki ise ya size olan duygusu bitmediği yada gurur meselesi yaptığı için sürekli zorlamaya devam eder. Her seferinde duvarlarınıza çarpar; bir sineğin sürekli pencereye çarpması gibi.

Yeni bir söz söylemek için ölmeye de gerek yoktur. Sadece biraz empati ve saygı yeterlidir.

(Bu yazı 15 Temmuz 2013 tarihinde yazılmıştır.)

DEVAMINI OKU
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish