Tag Archives: Barack Obama

Amerika’da en etkin teknolojik Türk

ABD’de yayımlanan Turks of America (TAO) Dergisi tarafından hazırlanan “Amerika’nın En Etkin 50 Türk’ü” listesine girenler için New York’ta tören düzenlendi. Siber güvenlikte dünyanın lider markalarından COMODO’nun kurucusu ve CEO’su Melih Abdulhayoğlu altıncı olduğu listede, Dr. Mehmet Öz ve Muhtar Kent ilk iki sırada yer aldı.

DEVAMINI OKU

Bilişim Bakanı Binali Yıldırım

Yanlış bilmiyorsunuz. Binali Yıldırım aslında Ulaştırma Bakanı. Fakat geçtiğimiz bir hafta içinde üç defa Binali Yıldırım’ı dinleyince böyle olması gerektiğini düşündüm. Gerçi biz bilişim gazetecileri bir araya geldiğimizde hep tartıştığımız bir konu “Bilişim sektörü neden Ulaştırma Bakanlığına bağlıdır?” sorusudur. Cevabı da “Herhalde ses ve verinin bir yerden başka bir yere iletilmesi söz konusu olduğu için Ulaştırma Bakanlığına bağlandı.” şeklinde kafamızda yer etmiştir. Her ne sebeple Ulaştırma Bakanlığına bağlandığını tam olarak bilmesekte bunun doğru olmadığı konusunda biz Bilişim gazetecileri hem fikiriz. Gönlümüzde yatansa tüm bilgi ve iletişim teknolojilerinin Bilişim Bakanlığının kurularak buraya bağlanması. İlk Bilişim Bakanı olmaksa bazı insanlarla birlikte tabii ki benimde hayalim. Siyasete girmeden bakan olmak mümkün nasıl olsa.

Dediğim gibi Binali beyi bir yıl aradan sonra haftada üç sefer dinledim. Bilişime oldukça vakıf olmuş. Söylemleri, profesyonel stand-up’çılara taş çıkartacak şekilde yerinde yaptığı espirileri ile konusuna tam hakimdi.

İlk olarak Uluslararası Bilişim Sanayii Zirvesi’nde dinledim. Binali Yıldırım, TÜBİSAD’ın Intel ile birlikte Ankara’da düzenlediği bilişim ve ekonomiye yön veren dünyaca ünlü isimler ve devlet yöneticilerinin bir araya getirildiği bu zirvede konuştu. Bu zirvenin bazı katılımcıları şunlardı. ABD Başkanı Barack Obama’nın Bilişim Danışmanı Dr. Robert Atkinson, Intel Kıdemli Başkan Yardımcısı  John Davies, Avrupa Komisyonu Lizbon Stratejisi Bilgi Toplumu Genel Direktörlüğü Ekonomik ve İstatistiki Analiz Birim Başkanı Lucilla Sioli ve daha bir çok yerli, yabancı bilişimci. Yıldırım, “Artık alın terinin yerini akıl teri alıyor. Ülkemizi geleceğe taşımak için akla, araştırmaya, bilişime yatırım yapmamız gerek. Hedefimiz, 2023’te Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmesini sağlamak. 2023 yılında Gayri Safi Milli Hasıla’dan Ar-Ge’ye yüzde 2,5 pay ayırmayı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin payını artırmayı, sektörün cirosunu 160 milyar dolara çıkarmayı ve bu ciroda yazılımın payını artırmayı hedefliyoruz. Bu hedef için hayatın her alanında yapacağımız çok iş var. Ama tüm bunların tepesinde, öncelikle bilişim hedeflerimizi gerçekleştirmeliyiz. Çünkü bilişim, artık tüm sektörlere destek veren çatı sektör haline geldi. Bu nedenle bilgi ve iletişim teknolojilerine yatırımlarımıza hızla devam edeceğiz” diye konuştu. Oldukça hoşum gitti bu yaklaşımları. Hani derler ya “ağzından bal damlıyor.”

Birkaç gün sonra Sapanca’da Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER) tarafından düzenlenen 4. Telekomünikasyon Zirvesi’nde yine Binali Yıldırım bizlerleydi. Burada yaptığı konuşmada Telekomünikasyon altyapısının önemine değinen Yıldırım, ”Bu bizim ortak malımız. Bu, bir buçuk asırlık değerdir. Bunun kullanılmaması büyük bir hatadır. Kullanırken de ‘Madem serbestleşme oldu, herkesin bunun bedelini ödeyerek kullanması gerekir. Ben kullanmıyorum, kimseye de kullandırmıyorum’ mantığı yanlış. Bu bizim gelişmemizi önler, önümüzü tıkar” diye konuştu. Ayrıca düzenlenen basın toplantısında ise sektöre yeni giren küçük firmalara, büyük işletmelerin gerekli desteği vermesi gerektiğini anlatan Yıldırım, şunları kaydetti: ”Şu anlamsız kavgayı bırakalım, ‘Ben kullanacağım, o kullanacak, altyapı benim, altyapı senin’ derken, yarın birgün tıkanacağız. Konuşmayı bile yapamaz hale geleceğiz. O hızla büyüyoruz. Süratle altyapı yapmamız lazım. Telli, telsiz, ne bulursak. Yapılıyor zaten. Önüne gelen, kablo atıyor. Elektrik şirketleri yapıyor, belediyeler yapıyor. Önüne gelen kablo atıyor. Atsın. Biliyorlar ki, onun bir taliplisi olacak. Onlar turşusunu kursunlar. Turkcell orada, Telekom burada. Bunlar beklesinler, bunlara da ihtiyaç olmayacak. Sektörde bazen küçükler de rahat durmuyor. Geliyor yanına, bir tekme atıyor, ‘Of ayağım’ diye tutmaya başlıyor. Yahu ne tekme atıyorsun? Gücüne göre iş yap. Sınırsız tarife, bilmem ne… Etin ne, budun ne? Bırak gücün neye yetiyorsa, o işle uğraş. Öbürü de tabii başlıyor, ‘Sen misin böyle yapan’. Ondan sonra, yetiş ya Tayfun Acarer. Doktor gidiyor, iş işten geçmiş oluyor. Tedavi süresi biraz zaman alıyor.”

Sabah kahvaltısını trencilerle, öğle yemeğini kamyoncularla, akşam yemeğini uçakcılarla yemesi gereken bir bakanın bu yoğunluk arasında bilişimcilerle hem akşam hem de sabah kahvaltısında bir araya gelmesi oldukça yararlı oldu. Bence bir an önce Bilişim Bakanlığı kurulmalı ve başına da Binali Yıldırım getirilmeli. Türkiye’nin ilk Bilişim Bakanı olma hayalimden ancak bu şartla vaz geçerim.

(Bu yazının bir kısmı 28 Şubat 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Geleneksel medyanın kaçınılmaz sonu

Günümüzdeki geleneksel medya araçları tüm dünyada hızla kan kaybediyor. Bunun tek sebebi ise Bilişim sektörünün günümüz insanlığına armağanı  olan intenet.

İnternet nasıl oldu da geleneksel medyayı bu kadar etkiledi? Bu ülkede 25 milyonun üzerinde internet kullanıcısı var. Gazete, dergi okuyan kitleyi toplasanız bu rakamın yanında çok küçük kalıyor. Hadi buna kitap okuyan, sinemaya ve tiyatroya gidenleri ekleseniz yine de 25 milyonun yanına bile yaklaşamıyorsunuz. Üstelik tirajlar düşmeye, televizyon izlenme oranları gerilemeye devam ediyor.

Bütün bunlara karşılık bizim de içinde bulunduğumuz geleneksel medya ne yapıyor? Medya çalışanlarını  üretenler ve yönetenler diye ikiye ayırarak cevap verebilirim. Üretenler, yönetenlere göre bir çok şeyi daha fazla farkında. Trendlerin gidişatını farkındalar. Fakat yönetenlere bunu anlatamıyorlar. Yönetenler ise aslında eski birer üreten. Gerçi hala az da olsa üretiyorlar fakat asıl işleri yönetmek ve sorumlusu oldukları yayının her zamanki periyodunda çıkarılmasını sağlamak. Bu durum onları mesleki körlüğe itiyor. Her şeyi haberden ve içerikten ibaret gördükleri için bir kısır döngü içinde kaybolup gidiyorlar. Dolayısıyla medyanın internete genel bakışı şöyle: İnternet zaten olmayan zamanları içinde vakit ayırmak zorunda oldukları bir yan iş. Mobil diye bir şey duyuyorlar ama nedir diye bakmamışlar bile. Yönetimin bilgi işlem gruplarına yaptığı baskı sonucunda ise ortaya çıkan şey haberleri, programları cep telefonu ekranına yansıtmak, haberleri internet sitesine koymak. İçerikçi olmayan bilgi işlemcilerin elinden gelen ise bu.

Günümüzde internetin hayatımıza soktuğu en büyük açılımlardan biri de sosyal medya kavramı. Yaklaşık üç yıl önce hayatımıza giren Facebook ve devamındaki Friend Feed, Twitter gibi internet platformları sosyal medya kavramını ortaya çıkardı. Hatta Facebook öyle hale geldi ki artık interneti sadece Facebook sanan bir kitle bile oluştu.

Diğer taraftan Twitter denen platform tüm dengeleri değiştirdi. Ülkemiz medyası Twitter’ı ancak İran seçimleri sırasında çıkan olaylar esnasında fark etti. Her şeyin 140 karakterle anlatıldığı, yani o an ne yaptığını, ne düşündüğü diğer insanlarla paylaştığın bir yapı. Gerek ismi gerekse de yapısı kafamızda küçük algısı oluştursa da Twitter’ın son dönemlerde yaptıkları aslında ne kadar büyük olduğunu çok iyi anlatıyor.

Her ay yüzde 1000’in üzerinde büyüyen Twitter’ın popülerleştiği dönemlerden biri 2008 ABD seçimleriydi. Barack Obama’nın kampanya yöneticileri siteyi çok etkin kullanmışlardı.

Diğer taraftan Mısır’daki hükümet karşıtı protestolar Twitter’dan organize edildi. Politik bir çehreye de bürünen bu site İran’daki seçimler sırasında kitlesel isyanların organizasyon ve haberleşme platformu haline geldi. Hatta o kadar önemli bir mecra haline geldi ki yapılması gereken ve bir süre kesinti yaşanmasına sebep olacak olağan sistem bakımı bile ABD’li yetkililerce engellendi.

Tüm bunlar yaşanırken Amerikalı  medya devi Rupert Murdoch, çıktı dedi ki; “Elektronik okuma araçları 20 yıl içerisinde yazılı basının yerini alacak.” Bu konuşmayı yatırım bankası Goldman Sachs’ın yıllık medya konferansında söyledi. Yaptığı bu konuşmada bahsettiği elektronik okuma araçlarına örnek olarak ise Amazon.com’un Kindle’e ve Sony’nin Reader’ını örnek gösterdi.

20 yıl önce Londra’daki basın sendikalarıyla yaptığı tartışmalarla gündeme gelen Rupert Murdoch’un şu cümleleri ise biz medya çalışanları  tarafından çok iyi düşünülüp analiz edilmeli. Murdoch diyor ki: “İnsanların gazetelerini kağıt üzerinde değil taşınabilir okuma panelleri aracılığıyla alacağı günün geleceğini görüyorum. Ardından kağıt kullanmamaya başlayacağız, basımevleri, sendikalar ortadan kalkacak ve bu çok güzel olacak.”

(Bu yazının bir kısmı 20 Eylül 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish