Tag Archives: HP

Sculley, Generali destekli Obi WorldPhone ile rövanşı alabilecek mi?

Teknoloji gazetecileri son zamanlarda mesailerinin büyük bir kısmını yeni çıkan cep telefonlarını incelemekle geçiriyorlar. En önemli soru acaba bu telefonun neresi farklı? Sizlerde bu kadar telefonun neresi farklı derseniz; “Aslında yok birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız” esprisini yaşı yetenler için hatırlatalım. Bugün pazarı iOS işletim sistemini kullanan iPhone ile Android işletim sistemini kullanan bir kaç telefon markası kontrol ediyor.

DEVAMINI OKU

Ne oldu bu Mavi Dev’e (IBM)?

Geçtiğimiz hafta okuduğum bir haber beni çok şaşırttı. IBM Avustralya’da 1,2 milyar dolarlık zarara yol açtığı ve etik davranmadığı  gerekçeleriyle ihalelerden yasaklanmış. Şaşırttı  dediysem de geçmişi hatırladığım için böyle diyorum, aslında şaşıracak bir durum yok. Son yıllardaki gidişata bakın, bu zaten gözüküyor.

IBM’e kendi ülkesinde Big Blue (mavi dev) derler. Haklı bir tabirdi çünkü bir dönem dünyanın bilgi işlem sektörünü  sırtında taşımış bir firmaydı. Hatta 90’ların başında kendi markalarından AS400 için ayrı bir firma olsaydı, IBM’in arkasından 2. sırada olurdu diyorlardı. O kadar pazarı silip süpürüyordu.

Ama sonra olanlar oldu. Açıkçası teknoloji, IBM’in kurucusu Thomas J. Watson’ın 1943 yılındaki “dünya’da gelecekte sadece 3-5 bilgisayar olur” öngörüsünün aksine bir devinim gösterdi. Önce Microsoft dünyamızı değiştirdi. Evlerimize girmeye başlayan bilgisayar kavramına “kullanılabilirlik” ve “birbirine bağlanabilirlik” sağladı. Dünya PC dünyası haline döndü. Üzerine internet tuzu biberi ekti. Büyük büyük sunucuları iyice bıraktık.

Arkasından da cep telefonlarından evrilen akıllı telefonlar ve mobil haberleşme dünyayı temelinden değiştirdi.

Bu değişimi zamanında algılayamayan bir zamanların devleri olan firmalar birer ikişer hasar almaya başladılar. Örneğin Nortel, Alcatel, bugünlerde HP, Nokia ve hatta Microsoft. Hepsi dünyanın değişim hızını tam yakalayamamaktan kaynaklı sıkıntılar yaşadılar ya da hâlâ yaşıyorlar. Dev haline gelindiğinde anlaşılan, yenilik arama duruyor, arkadan gelenler küçümseniyor ve ün sarhoşluğu ile gelişmeler yakalanamıyor. Bu bir vizyon meselesi tabi ki..

Ama IBM örneğine baktığımızda farklı bir boyut da göze çarpıyor.  IBM sadece üretici tarafta değil, hizmet tarafında da çalışan bir firma. Özellikle pek çok dünya devinin bilgi işlem departmanlarını dışarıdan hizmet şeklinde yönetiyordu. Yani “malı bir kere sattım” dışında, “proje yapmak” ya da “yönetmek” ile de para kazanıyordu. Bu noktada belirtelim; hizmet söz konusu olunca, insan kaynakları önem kazanıyor. Ama bir zamanlar “en çok çalışılmak istenen firma” listelerindeyken, IBM’in bugün elemanlarının güvenemediği bir firmaya dönüştüğü konuşuluyor. Ülkemiz de dahil pek çok ülkede bu nedenle insan kaynakları konusunda önemli sorunlarla boğuştu ve halen boğuşuyor.

Böyle olunca da, proje bir şekilde satılıyor ama sonrası  soru işareti. IBM Türkiye’nin 2009 yılında yaşadığı İş Bankası skandalı böyle bir konu. 170 milyon dolarlarda başlayan proje, 220 milyon dolarlara taşınmış ve sonuçta 1 yıl sonra projenin yarısına bile gelinememişken IBM ile sözleşme durdurulmuştu. Gerçi İş Bankası IBM ile çalışmaya devam ediyoruz diyor (herhalde gocunacakları bir şeyler var) ama devam eden bu proje değil, bakım anlaşmalarıydı. İş Bankası daha sonra bu projeyi kendi kaynakları ile üstlendi.

IBM’in proje sorunları konusu, sadece ülkemizde değil, başka yerlerde de bahsediliyor. Örneğin; bu haftanın haberi (ki bu yazıyı  yazmayı düşünememe neden oldu) Avustralya’da IBM’in devlet ihalelerinden yasaklandığı duyuldu. Etik davranmaması ve de devleti 1,2 milyar dolar zarara uğrattığı belirtildi.

IBM, bizim ülkemizde etik mi? Son 10 yıldır IBM’in ülkemizde ne kadar vergi verdiğini biliyor muyuz? Bildiğimiz, IBM’in Türkiye’de zararda olduğundan dolayı vergi vermediği. Çünkü IBM, birisi İtalya’da ve diğeri Türkiye’de olmak üzere iki ayrı ticari hesap üzerinden işlerini yürütüyor.  Türkiye’deki hesap operasyonel maliyetlerden dolayı zarar iken İtalya hesabı bilemediğimiz bir oranda kârdaki Türkiye’den ayrılmıyor. Başka bir değişle Türkiye’de ödenmesi gereken vergi İtalya’ya ödeniyor. Yasal mı? Evet. Etik mi? Yorum yok!

Konuyu daha fazla dağıtmadan devam edelim. İki ay önce de IBM’in kendi ülkesinde, CIA’in bir projesi için IBM’i seçmediği haberlere yansıdı. CIA konunun parayla ilgisi olmadığını, Amazon’u seçtiğini çünkü teknik olarak daha üstün bulduğunu açıklayıverdi. IBM ya da diğer dünya devleri, o kadar büyüyorlar ki, manevra kabiliyetleri düşüyor. Başlarına da vizyonu zayıf birileri gelmişse, vay şirketin haline. Devlerin kârlılığı azalınca ilk yapılan iş, mevcut personeli azaltmak oluyor. Teknolojideki ivmenin başlangıcını 2000’ler olarak düşünürsek; bu tarihten sonra devlerin çıkardığı eleman sayılarına baktığımızda saptamanın ne kadar doğru olduğunu görürüz.

Nitekim haberlere bakın sadece son bir ayda Kuzey Amerika’da 5000’e yakın IBM elemanının işten çıkarılmakta olduğu yazılıyor.

Sektörden birisine “ne olacak bu IBM’in hali” dedim; “eleman sorunları projelere yansıyor, projelerin iptali ise eleman çıkartmalara”  diye cevapladı. Yani tam bir kısır döngü.

Sanırım, devlerin de bir ömrü var ve kendisini zamana adapte edemeyenlerin “Devler liginden bir alt lige” inmesi kaçınılmaz.

(Bu yazının bir kısmı 25 Ağustos 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

#ultratechfashionhp Yeni nesil prensesler için

Camdan ultrabook.

DEVAMINI OKU

Güvenlik mi, güvenilirlik mi?

Son yılların popüler teknolojisi ‘Bulut Bilişim’ (Cloud Computing) ülkemizde yatırımlarla da gündeme gelmeye başladı. 2012 ile birlikte iki şirket bu konuda yaptıkları yatırımları açıklayarak artık satışa başladıklarını açıkladılar.

İlk olarak Cloudturk böyle bir hizmeti şirketlere sunduklarını açıkladı. Cloudturk, Anadolu Grubunun bir şirketi. Bu hizmeti Anadolu Bilişim Hizmetleri ve HP ile birlikte sunuyor. Cloudturk Genel Müdürü Mustafa Yazıcı sundukları bu hizmeti ve öngörülerini bize şöyle özetledi: “Gerçek bulut teknolojisini Türkiye’ye getirerek işe 72 güçlü sunucuyla başladık. Türkiye’de IaaS (Infrastructure as a Service) kullanımının hızla kabul göreceğini ve yaygınlaşacağını öngörüyoruz. Ayrıca, Türkiye’deki firmalar kiralama modeline genel anlamda sıcak bakıyor. Güvenlik standartlarını uygulayan ve bu doğrultuda Hizmet Seviyesi Anlaşması düzenleyen IaaS sağlayıcılarının oluşmasıyla, firmalar yeni yatırımlarını IaaS üzerine yapmaya başlayacak. Bu durum IaaS’in çok hızlı bir ivme ile büyümesine imkân tanıyacaktır diye düşünüyoruz. Aynı zamanda, Türkiye’de oluşmakta olan bilişim girişim sermayesi miktarında da ciddi bir artış gözlemlenecektir. Firmalar başlangıç maliyetlerini aşağı çekmekle beraber, küresel pazarda hizmet sağlama esnekliğine de kavuşacaktır.”

Bulut Bilişim alanındaki yatırımlarını açıklayan diğer şirket Türk Telekom oldu. Bulut bilişim teknolojisi ve Türk Telekom’un bulut bilişim altyapısı hakkında bilgi veren Türk Telekom Teknoloji Başkanı Timur Ceylan, “Şimdiye kadar bulut bilişim teknolojisi ve veri merkezi için yaklaşık 40 milyon dolarlık yatırım yaptık.  Bulut bilişim sadece sunulan teknoloji değil bir yaklaşım modelidir. Arka planda tecrübe, bilgi birikimi, fiziksel ve teknolojik altyapıyla birlikte müşterilerimize sağladığımız faydanın bütünüdür. Türk Telekom olarak bulut bilişim teknolojisinin tüm altyapı bileşenlerine sahibiz ve bu sayede müşterilerimize uçtan uca çözüm sunabiliyoruz” dedi.

Türk Telekom tarafından sunulan bulut bilişim çözümlerini anlatan Türk Telekom Pazarlama ve İletişim Başkanı Erem Demircan, “Bulut bilişim hizmetlerinden faydalanmanın anahtarı yaygın erişim altyapısı. Yaygın altyapımızla bulut bilişim teknolojisinin Türkiye’nin her köşesinden ulaşılabilir olmasını sağlayarak kullanımı arttırıyoruz. Bulut bilişim çözümlerimizi, global firmalarla iş ortaklıkları çerçevesinde daha güçlü hale getiriyoruz. Sektörel çözümlerimizle sağlık, turizm, eğitim, güvenlik sektörleri başta olmak üzere her sektörde müşterilerimizin iş yapış şekillerine değer katan çözümler sunuyoruz” şeklinde konuştu.

Tüm bunlar tamam da nedir Bulut Bilişim? NIST’in (National Institute of Standarts and Technology –  ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü) tanımına göre şöyle bir şey: “Bulut bilişim, düşük yönetim çabası veya servis sağlayıcı etkileşimi ile hızlı alınıp salıverilebilen ayarlanabilir bilişim kaynaklarının paylaşılır havuzuna, istendiğinde ve uygun bir şekilde ağ erişimi sağlayan bir modeldir.” Sizlerde anlamakta zorlandınız değil mi? Biz en iyisi bize göre bir tanımlama yapmaya çalışalım. Bulut Bilişim; ihtiyacımız olan uygulamaları ve verileri kullanırken donanım-yazılım alt yapısının kaynağını (somut varlığını) bilmeden soyut bir şekilde kullanmamızı sağlayan, kaynakları ihtiyacımıza göre daha hızlı ve esnek bir şekilde ayarlayabilmemize imkan veren, maliyetleri düşürürken zaman tasarrufu sağlayan bir teknolojidir. Avantajları ise üç başlık altında sıralanabilir. Kolay erişilebilirlik, kolay yönetilebilirlik ve güvenlik.

2012 içinde bu alanda daha başka şirketlerde önümüzdeki aylarda yeni yatırımlarını açıklayacaklar. Ciddi bir pazar ortaya çıkacak. Fakat beni endişelendiren asıl şey ortaya çıkmakta olan bu pazarın daha başlangıcında bazı tedbirler alınmazsa ciddi bir imaj kaybı yaşayabileceğini düşünmem. Bir örnekle anlatayım: “Şirketler çoğaldı. Ben de bunlardan biri ile çalışıyorum. Fakat çalıştığım şirket maddi sıkıntı yaşadı. Bir alacaklısı mahkeme kararı ile geldi server’ları haciz etti ve kaldırdı götürdü veya bir şekilde ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Ne olacak? Gitti benim veriler.”

İşte burada bu şirketlerin en çok gözardı ettiği şey ortaya çıkıyor: Güvenilirlik. Bunu sağlamanın en güçlü yolu ise finans ve sigorta sektöründe olan reasürans benzeri bir yapılanma. Böyle bir yapılanma tüketici gözünde bulut şirketlerinin birer itibar müessesi haline gelmesini sağlayacaktır.

Bu konuda öncü rolün Türk Telekom’a düştüğünü söylememe gerek var mı? Bizden söylemesi.

(Bu yazının bir kısmı 29 Ocak 2012 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Teknoloji dünyasının 2012’si

Yeni yılda teknoloji dünyasında neler olacak? Bu soruyu neden sorduk. Çünkü, her biten yılın son haftaları veya yeni yılın ilk haftaları içinde adettendir bu tür konular işlenir. Biz de teknoloji dünyasına baktık ve şunları gördük.

Kişiselleşen Bulut Bilişim
Gelecekte ne olacağı hakkında zaman zaman bazı uzmanlar şüpheye düşsede Bulut Bilişim firmaların kullanmaya devam edecek. Fakat Bulut Bilişim kendisine yeni bir hedef kitle edinecek. Bu hedef kitle bireyler olacak. Yani Bulut Bilişim kişiselleşecek. Ağırlıklı olarak firmaların kullanımındaki bulut’un, diğer mobil ürünlere de uygulanabileceğini ve her 5 kişiden 1’inin bulut kullanıcısı olacağı tahmin ediliyor.

Tabletler
Dünyada da Türkiye’de de 2012 tabletlerin yılı olacak. Tablet fiyatları düşüşe geçecek ve buna bağlı olarak da kullanımı yaygınlaşacak. iPad’e rakip olarak gösterilen Amazon’un Kindle Fire’ının iPad kadar pahalı olmamasından dolayı şu sıralar rağbette. Fakat 2012’de bu başarısını devam ettiremeyecek gibi görünüyor. Çünkü bir çok alternatifi çıkabileceği gibi Apple iPad 3’ü çıkartarak iPad 2’nin fiyatını sürpriz bir şekilde 300 dolar civarına indirebilir. Fakat tüm uzmanlar şunda hemfikir: Hemen hemen aynı donanımların kullanıldığı tablet piyasasında kazananın içerikte farkındalığı yakalayan taraf olacak

RIM’i tablette hüsran bekliyor
2011 RIM için hüsran yılıydı. RIM, PlayBook tabletle zaten hüsrana uğradı. Derken BlackBerry servisiyle kullanıcılarını kısa bir süre önce tekrar hüsrana uğrattı. Talihsizlikler 2011’de RIM’in başını çok ağrıttı. Dolayısı ile RIM’in geleceği hakkında net konuşmak oldukça zor. RIM yeni yılda PlayBook için yeni uygulamalar çıkararak sarsılan imajını toparlamaya çalışacak. Fakat yaşayabileceği yeni hüzranlar RIM’i dönüşü olmayan bir yola sokabilir.

Ultrabook geliyor
Toshiba, LG, HP ve Lenovo çoğu dizüstüden daha hafif olan Intel çipli ve daha uzun pil ömürlü Ultrabook’larını 2011’de piyasaya sürdüler. Bu pazarda HP başarılı olacak gibi görünüyor. HP, TouchPad’i çıkarmasından sadece 2 ay sonra 900 dolar gibi bir fiyatla ilk Ultrabook’u olan Folio’yu piyasaya sürdü. Folio’nun en büyük özelliği ise pil ömrünün 9 saat olması.

Tabletler ile Ultrabook’lar arasında bir savaş yaşanır mı? Bize sorarsanız bu savaşın olup olmayacağını Asus’un 2012 Haziran ayında  çıkaracağı dokunmatik ekranlı ve tam klavye destekli Ultrabook’a pazarın göstereceği tepki olacak.

Microsoft’un yeni silahı Windows 8
Microsoft, son zamanlarda Android tabletler ve Apple karşısında oldukça fazla güç kaybetti. 2012 yılında çıkartacağı Windows 8 ile tabletler ve Ultrabook’lar rekabetinde söz sahibi olmaya çalışacak.

Gerçek olan şuki Microsoft, Windows ile PC pazarında hala lider konumunda. Windows 8 ile Windows PC kullanıcılarının ilk defa dokunmatik sisteme geçecek olması tablet pazarında Microsoft’un tutunmasını sağlayabilir. Diğer taraftan Windows 8’in 2012 yılında satışları beklendiği gibi olmayacak. Çünkü firmalar daha yeni yeni Windows 7’ye yatırım yapıyorlar.

Bahsedilen bütün bu teknolojik gelişmelerin hangi ölçüde gerçekleşeceğini yeni yılda hep beraber göreceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 1 Ocak 2012 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim’de yoğun günler

Bilişim sektöründe yoğun günler 3 Ekim’de Bilişim Zirvesi ile başlıyor. Hemen arkasından 6 Ekim’de Cebit Fuarı ve Sinerji Zirvesi geliyor. 9 Ekim’de bu üç büyük etkinlik bitiyor ama onların yaptığı başlangıca Kasım ayının sonu gibi gelen Compex desteği  ile sektörde yaz tatiline kadar sürecek bir hareketlilik başlıyor.

3-5 Ekim tarihleri arasında İnterpromedya tarafından düzenlenen etkinliğin programı oldukça yoğun. Aynı şekild 6-9 Ekim’deki Cebit Sinerji Zirvesi de aynı yoğunluğa sahip. Detaylarını internet sitelerinden edinebilirsiniz. Çeşitli görüşmelerde ve dost sohbetlerinde bana çok sık sorulan bazı sorulara topluca ve kısaca cevap vereceğim.  Sorulan soruları teke indirdiğimizde kabaca sorulan şey: “Neden iki zirve var?”

İnterpromedya uzun yıllardır Bilişim Fuarını düzenliyordu.  Sonrasında bu fuarın içine Bilişim Zirvesini ekledi. Derken Almanya’da Cebit’i düzenleyen Messe geldi ortak oldu. Devamında çoğunluğu aldı. Fuarın ismi Cebit oldu. Son birkaç yıldır da zirve yüzünden İnterpromedya ve Messe arasında anlaşmazlık vardı. Derken ipleri kopardılar. Cebit Fuarı ve içindeki zirve Messe’de kaldı. Messe zirvenin ismini Cebit Sinerji Zirvesi koydu. İnterpromedya’da yıllardır zirve düzenlemenin verdiği tecrübe birikimi ile ICT Summit Eurasia – Bilişim Zirvesi ismiyle yepyeni bir etkinliğe başladı. İşte sorumuzun cevabı kısaca bu.

Aslına bakarsanız bilişim sektörü Eylül başı itibariyle hareketlendi. Fakat dediğim gibi bu etkinlikler hareketlenmeyi ciddi sıçramalara dönüştürecek. Sektörde neler oluyor? Baktığımızda bir sürü bilgi ortalıkta uçuşuyor. Bu bilgilerin hangisi haber hangisi değil? Hangisi doğru, hangisi yanlış? Ayıkla ayıklayabilirsen. Ben size bazı konuşulanlardan bahsedeyim.

Fatih projesinin yürürlüğe girecek olması sektörü hareketlendirdi. 15 milyon adet tabletinde içinde olduğu 8 milyar TL’lik bir proje. Tablet 15 milyon adet olunca önümüzdeki aylarda bir çok yeni tablet markası ile karşılaşacağız. Sakın şaşırmayın. Bir dönem cep telefonunda yaşadığımız marka furyası tablette de başımıza gelecek. Hazırlıklı olun. Yahut paranız çoksa siz de tablet üretim işine yatırım yapın. Duyduğumuza göre HP ve Exper tablet konusunda birlikte hareket etme kararı almış. Çorlu’daki Foxcon fabrikasının kapısını çalıp gel üçümüz bu işi yapalım demişler. Yine öğrendiğimize göre prensipte anlaşmışlar. Doğru olup olmadığını yaşarsak göreceğiz.

Yıl sonunun geliyor olması dolayısı ile bir çok şirket CEO veya genel müdürünün değişeceği dedikoduları da başka fenomen. Kimler gitmiyor ki? Turkcell CEO’su Süreyya Ciliv her yıl olduğu gibi bu yılda gidiyor. TTNet CEO’su  Tahsin Yılmaz ve Avea CEO’su Erkan Akdemir’de gidenler arasında. Gidenler nereye gidiyor veya yerlerine kimler geliyor? İsimler ve yerler saymakla bitmez. Fakat bu üç isim de işlerini iyi yapan kişiler. Yönettikleri şirketlerde ülke ekonomisinin resmen incileri. Dolayısı ile herkes bir hesap peşinde. Biz de konuşulanları duyabilme peşindeyiz.

Diğer taraftan geçtiğimiz aylarda Vodafone, Biri’ni satın almıştı. Derken Turkcell, Ülker grubunun Global İletişim’ini satın aldı. Gerçi henüz resmen duyurmadılar diye biliyorum. Yoksa duyurdularda benim haberim mi olmadı?

Ülker grubundan satışlar devam ediyormuş. Son dedikoduya göre Acer, Exper’e talip olmuş. Bir hayli görüşmüşler ama bir sonuç çıkmamış deniyor. Yani anlayacağınız Exper satılık. İlgileniyorsanız bence bir görüşün.

Daha neler mi var? Aslında çok şey var ama bildiklerimi kesinleştirmeden sizlerle paylaşmak bana kendimi kötü hissettiriyor. Burada yazdıklarımda doğrulanmış bilgiler değil. Kendimi kötü hissediyorum. Fakat nedense bunları sizlerle paylaşmak istedim.

(Bu yazının bir kısmı 2 Ekim 2011 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yazıcı cephesi ne durumda?

Bilişim denince doğal olarak aklımıza hep bilgisayar ve yazıcılar gelirdi. Cihazlar arasında başlayan yakınsama ile birlikte  artık aklımıza ilk olarak bilgisayar ve cep telefonları geliyor. Yazıcılar sanki biraz geri plana düştü. İnsanlar biraz kağıdın kalabalığından kurutlmak biraz da bilinçaltına yerleşen çevresel algılar yüzünden mecbur olmadıkça kağıt çıktı almıyorlar artık. En azından benim çevremdeki bireysel davranış şekli bu. Nitekim bende öyle. Gerekli değilse her şeyi bilgisayarda saklamayı tercih ediyorum.

Diğer taraftan yazıcı pazarı teknolojik gelişmişlik olarak son noktaya geldi gibi bir algıda oluştu.  Öyleyse yazıcı sektöründe Ar-Ge nasıl yapılıyor? Bulut bilgi işlemin yazıcı dünyasında da bir etkisi var mı? Son beş yıldır Web 2.0 diyoruz. Print 2.0 var mı? Hepimizi hayrete düşürecek yeni bir baskı teknolojisi ortaya çıkar mı diye baktığımızda bize göre yakın zamanda böyle bir ihtimal yok. Fakat biz yine de tüm bu soruların cevabını kaynağında arayalım dedik.

Yazıcı pazarının etkili oyuncularından HP’nin Baskı ve Görüntüleme Grubu Kıdemli Başkan Yardımcısı Bill DeLacy ile görüştük. Ar-Ge konusunda şunları söyledi: “Ar-Ge çalışmalarına yılda 4 milyar doların üzerinde bütçe ayıran HP, kullanıcılarına ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayan ürünler sunmak üzere çeşitli ülkelerde müşterilerini evinde ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerde hem kültürel özellikler hem de şikayet ve önerilerden elde ettiği verilerle çalışmalarına yön veriyor ve yenilikçi ürünler ortaya çıkarıyor. Örneğin HP Laboratuvarları’nın deneyim ve bilgi birikiminin yansıtıldığı HP İTÜ Yazılım İnovasyon Merkezi’nin, Türkiye’yi Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika (MEMA) bölgesindeki en önemli Ar-Ge üssü olarak konumlandırması hedefleniyor. Merkez, tüm bu bölgeler için daha hızlı ve daha güçlü yazılımların geliştirilmesinin yanı sıra iş dünyasına yönelik teknolojik çözümler de üretecek.”

Bulut bilgi işlem ve Web 2.0 tahmin ettiğimizi gibi yazıcı dünyasında da karşılığını bulmuş. Print 2.0 diye yeni bir kavram ortaya çıkmış. DeLacy bu konuda eğilimleri şöyle anlatıyor: “Eskiden sadece yazıcılardan, yani cihazlardan söz ederdik. Web 2.0’la birlikte içerik üretme ve paylaşım gündeme geldi, internet üzerinden etkileşim gelişti. Kullanıcıların içeriği üretmesiyle, baskıda da Print 2.0 dönemi HP ile başladı. Kullanıcılar için Print 2.0; kişiselleştirme, kendini ifade etme ve özgürlük olarak algılanıyor. Dünyanın web’e bağlı ilk ev yazıcısı olan HP Photosmart Premium Web gibi yazıcılarla doğrudan web’den baskı almak tek bir dokunuşla mümkün oluyor.

İş dünyasında Print 2.0, baskı ortamının işi etkin kılan bir faktöre dönüştürülmesi olarak algılanıyor. Print 2.0, baskı ve dijital görüntüleme ortamını arka büro sabit gideri olmaktan çıkarıp, maliyet tasarrufunun yanı sıra iş fırsatları açısından da stratejik bir tetikleyici faktöre dönüştürüyor. KOBİ açısından değerlendirildiğinde, yazdırılan materyallerde renk kullanımının stratejik yönetimi bu malzemelerin bütçeye getireceği etkiyi önemli ölçüde azaltiyor. Kurumsal anlamda Print 2.0, yönetilen baskı hizmetleri yoluyla şirketlerin baskı maliyetlerinde %28 ile %48 arasında tasarruf elde etmelerini sağlıyor.”

Geçtiğimiz yıl HP’nin Türkiye’ye fabrika kuracağı bildirilmişti. Bunun akibetini merak ediyorduk. Onu da sorduk. DeLacy şöyle cevapladı: “HP, Türkiye’ye verdiği önemi önümüzdeki yıl kuracağı bilgisayar fabrikasıyla da gösterecek. Bu proje hayata geçirildiğinde Türkiye, küresel olarak bakıldığında ilk defa ileri teknoloji konusunda ihracat gerçekleştirilebilen bir ülke haline gelecek.”

Bu fabrikada sadece bilgisayar üretilecek. Gerçi biz hiç değilse bir üretim bandında da yazıcı üretilse iyi olur dedik ama netice itibariyle Endüstri Mühendisleri daha doğrusunu bilir.

Yazıcı cephesinde HP bu durumda. “Diğer markalar ne durumda?” derseniz, onu bende merak ediyorum.

(Bu yazının bir kısmı 7 Mart 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim 500, internet medyası ve alan adları

Hafta başında Bilişim 500 açıklandı. 10 yıldır Bilişim 500 araştırmalarını yapan ve yayınlayan İnterpromedya, derlediği bilgileri yine güzel bir organizasyon dahilinde bizlerle paylaştı. Bilişim şirketlerinin, satış gelirlerine göre sıralandığı çalışmada 2008 yılını nasıl kapattıklarını, derli toplu görebiliyoruz.

Bilişim 500’de ilk dört bu yıl da değişmedi. Sıralama; Türk Telekom, Turkcell, Vodafone ve Avea şeklindeydi. Daha önceleri ilk 10’un gediklisi olan fakat geçen yıl ilk 10 içinde göremediğimiz KVK bu yıl ilk 10’a beşinci sıradan girmişti. Hemen arkasında ise Gen-Pa vardı. Yani ilk altı sıra tamamen telefoncuların nam-ı diğer iletişim teknolojileri ile iştigal edenlerindi. Yedinci ve sekizinci sırada İndeks Bilgisayar ve HP ile nihayet bilgisayarcıları gördük. Tüketici elektroniği mağazası olan Teknosa bu yıl bir sıra yükselmiş ve dokuzunculuğa gelmişti. 10’uncu sırada ise bir başka sürpriz Digitürk vardı. Demek ki dijital yayın platformu alanında da ciddi bir hareketlenme var.

Bilişim sektörünün 2008 büyüklüğü toplam olarak 28,1 milyar dolar olarak açıklandı. Toplam içinde ilk 10’u oluşturan fimaların büyüklüğüne baktığımızda 24 milyar dolar gibi oldukça çarpıcı bir rakamla karşılaşıyoruz. Bir başka deyişle 10 firma 24 milyar dolar satış geliri elde ederken geriye kalan 4 milyar doları ise 490 firma paylaşıyor.

Rakamlara bakmaya devam ettiğimizde 28,1 milyar doların 20,6 milyar doları iletişim teknolojilerinin, geriye kalan 7,4 milyar doların ise bilgi teknolojilerinin olduğunu görüyoruz. Bilgi teknolojilerinin detayında dikkatimizi çeken ise yazılım sektörü. Bu sektör 1,49 milyar dolar gibi bir rakama ulaşmış. Ülkemiz adına umutlanmamak elde değil.

Emek harcanan bu çalışmaların bizle paylaşıldığı geceye ise damgasını Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım vurdu. Törenden sonraki kokteyl bölümünde basın mensupları ile sohbet eden bakanımız yeni nesil gazetecileri de sevindirecek bazı haberler verdi. Basılı olarak yayın yapmayarak sadece intenetten haber yayını yapan sitelerin çalışanları (ki onlardan biri de benim) gazeteci kabul edilmiyor. Normalde gazeteci olmamıza ve tüm görevleri yerine getirmemize rağmen yasalarımız bizleri gazeteci kabul etmiyor. Şayet yaptığımız haberlerden dolayı mahkemelik olup cezaya çarptırılsak bize gazeteci muamelesi yapılıyor. Fakat normal şartlarda gazeteci kabul edilmiyoruz. Gazetecilerin yararlandığı haklardan yararlanamıyoruz. Bir başka deyişle Adalet Bakanlığı bizi gazeteci kabul ederken, diğer bakanlıklar bizi gazeteci kabul etmiyor. Yani cezalandırmada gazeteciyiz fakat haklarda değiliz.

İşte bakanımız geniş bir yasa tasarısı hazırladığını, bunun içinde internet medyası çalışanlarının da gazeteci kabul edilmesinin öngörüldüğünü söyledi.

Diğer taraftan, internet Türkiye’ye geldiğinden beri .tr uzantılı alan adlarının dağıtılmasını organize eden ve bu konuda tek otorite olan ODTÜ Alan Adı Grubu’da yolun sonuna gelmiş görünüyor. Binali Yıldırım, alan adları dağıtım işinin ODTÜ’den alınacağını, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) verileceğini söyledi. Bu konuda çalışmaların sürdüğünü, yakın zamanda sonuçlanacağını da belirten Yıldırım, bu işlem tamamlandıktan sonra ise .tr uzantılı alan adlarının kullanımının yaygınlaştırılması için kampanya başlatmayı düşündüklerini söyledi.

Alan adları konusunda keşke zamanında ayrı ve bağımsız bir merkez kurulsaydı. Fakat dönemin siyasileri işin kolayına kaçtılar ve bu işi ODTÜ’nün üstüne yıktılar. ODTÜ yıllardır alan adı dağıtımı ile uğraşıyor ve bu konuda bir hayli yol kat etti. BTK’nın kuruluşu çok sonradan gerçekleştiği için doğal olarak alan adı işi ile uğraşamadı. Doğru olan alan adı işinin BTK tarafından yapılması. Fakat bu dönemde ODTÜ’nün elinden böyle gelir getiren bir merkezin alınmasının arkasında insan doğal olarak siyasi nedenler arıyor. YÖK konusundaki ODTÜ rektörlüğünün tutumu, yine ODTÜ’nün AK Partili Belediye Başkanı Melih Gökçek ile olan yol kavgası akıllara geldiğinde insan, “Acaba ODTÜ cezalandırılıyor mu?” diye sormadan edemiyor.

(Bu yazının bir kısmı 5 Temmuz 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

 

DEVAMINI OKU

Eski CD ve DVD’ler nereye gidiyor?

Meşhur fıkradır… Hocaya sormuşlar: “Yeni ay girince eski ayı ne yaparlar?” “Bunu bilmeyecek ne var?” der Hoca, “Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar”… Şaka bir yana eski CD ve DVD’leri kırpıp kırpıp notebook kasası yapıyorlar. Her şey daha yeşil bir dünya için elbette… Sony’nin Club VAIO kongresinde ürün uzmanı David Spaeth’i huşu içinde dinlerken birden ortaya bir çanta çıktı. Köpükle kaplanmış çantanın içinden de üç cam kavanoz… Spaeth, önce birinci kavanozu gösterdi ve sordu: “Bu nedir biliyor musunuz?” Önce kimse ne olduğunu anlayamadı ama biraz yakından bakma fırsatı bulunca mesele çözüldü.

Kavanozun içindeki malzeme özenle kırpılarak küçük parçalara ayrılmış CD ve DVD parçacıklarıydı. Ardından ikinci kavanoza geldi sıra. Onda da kimyasal maddelerle yıkanarak arındırılmıştı parçalar. Üçüncü kavanozdaki malzeme ise bu arındırılan malzemenin tekrar kullanılabilir hale getirilmesiyle oluşmuştu. Bundan sonra Sony VAIO’larda bu geri dönüşümle kazanılmış malzeme kullanılacaktı. Aslında mesele sadece geri dönüşümü yapılmış malzeme kullanmakla kalmıyor.

Greenpeace listesinde “yeşil” şirketler arasında son sıralar arasında yer alan Sony, işe ürünlerinde yer alan PVC, antimon, berilyum ve phthalate gibi malzemeleri çıkarmakla başladı. Daha sonra ürünlerinde kullandığı malzemelerin yüzde 10’unu geri dönüştürerek kullandı. Hatta kullandığı malzemeler arasına yenilebilen bazı bitkileri ekledi ve geçen yıl yaklaşık 69 bin ton kadar malzemeyi toplayarak üretime geri kazandırdı. Üretim esnasında oluşan karbondioksit emisyonunu düşürerek, gezegenin havasını temiz tutmak da önemli bir mesele.

2002’de 420 ton olan bu miktar 2007 itibariyle 125 ton civarında gerçekleşmiş. Bu da hava kirliliğinin yüzde 25 oranında düşmesi anlamına geliyor.

Bilmiyorum hiç duydunuz mu “sebze bazlı plastik” kavramını… Mısır ve patates gibi sebzelerin kullanımıyla üretilen sebze bazlı plastikler birçok üründe karşımıza çıkıyor. Sony, ilk kez sebze tabanlı plastiği 2002’de Walkman ürünlerinin kapaklarında kullanmış. Şu anda da birçok ürünün ana maddesinde sebze bulunuyor. Bu arada ambalajlarda da çevreye duyarlı ayarlamalar yapılmış. Geri dönüşümlü kağıttan yapılan kutuların boyutları da küçültülmüş.

Böylelikle hem daha az kağıt tüketilerek ormanlar korunmuş oluyor, hem de bir palette çok daha fazla ürün taşınıyor. Ancak Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinde geri dönüşüm programları çok hızlı bir şekilde ilerlerken ülkemizde bazı sınırlamaların olduğunu görmek bizi üzüyor. Bunda hükümetlerin çevreci politikalar konusunda gereken özeni göstermemelerinin, sürekli AB’den gelecek direktifleri beklemelerinin de büyük payı var. Bu arada vatandaşların da konuyla ilgili bilinçlendirilmeleri gerekiyor. Geçenlerde eski bir HP yazıcı sahibi bir okurumuz, e-posta yoluyla bana ulaşarak elindeki yazıcıyı geri dönüşüm programı çerçevesinde teslim etmek istediğini yazdı.

Konuyla ilgili HP yetkilileriyle görüştüğümde, Türkiye’de “limitli” bir geri dönüşüm programı uyguladıklarını söylediler. Sadece yazılım sarf malzemelerini topladıklarını ve bunları yeniden değerlendirmek üzere uçakla yurtdışına gönderdiklerini belirttiler. Yani yazıcı toplamıyorlarmış. Nitekim yaptığım incelemelerde, Sony’nin çevreye değer veren yeşil sitesinde de Türkiye’nin adını henüz göremedim. Ancak en kısa zamanda bizim de bu programa dahil olacağımızı ümit ediyorum.

Not: Yazıya katkılarından dolayı Cem Kıvırcık’a teşekkür ederim.

(Bu yazının bir kısmı 21 Haziran 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim’de 2008’in iz bırakanları

Adettendir, her yılın ilk yazısında biten yılın özeti yapılır. Bu özeti yapmak aslında çok faydalıdır. Çünkü tüm bir yılı derli toplu görmek vakanüvistlerin işini kolaylaştırır.

Gelelim 2008’in iz bırakanlarına… İlk aklımıza gelen, Yahoo’ya yapılan teklif. Geçen yılın ilk aylarında Microsoft, Yahoo’yu satın almak istediğini açıkladı ve 45 milyar dolar civarında bir rakam teklif etti. Sonrasında bir sürü olay gelişti ve sonuç olarak Microsoft istediğini elde edemedi. Mobil teknolojilerin cep telefonları tarafında iPhone gündemi oluşturdu.

2007’de iPhone’la cep telefonu pazarına hızlı bir giriş yapan Apple, Haziran 2008’de 3G destekli modelini pazara sundu. Bu model de yüksek bir taleple karşılaştı ve ilk üç günde 1 milyon adet satıldı. iPhone’un 3G modeli eylül ayının sonuna doğru Türkiye’de de Turkcell ve Vodafone tarafından pazara sunuldu.

Mobil teknolojilerin yazılım tarafında ise Google ses getirdi. Kendi geliştirdiği “Android” adlı mobil işletim sistemiyle pazara girdi ve eylül ayında HTC’nin G1 modeliyle tüketicilerle buluştu. Aldığımız duyumlara göre, Samsung ve General Mobile de Android işletim sistemini kullanmak için anlaşma imzalamış. Bu yıl bu firmalarında Android işletim sistemini kullanan cep telefonlarını görürsek şaşırmayalım.

Netbook denen yeni dizüstülerle tanıştık. Bunlara “defter bilgisayar” da deniyor. Ağırlıkları 1 kg civarında olan küçük ekranlı bu dizüstüler ilk yılları olmasına rağmen satışlarıyla dikkat çektiler. HP, Asus, Dell, Acer, MSI gibi bütün büyük markalar bu pazarda da yeni ürünleriyle boy gösterdiler.

Bu cihazların en büyük faydası ise birçok tüketiciyi Windows dışındaki işletim sistemleriyle tanıştırması oldu. Üretici firmalar maliyet düşüklüğünü korumak için genelde Linux’un ücretsiz yazılımlarını bu bilgisayarlarla birlikte dağıttılar.

Dolayısıyla Linux dünyasında kısmi bir yükseliş yaşandı. Milli işletim sistemimiz Pardus’un 2008 sürümü çıktı. Her ne kadar açıkça ifade edilmese de bazı stratejik milli kuruluşlarda ciddi oranda kullanılmaya başladığı gözlendi. Pardus, yazılım pazarında yavaş ama istikrarlı büyümesini sürdürdü.

Microsoft’un Vista’sı hüsrana sebep oldu. Pahalı fiyatı, yavaş çalışması, yüksek donanım ihtiyacı ve kafa karıştıran farklı paket seçenekleri birçok tüketicinin aldığı bilgisayarlardan Vista’yı sildirip XP kurdurmasına sebep oldu.

Diğer taraftan, tarayıcı pazarında Internet Explorer’la pazar lideri olan Microsoft’a rakip olarak Mozilla’nın Firefox’u yetmezmiş gibi bir de Google’ın Chrome’u çıktı. Daha beta olmasına rağmen çok kısa bir sürede yüzde 1’lik pazar payına ulaşan Chrome’un bazı bölgelerde yüzde 2’yi bile zorladığı görüldü. Bu yıl ise pazarı daha fazla zorlayacağı tahmin ediliyor. Google’ın bu yıl içinde bir işletim sistemi çıkarması bekleniyor. Bu konuda henüz resmi bir açıklama yok. Bu düşünce, Google’ın bu zamana kadar yaptıklarına bakınca ortaya çıkıyor.

Gerçi bu fikri destekleyen somut bulgular da yok değil. Bir araştırmaya göre, Google’ın ana merkezinin trafiğinin yüzde 30’u bilinmeyen bir işletim sisteminin web kaydına sahip. Daha önce çıkardığı Docs ile bir bakıma Microsoft’un Office programına rakip olan Google’ın bir işletim sistemi çıkarması sürpriz olmayacak gibi.

İktisatta bir kural vardır. Kaynaklar kıt fakat ihtiyaçlar sınırsızdır. Bizim de söyleyecek sözümüz çok fakat yerimiz sınırlı. Herkese mutlu yıllar.

(Bu yazının bir kısmı 4 Ocak 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish