Tag Archives: MSN

Biraz internet, biraz futbol

Internet son yıllarda Bilgi Teknolojileri sektörünün tüm dünyada hızlı sıçramalar yapmasında baş rolü oynamaya devam ediyor. İnsanlara sadece kendi bilgisayarındaki ve kendi ürettiği bilgilerle yetinmeyip başka bilgilere de kolayca erişmelerini sağladığı için bilgi teknolojilerinin hızla yaygınlaşmasına en büyük katkıyı yapan Internet’te neler oluyor dersiniz. En son olanı anlatsam eminim ki “hadi yaa” diyeceksiniz.

Size “hadi yaa” dedirtecek konu ise Microsoft’un 3.0 sürümünü çıkardığı MSN Messenger Service programı. Bu program ilk çıktığında ICQ’dan esinlenerek yapılmıştı. Fakat bu son sürümünde ona kazandırılan ses iletimi özelliği bu programın bambaşka kimliklere bürünmesine yol açıyor.

Şimdi hep birlikte bir hayal edelim. Bilgisayarımızın başına oturup Internet’e bağlanıyoruz. Amerika’da veya Kanada’da bir akrabamız varsa hele de kardeşimiz veya çocuğumuz eğitimi için Amerikaya gitmişse onun sesini sıklıkla duymak isteriz. Bu sıklıkla görüşme isteği ay sonlarında Türk Telekom’dan gelecek faturanın şişkin olacağı endişesi ile birleşince elimiz telefona bir gider bir gelir. Öyle ya dünya ile entegre olacağız denmesine rağmen sadece bazı hizmetlerin fiyatlarında dünya ile entegre olmak bize özgü bir çelişki olsa gerek. Neyse hayalimize devam edelim. Bilgisayarımızın başına oturup internete bağlandık. Messenger Service 3.0 kuruluysa zaten otomatik olarak çalışıyor. Tek yapacağımız ilgili menülere girip arayacağımız kişinin telefonunu çevirmek. Sonrada bilgisayarımıza bağlı mikrofondan konuşup hoporlörden konuştuğumuz insanı dinlemek. Hepsi bu. Ekstra bir ücret yok. Sadece ödediğimiz Internet Servis Sağlayıcımıza ve Internet bağlantımızdan dolayı Türk Telekom’a ödediğimiz para. Bu parayıda zaten ödüyoruz. İstediğini kadar konuşun.

Bu programın özelliği bununla sınırlı değil. Yani sadece bilgisayardan bir telefonu arayabileceğiniz gibi bilgisayardan bilgisayara da sesli görüşme yapabiliyorsunuz. Bu hizmetleri yalnızca Amerika ve Kanada ile sınırlı.

Şimdi de size bir iki rakam vereyim. Amerika’da 24 saat süren bir Internet bağlantısı karşılığında kullandığınız Telekom şirketine ödediğiniz para 25 sent. Ülkemizde ise saati 25 sent. Amerikada asgari ücret diyebileceğimiz işsizlik parası ortalama 1200 dolar civarında bizde ise 100 milyon civarında yani 160 dolar kadar. Yorumu size bırakıyorum.

Bu program Amerika’da kullanılmaya başladığından beri şehirlerarası telefon trafiğinde % 36 civarında bir azalma olmuş. Amerika’da bizdeki gibi bir tane Türk Telekom benzeri bir şirket yok. Orada bu sektör tamamen özel girişimcilerin elinde ve birden fazla hizmet veren şirket var. Bu % 36 lık azalma bu şirketlerin gelirinde aylık 14 milyar dolarlık düşmeye sebep olacakmış.

İşte özel sektörün gücü. Her şey daha çok satmak ve tüketiciyi mutlu etmek için. Bizde ise Türk Telekom’u özelleştireceğiz diyip hiç bir şey yapmıyorlar. Türk Telekom ise 90 saniyesi 1 kontor olan görüşme ölçeğini 60 saniyesi 1 kontör yaparak gizli bir zamma imza atıp vatandaşı daha fazla nasıl sömürürüm peşinde. Eylül ayının ortasında Türk Telekom’un özelleştirme ihalesi yapılacak. Bana sorarsanız yapılamayacak ve ertelenecek. Neyse can sıkıcı meseleleri bir tarafa bırakalım isterseniz.

Gelelim futbola. Ne alaka demeyin. Galatasaray’ın 25 Ağustos akşamı Real Madrid ile Süper Kupa final karşılaşması var. Siz bu dergiyi ve satırları okurken sonuç çoktan belli olacak ama ben şimdiden kehanette bulunmak istiyorum. Ha unutmadan bu yazı maçtan 5 gün önce yazıldı.

Ben Galatasaray’ın Real Madrid’i yenip kupayı kazanacağına inanıyorum. Bunun sonucu olarak da tüm dünyada bir kez daha Galatasaray nezdinde Türkiye’nin reklamı yapılmış olacak.

Ümidimiz ve temennimiz Türk futbolundaki bu çıkışın istikrarlı bir şekilde sürmesi ve bu alandaki başarılarımızın diğer tüm alanlara da özelliklede siyaset alanına yansımasıdır. Çünkü bizim insanımız her şeyin daha kalitelisine layık. Özellikle de siyasette bir kaliteyi yakalamak zorundayız. Çünkü siyasette futbol gibi Türkiye’nin dışa açık en önemli aynalarından biri.

Ne diyelim ‘Temiz Futbol’, ‘Temiz Siyaset’ ve ‘Temiz’ olan herşey.

(Bu yazı 26 Ağustos 2000 tarihinde yazılmış ve Net Life dergisinin Eylül 2000 tarihli sayısında yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Carrefour’da eM eS eN kalmamış

Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Fakat bu yazıyı ilk defa okuyacaklara söyleyelim. Bu yazıdan önce “Carrefour’a git bana 3 tane eM eS eN al” başlıklı yazımızı mutlaka okusunlar. Söz konusu yazıyı okumuş olanları ise alt paragrafa alalım.

Yaklaşık 15 dakika kadar güldüm. Hem gözlerimden yaşlar boşandı. Hem karın ve çene kaslarım o günden sonra uzun süre ağrıdı. Kalkmayı düşünmeme rağmen merakımdan şoförün dönüşünü beklemeye başladım. Bu arada tabii arkadaşın zamparalık maceralarını mecburen dinledik.

Yaklaşık 45 dakika sonra şoför geldi. Şoförü gören bizimki heyecanla yerinden kalktı. Fakat şoförün mahcup yüz ifadesi her şeyi söylüyordu. Yarı mahcup yarı korkak bir yüz ifadesiyle: “Efendim Carrefour’da eM eS eN kalmamış!..” dedi. Bu cevap üzerine ben yeni bir gülme krizine girmemek için kendimi zor tutarken, işadamı arkadaşım: “Başka yerlere de baksaydın… Git şimdi… Bulmadan gelme…” dedi. Bunları söylerken ses tonu bir hayli sertleşmişti. Şoför titrek bir sesle “Peki efendim…” diyerek çıkmak için hareketlenmişti ki araya girme gereği hissettim. Çünkü bu gidişatın sonu pek hayırlı olmayacak gibi bir düşünce oluştu bende. Arkadaşıma “Hiç boşuna gönderme. Hiçbir yerde bulamaz.” dedim. Şoföre dönerek “Tamam, sen çık diğer işlerini yap. Ben ….. beye konuyu anlatacağım.” dedim ve onu odadan çıkardım.

Bizimkini aldım karşıma MSN’in ne olduğunu anlattım. Ben anlattıkça yüzü şekilden şekile girdi. Konuşmam bitince hemen telefona sarıldı ve dahili bir numarayı tuşladı. Çıkan kişiye “….. bey acilen benim masaya en iyisinden bir bilgisayar kurun.” dedi ve kapattı. Aradığı kişi Bilgi İşlem Müdürüydü. Sonra bana döndü tam bir şeyler söyleyecekti ben daha önce davrandım: “Bir şey söyleme. Ben gidiyorum. Kendine iyi bak.” dedim odadan çıktım. Sekreterinin oturduğu odaya geçtiğimde şoförüde orada otururken gördüm. Şoför beni görünce ayağa kalktı ve soran gözlerle bana baktı. “Problem yok. Ben anlattım ona. Sen rahat ol.” dedim.

Ve…

Çıktım.

(Bu yazı 15 Aralık 2011 tarihinde yazılmıştır.)

DEVAMINI OKU

Carrefour’a git bana 3 tane eM eS eN al

Yaklaşık üç yıl önceydi. Kozyatağı’nda işadamı bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Odasında çay içiyorduk. Çok zampara olduğu için genelde hep kadın muhabbeti yapardı. Derken döndü bana şöyle bir soru sordu:

  • Hocam, sen bilirsin. Şu eM eS eN denen şey nedir?

Teknolojiyle uğraşan biri olarak bu kadarı olmasa da hep benzer sorularla karşılaştığım için çok şaşırmadım. Şaşkınlığımı artıran şey böyle bir soruyu ondan duymak oldu. Fakat hiç havamda değildim. Şimdi ona anlatmaya başlasam sorularının arkası kesilmeyecekti. Üstelik şirketinin her yerinde bilgisayar kullanılıyordu. Fakat bir tek onun masasında yoktu. Neyse sözü uzatmayayım. Diyalogumuz şöyle devam etti:

  • Hadi canım! Gerçekten bilmiyor musun?
  • Gerçekten bilmiyorum. Gurur yaptım. Elemanlara da soramıyorum.
  • Gurur yapma! Çağır bir gün Bilgi İşlem Müdürünü sor.
  • Sen şimdi bana söylemeyecek misin?
  • Söylemeyeceğim. Hem boşver. Nereden çıktı bu sevda?
  • Yahu sorma. Benim ….. isimli hatun var ya! İşte o söyledi. MSN’den görüşelim diye.
  • O zaman söyle ona. O sana anlatsın.
  • Yapma birader. Bu konuda cahil olduğumu anlarsa dilinden kurtulamam.
  • Ben anlatmayacağım. Git başkası sana anlatsın.

Son cümlemden sonra çok bozuldu. Birkaç dakika sessizlik oldu. Sonra sekreterine telefon etti ve “Kızım bana …..’yı çağırsana.” dedi. Çağırttığı kişi şoförüydü. Adam bir kaç dakika sonra geldi. Bu yerinden kalktı. Cebinden bir tutuam kağıt para çıkardı. Önce 100 lira uzattı. Birkaç saniye düşündükten sonra bir 100 lira daha uzattı ve dedi ki:

  • Carrefour’a git bana 3 tane eM eS eN al. İkisini bana getir. Üçüncüsü de benden sana hediye. Hadi koş!

Şoförünün yüzünde öyle bir dalgalanma oldu ki. O dalgalanma MSN’nin ne olduğunu bildiğinden mi oldu yoksa bilmediğinden mi oldu, ben anlamadım. Adam “Peki!” dedi ve çıktı.

Benim şaşkınlığım bir kaç dakika sürdü. Hani derler ya “Küçük dilimi yuttum.” Fakat sonrasında öyle bir gülme krizine girdim ki sormayın gitsin.

Daha sonrası mı?

Arkası yarın…

(Bu yazı 14 Aralık 2011 tarihinde yazılmıştır.)

DEVAMINI OKU

Windows Live Messenger’da dünya ikincisiyiz ama…

Çoğumuzun MSN olarak bildiği ama yeni adıyla Windows Live Messenger’da 29 milyon kullanıcıyla Brezilya’nın ardında, Amerika’nın önünde dünya ikincisiyiz… Avrupa’da ise birinciyiz. Yani milyonlarca Türk vatandaşı, WLM ile “chat” yapıyor. Ingilizce “sohbet” anlamına gelen bu kavram da literatürümüze girdi sonunda. Insanlar bu sohbetler sayesinde tanışıyor, aşık oluyor, evleniyor, kavga ediyor, birbirlerini aldatıyor ve hatta dolandırılıyor. Hiç aklınıza geldi mi, hesabınızı ele geçiren bir hacker’ın neler yapabileceği?..

İzmir’de yaşayan bir profesör arkadaşım beni aradı yana yakıla. “Hesabımı ele geçirdiler, arkadaş listemdeki insanlardan para istiyorlar…” diyordu telefonda. Sağ olsun çevresi geniş, kredisi de yüksek biriydi. Hacker, internet ortamında onun namına konuşuyor, “Şurada sıkıştım, acil para yollayın? diyerek para toplamaya çalışıyordu. Çok kısa sürede rakam 20 bin TL’ye yaklaşmıştı…

Kendisine hemen savcılığa başvurmasını söyledim. Aklınızda bulunsun, sizler de vakit geçirmeden savcılığa başvurun. Daha sonra Türkiye’de Microsoft’un PR çalışmalarını yapan Tribeca’daki dostlardan yardım istedim. Sağ olsun Esra Alagöz konuyla çok yakından ilgilenip sıkı sıkıya takip etti. Hemen başvuru yapıldı ve bir ticket numarası alındı. Sonra bu ticket numarasıyla birlikte hesabı önce bloke etmek, sonra da geri almak için bir prosedür başladı. Hesabın size ait olup olmadığını anlamak için size çeşitli sorular soruluyordu.

Bunların arasında gizli sorunuzun yanıtı, arkadaş listenizdeki bazı kişilerin isimleri, IP’niz gibi sorular bulunuyor. Sonra bu verdiğiniz yanıtlara göre hesabınız önce bloke ediliyor, sonra size geri veriliyor. Ancak bu süreç bir hayli uzun ve sancılı geçti.

Hem de arkadaşım “torpilli” olmasına rağmen.

“Hesabınız bloke edildi” mesajından sonra da hesabının online olduğunu görünce arkadaşım ekran görüntüsünü alarak bana yolladı. Aynı sorulara birkaç kere yanıt verdi. Bir mesajda bilgilerin onaylanmadığı, bir başkasında da onaylandığı yazıldı. Karşılıklı 6-7 kere mesajlaştıktan sonra hesap geri alınabildi. Sistem yavaş ve kalite açısından da beklenildiği gibi değildi.

Açıkçası 29 milyon kullanıcıya sahip olan, bu rakamla dünya ikincisi, Avrupa birincisi olan Türkiye’ye Türkçe destek verilmemesi de düşündürücüydü. Biz de sorularımızı Microsoft Tüketici ve Internet Servisleri, Internet Iş Grubu Yöneticisi Emre Tok’a yönelttik. Bütün dünyada sistemin aynı olduğunu söyleyen Tok, özetle şu açıklamayı yaptı: “Her ülke için ayrı ayrı bir destek sistemimiz yok. Global olarak tek merkezden destek veriyoruz. Bu desteği de ‘major diller’ için verebiliyoruz.

Burada kullanıcıdan ziyade destek merkezine gelen başvuruların sayısı önemli. Kaldı ki konuyla ilgili kısa, orta ve uzun vadede çalışmalarımız bulunuyor.? Ingilizce bilmeyen Türk kullanıcıların zorluk çekeceği, gelen formu nasıl dolduracaklarını sorduğumuzda ise Tok’tan şöyle bir yanıt aldık: “Zaten ilk aşamada bu formun nasıl doldurulacağına dair bir video filmi hazırlıyoruz. Bu kısa vadedeki ilk çözümümüz olacak. Bu sayfaya gelen kullanıcılar adım adım bu formu nasıl dolduracaklarını öğrenecekler.” Peki Türkiye’den şifre çaldırmayla ilgili kaç başvuru yapılmıştı? 15 bin… Evet, bugüne kadar sadece 15 bin başvuru yapılmış.

Kullanıcıyla kıyaslayınca bu rakam 10 binde 5 yapıyor ki, Türkiye’de şifre hırsızlığı ya beklenilen düzeyde değil, ya da kimse başvuruda bulunmuyor. Bu arada arkadaşım sonunda hesabına kavuştu. E-postalarını kontrol ederken bir de ne görsün? Hesabını geri almak için yazışırken kendisine gelen tüm mesajlar hack’lenen hesaba da gitmiş. Ne dersiniz? 29 milyon kullanıcı daha fazla özen hak etmiyor mu?

Not: Bu yazının içeriğindeki katkıları için Cem Kıvırcık’a teşekkür ederim.

(Bu yazının bir kısmı 31 Mayıs 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

E-posta veya MSN hack’lemenin cezaları

Öncelikle belirtelim. Ben hukukçu değilim. İktisatçıyım. Gördüğümüz hukuk derslerinden dolayı hukuki terimlere yabancı değilim. Hukukçu olan ve bu yazımı okuyanlardan ricam yanlışlarım varsa bana bildirmeleri.

E-posta veya MSN hack’leyenler şimdi sayacağım cezalarla karşı karşıya gelirlerse şaşırmasınlar. Sözüm tabii ki hacker’lığa öykünenlere. Yoksa hacker’lığı profesyonel olarak yapanlara diyecek bir sözüm yok.

Aşağıda sıralamaya çalıştığım kanun hükümlerinden bazıları kamu davası bazıları ise takibi şikâyete bağlı suç niteliğindedir.

MSN veya e-posta hack’leme işlemlerine yeni başlayan arkadaşların neden bu işi yaptıklarını sorduğumuzda öncelikle verdikleri cevaplardan çıkan sonuç şu: Hack’ledikleri kişide sıkıntı meydana getirmek ve o kişiyi rahatsız etmek. Bundan tarif edemedikleri bir haz aldıklarını da gizlemiyorlar. Mahkemede bu cevabı verdiklerinde TCK 123. maddesi dikkate alınırsa üç aydan bir yıla kadar hapis cezası alırlar. Fakat bu maddeden önce TCK 243. madde dikkate alınacak ve öncelikle iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile karşı karşıya kalacaklardır. Hack’leme işlemi sonunda hack’lenen kişinin bilgilerinde bir değişiklik veya eksiklik meydana gelmişse ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına dönüşür ve para cezası imkânı ortadan kalkar (m.243/III). Buradan alınan cezaya başta saydığımız 123. maddeden alınan cezada ilave edilir.

Hack’leme işi, hack’lenen kişiyi belli bir davranışa zorlama veya şantaj amacıyla yapılmışsa bu sefer TCK 107. madde de devreye giriyor ve önceki cezaların üstüne bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası da ekleniyor.

Şayet hack’lenen kişi kamu kurumunda çalışıyor ve bu hesabını kurum gereği kullanıyorsa TCK 113. maddenin getirdiği bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası da öncekilere ilave diliyor. Kamu kurumu değilde özel sektörde çalışıyorsa TCK 117. madde devreye girip altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ekleniyor.

Hack’leme işlemi ile o kişinin haberleşmesini engellediğiniz için TCK 124. maddeye göre altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasını da ilave olarak alıyorsunuz. Bunlara bir de haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiğiniz için TCK 132. maddeye göre altı aydan iki yıla kadarlık hapis veya adli para cezası da ekleniyor.

Ayrıca kişilere ait bu hesaplar hukuken onların mal varlıkları içerisinde kabul edildiğinden, mal varlığına karşı işlenen suçlar kapsamında TCK 142. madde ve devamında düzenlenen hırsızlık suçu kapsamında ele alınarak 142/I fıkrasının e bendi gereğince üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası alırlar. Tabii ki önceki cezalara ek olarak.

Diğer taraftan kişilerin internet bankacılığı hizmetleri dolayısıyla kullandığı bilgileri ele geçirenler bu bilgileri kullanmasalar dahi TCK 245. madde gereğince önceki cezalar ek olarak üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılırlar.

Ben toplayamadım. Siz toplayabildiniz mi? Suçun yapılış şekline göre TCK’da bir bu kadar daha madde var. Hacker’lığa öykünen arkadaşlar. Bir kez daha düşünün!

(Bu yazının bir kısmı 30 Mart 2008 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

MSN’iniz hack’lenirse ne yapmalısınız?

Mesajlaşma programları artık hayatımızın vazgeçilmezlerinden oldu. Birçok mesajlaşma programı olmasına rağmen ülkemizde MSN açık ara lider durumda. Hatta ülkemizde neredeyse mesajlaşmanın adı MSN oldu. Neden mi? Ülkemizdeki PC sayısı daha yeni yeni 10 milyon sınırını zorlarken, evlerdeki PC sayısı ise henüz 3 milyon sınırını aşıyorken MSN abone sayısı 25 milyona doğru hızla yol alıyor. Evet yanlış okumadınız. Yazı ile yirmi beş milyon. Toplam nüfusumuzun 70 milyon olduğunu düşünürseniz 25 milyon rakamının yüzde kaç olduğunu varın siz hesaplayın.

Rakamlar böyle büyük olunca en çok rastlanan şikayetlerden birinin de MSN hesaplarının hack’lenmesi olması gayet doğal bir sonuç. “MSN’im hack’lendi! Ne yapmalıyım?” Son zamanlarda çok sık rastladığım bir şikâyet. Dolayısı ile böyle bir durumla karşılaştığınızda bunu yapanın üstüne gitmemek yerine vaktiniz varsa şimdi söyleyeceklerimi yapmanızı tavsiye ederim.

Hemen bir dilekçe yazarak bulunduğunuz yerdeki Cumhuriyet Savcılıklarına veya Emniyet birimlerine başvurun. Hepsi bu. Fakat bu dilekçenize şimdi sayacağım bilgileri eklerseniz çok daha hızlı sonuç alacaksınızdır. Kişisel bilgisayarınızın IP numarasını, e-postanıza girdiğiniz en son tarihi, MSN’inizi kullandığınız en son tarihi, en son kullandığınız şifre, gizli soru ve yanıt bilgilerini dilekçenize mutlaka ekleyin. Savcılık talimatı ile Emniyet Müdürlükleri tahkikata başlayacak kullandığınız e-postanın veya MSN hesabının yetkili sahibine ulaşacak ve ne zaman hangi IP numaraları ile girildiğini tespit edecektir. Sizi hack’leyen sabit IP numarası kullanıyorsa (hacker’lar sabit IP kullanmaz) tüm bilgileri kolaylıkla tespit edilecektir. Şayet değişken IP kullanıyorsa sadece süre biraz uzayacaktır. Fakat neticede değişken IP numaraları Telekom tarafından sürekli kayıt altında tutulduğundan hangi tarihte sizin hesabınızı kimin kullandığı da tespit edilecektir. Sonrasında ise bu kişinin kişisel bilgileri ve adres bilgilerine ulaşılacaktır. Tüm bu bilgiler Cumhuriyet Savcılığına verilecek, hazırlık tahkikatından sonra Cumhuriyet Savcısı şüpheli şahıs hakkında kamu davası açacak ve bu şahıs Emniyet birimleri tarafından yakalanacaktır.

Şayet bu hack’er, hack’leme işlemini bir ticari işletmeye ait bilgisayar üzerinden yapmışsa, aynı şekilde o ticari işletmeye de tahkikat uygulanacak ve hüküm kesinleştiğinde söz konusu işletmede cezalardan payına düşeni alacaktır.

Kullandığınız hesap yabancı bir ISS (İnternet Servis Sağlayıcı) üzerinde olsa bile Cumhuriyet Savcılıkları o ülkenin yetkili makamları üzerinden aynı bilgileri elde edeceklerdir. MSN hesabınıza ise ulaşmaları daha kolay olacaktır. MSN bir Microsoft hizmetidir ve Microsoft’un zaten ülkemizde ofisi vardır.

MSN hesabı hack’lenenlere tavsiyem sineye çekmemeleri ve hacker’ların üzerine gitmeleridir.

Hacker’lara tavsiyem ise çok çok iyi bir avukat tutmalarıdır. Tabii böyle bir davada müdafi olmak isteyecek bir avukat bulabilirlerse.

(Bu yazının bir kısmı 23 Mart 2008 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yahoo, Microsoft’u neden reddetti?

Microsoft’un Yahoo’yu neden istediğini anlatmıştık. 1 Şubat’ta Microsoft’un Yahoo’yu almak için yaptığı 44,6 milyar dolarlık teklifle başlayan süreç sona erdi. Yahoo teklifi reddetti. Böylece Microsoft ikinci kez Yahoo tarafından reddedilmiş oldu. Başka bir deyişle Microsoft ikinci raundu da kaybetti. Peki, Yahoo neden Microsoft’u reddetti?

Bu sorunun doğru cevabını bulmak için teklifle cevap arasında geçen yaklaşık iki haftalık sürede neler yaşandığına bakmamız daha doğru olur. Microsoft’un teklifi herkesi olduğu gibi Yahoo yönetimini de heyecanlandırdı. Fakat iş dünyası heyecanların değil mantığın hakim olduğu bir dünyadır. Dolayısı ile Yahoo yaptığı değerlendirme sonrasında Microsoft’a uygun bir dille bu tekliften memnun olduklarını ancak yetersiz bulduklarını bildirdi. Yetersizliğin boyutu da 12 milyar dolar olarak belirtildi. Yani diğer bir deyişle Yahoo sen teklifini 56,6 milyar dolar yap anlaşalım dedi. Ayrıca daha önce Google’ın da kendisine yaptığı benzer teklife hala ilgisinin olduğunu da Microsoft’a hissettirdi. Bunun üzerine Microsoft’tan mantıklı yeni bir açılım beklenirken Steven A. Ballmer yönetimi mahallenin haşarı çocuklarının bile yapmayacağı bir çıkışta bulundu: “Teklif ettiğimiz bedelden şirketinizi bize satmazsanız, biz de halka açık hisselerinizi toplayıp ortak olarak karşınıza çıkarız.”

Bu tehdit doğal olarak Yahoo yönetiminde geri tepti. Teklifi reddettiklerini açıklamaya hazırlanırarken, bunu gören Microsoft hemen yeni bir açılımda daha bulundu: “Şayet teklife evet derseniz birleşmeden sonra MSN ve alt hizmetlerini kaldırıp sadece Yahoo’yu kullanacağız.” Fakat bu bile yeterli olmadı. Yahoo yönetimi kararını vermişti. Teklif reddedilecekti.

Bu olaylar olurken Google ne yapıyordu? Ne yapsın bir taraftan dişlerinin arasından gülüyor bir taraftan da Microsoft’a belden aşağı vuruşlar yapıyordu. Bu olaylar olurken Google’ın sözcüleri çıkıp “Bu birleşmenin ardından Microsoft’un tekel oluşturmaya yöneleceği” şeklinde bir açıklama yaptılar ki evlere şenlik. Pazarın yüzde 53,6’sına sahip bir firmanın yaptığı böyle bir açıklamaya nasıl tepki verirsiniz? Gerçi Google’ın sözcüleri de bunu biliyor. Fakat Microsoft’un ürettiği işletim sistemi yüzünden hakkında daha önceleri ABD’de açılan onlarca “tekelcilik” davasını düşünürseniz, Google’ın ne yapmak istediğini anlarsınız. Maksat Microsoft’u en yumuşak yerinden vurmak.

Paarın yüzde 53,6’sı Google’ın. Yüzde 19,9 u Yahoo’nun. Yüzde 12,9’u Microsoft’un. Gerisi ise bir çok firmaya dağılıyor. Bu birleşme gerçekleşseydi Microsoft’un pazar payı 32,8’e çıkacak ve Google’a ciddi bir rakip olabilecekti.

Bundan sonra ne olacak derseniz, benim tahminim şimdi teklif sırası Google’da. Önümüzdeki haftalarda Google’dan Yahoo’ya 60 milyar dolarlık bir teklif gelirse şaşırmayalım. Bu teklifi Yahoo’nun kabul edeceğine de şaşırmayalım. Ayrıca bu birleşmenin gerçekleşmeyeceğine hiç şaşırmayalım. Çünkü birleşmeleri halinde Google’ın pazar payı yüzde 73,5’e çıkacağı için ABD’deki anti-tekel yasaları ve bu yasaların uygulayıcısı kurumlar otomatikman harekete geçecektir. Tüm bunlar olurken Microsoft ne yapacak dersiniz? Tabii ki Yahoo’nun halka açık hisselerini toplayacak.

Her şeye rağmen Google ve Microsoft haricinde bir üçüncü talipli de çıkabilir Yahoo’ya. Üstelik kimsenin aklına gelemeyecek bir işbirliği de teklif edebilir. Bilişim dünyasında bu ölçekte başka kim var demeyin. Evet, bilişim dünyasında böyle bir satın almayı gerçekleştirecek başka şirket yok gibi görünüyor ama bilişim medyasına öykünen birileri de olabilir. Mesela; Rupert Murdoch’un News Corp.’u neden olmasın?

Sonuç olarak; ABD’de hisse alıp satıyorsanız Yahoo hisselerini portföyünüzde bulundurmanızı tavsiye ederim. Kısacası bilişim dünyası bu yılı hep Yahoo kime gelin gidecek tartışması ile geçirecek.

(Bu yazının bir kısmı 17 Şubat 2008 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Microsoft, Yahoo’ya neden teklif etti?

Tüm dünyada yaklaşık altı aydır tartışılan konu; küresel bir ekonomik kriz olacak mı olmayacak mı, olacaksa nasıl bir süreç izleyecek ve etkisinin büyüklüğü ne olacak? Hergün ABD merkezli gelen haberlerle kriz tahminleri revize edilip duruyor. Fakat Şubat ayının ilk günü dünyanın gündemine düşen Microsoft’un Yahoo’ya yaptığı teklif tüm ezberleri bozdu.

Microsoft, Yahoo’ya 44,6 milyar dolar teklif etmişti. Microsoft’un Yahoo’ya bu ilk teklifi değildi ama bu miktar ilkti. Dünya bir an afalladı. Gazeteler ekonomi sayfalarında “FED’in yapamadığını Microsoft yaptı” gibi başlıklar geçmeye başladılar. Öyle ya! Hani ekonomik kiriz geliyordu? Ekonomik kriz geliyor idi ise olması gerekenin çok üstünde yapılan bu teklifte neyin nesi idi? Dünya ekonomisini kurtarma işini ABD hükümeti Microsoft’a mı havale etmişti?

Tabii ki bunların hiçbiri değil. Microsoft tamamen rasyonel bir şirketin yapması gerekenleri yapıyordu. Çünkü kurucusu ve onu bugünlere getiren en önemli aktörlerden olan Bill Gates internet hakkındaki doğru olmayan öngörüleri ve o öngörülerle yapılan yatırımlar Microsoft’a hem zaman hem de para kaybettirmişti. Bu kayıplar doğal olarak internet gibi bir büyük pazarı Google gibi çok genç bir şirkete kaptırmasına yol açmıştı.

Bill Gates bu yılın başında ABD’de yapılan CES’de (Consumer Electronics Show) artık zamanının tamamını kendi ve eşi adına kurduğu vakfa harcamayı planladığını açıklayarak bir nevi emekli oldu. Peki neydi Bill Gates’in internet konusundaki yanlışları. En önemli yanlışı “Microsoft Network” adını verdiği alternatif bir ağla internete rakip olmaya çalışmasıydı. Evet, yanlış okumadınız Bill Gates internete rakip olacak kendi interneti kurmaya çalıştı. Bunu yaparken de güvendiği şey işletim sistemi alanındaki hakimiyeti ve onun içine gömdüğü internette gezinmeyi sağlayan tarayıcı (Internet Explorer) programıydı. Bill Gates’in bu hayali Microsoft’a hem zaman hem para kaybettirdi. İçeriden gelen tepkilere daha fazla dayanamadı ve Microsoft Network çalışmaları MSN’e dönüştürülerek bir nevi zararın neresinden dönülürse kardır mantığı ile hareket edildi.

Microsoft interneti anlamaya ve onunla ilgili planlar yapmaya çalışırken, Stanford Üniversitesinde okuyan 1968 doğumlu Jerry Yang ve 1966 doğumlu David Filo, kendi web sitelerinde beğendikleri internet sitelerinin listesini yayınlıyorlardı. Kendi web siteleri ise okudukları üniversitenin bilgisayarlarında bulunuyordu. 1996 yılında hayata geçen Yahoo kısa zamanda o kadar popüler olur ki kurucuları onu bağımsız bir site ve şirket haline getirmeye karar verirler. Sonrası ise tam bir başarı öyküsü. Daha sonrası ise yaptıkları yanlışlar neticesinde ve rakiplerinin de çoğalması ile doğal olarak Pazar kaybetmeye başlarlar. Yaptıkları yanlışların en başında geleni ziyaretçilerine her şeyi sunmaya çalışmasıydı. Örneğin Yahoo borsa verilerini sunmak için anlaşmalar yapıyorken Google borsa verilerini en iyi sunan siteleri buluyordu. Yahoo e-posta hizmetlerinden para kazanmaya çalışırken Google bedava e-posta dağıtıyordu. Dolayısı ile Yahoo ve benzerleri kaybederken internette Google çağı başlıyordu.

Tekrardan bugüne döndüğümüzde Microsoft’un Google devi karşısında yanına alabileceği tek firmanın Yahoo olduğunu görüyoruz. Dolayısı ile Microsoft’un bu hareketi gayet rasyonel. Gerçi hisse başına 31 dolar teklif ederek yüzde 62 fazla değerleme yapan Microsoft CEO’su Steven A. Ballmer’ın ne kadar rasyonel davrandığı tartışılsa da Yahoo Yönetim Kurulu’na yazdığı mektupta bunun sebebi de gayet iyi anlaşılıyor. Mektupta şöyle diyor: “Pazar sadece bir firma tarafından (Google olduğunu tahmin etmek zor değil) yönlendiriliyor ve yeni satın almalarla yerini iyice güçlendiriyor. Birleşirsek ziyaretçilere, reklam verenlere ve yayıncılara yeni seçenekler sunabiliriz”

(Bu yazının bir kısmı 10 Şubat 2008 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Güvenli internet için ne yapabiliriz?

Son zamanlarda Internet suçlarında ciddi bir artış var. Özellikle de finans konularında işlenen suçlar hızla artıyor.

Peki bu işler nasıl yapılıyor? Kabaca bir sıralama yaparsak ilk sırada hack olayları geliyor. Bu doğal. Çünkü önce insanların bilgileri elde edilecek ki sonra bu bilgiler ışığında diğer işlemler gerçekleştirilebilsin. Hack işleminden sonra artık hedeflenen amaca göre, bankalardan para çalınması, pornografi ya da suça yönelik başka bir saldırı olayı gerçekleşiyor. En çok gündemde olan ise insanların elektronik hesaplarının çalınması, kimlik bilgilerinin çalınarak o kişiymiş gibi davranılıp para alınması ve başkalarına elektronik ileti gönderilmesi. Daha sonra pornografi suçu geliyor. Bu suçların az da olsa terör bacağı da var.

Hack işleminde kullanılan en önemli ara programlardan biri de anında haberleşmeyi sağlayan mesaj programları. Çeşitli mesaj programları var. Fakat ülkemizde en popüler olanı Microsoft’un MSN Messenger’ı. Yani halk arasındaki adıyla eMeSeN. Türkiye 17 milyona yakın MSN Messenger kullanıcı sayısıyla dünyada 3. sırada. Bu rakamın dünya için bile çok büyük olduğunu işin uzmanları söylüyor.

Bu tür programlar vasıtasıyla haberleşenler veya kendilerine arkadaş bulanların oluşturduğu veri trafiğini varın siz hayal edin. Bu programlar dosya transferini de imkan veriyor. İşte bu durum sanal korsanların kullandığı en önemli avantaj. Kendi yazdıkları kişisel bilgi derleyen programcıkları bu yolla veya e-posta yoluyla hedef seçtikleri kullanıcılara gönderiyorlar. Bu programlar hedef bilgisayar ulaştığı zaman görevini eksiksiz bir şekilde yerine getirerek o bilgisayarı kullanan kişinin kişisel bilgilerini sahibine gönderiyor. Böylece hack dediğimiz işlem gerçekleşiyor. Geri kalan işlemler için çok fazla teknik bilgiye zaten ihtiyaç yok.

Bu konuyla ilgili yapılacak en önemli hareketlerden biri, kesinlikle bilgisayarınızda bir Word veya başka bir dokümana unutmamak maksadıyla kişisel bilgilerinizi yazmayın. Neticede her tarafımız parola ve şifre olduğu için bu bilgileri küçük bir kağıda yazıp cüzdanında taşıyan çoktur. Aynı şekilde bir dokumana yazıp bilgisayarında saklayan da bir hayli çok. İşte bu bilgileri saklayan dosya sizin hack edilmeniz için yeterli.

Türkiye’de 7,2 milyon PC bulunduğunu, nüfusa göre yüzde 10’luk penetrasyon olduğunu, Avrupa’daki penetrasyon oranının ise yüzde 45-50’lere geldiğini dikkate alırsak, bizdeki hızlı yükselişin sebeplerini daha iyi görürüz. Bu hızlı yükselişten dolayı bunun önlemini almak zorundayız. Internet güvenliği hepimizin gündeminde ilk sıraya yerleşmeli.

Bunun için yapılması gerekense bir Internet Güvenliği programı kullanmaktır. Lütfen dikkat edin. Antivirüs programı demiyorum. Internet Güvenliği programı diyorum. Çünkü Internet Güvenliği programları içerisinde hem antivirüs hem de Internetten gelebilecek diğer tüm zararlı programcıkları engelleyebilecek güvenlik duvarları var. En iyisi hangisi diye sormayın. Genelde 50 dolar civarında bir fiyata sahip bu programlardan herhangi birini lisanslı kullanırsanız yüzde 90 oranında bir güvenliğe sahip olursunuz. Fakat siz yine de çok özel bilgilerinizi sakın ha bilgisayarınızda bir dosyaya yazmayın. Internet bankacılığını kullanırken de ekranda çıkan sanal klavyeyi mutlaka kullanın.

(Bu yazının bir kısmı 22 Nisan 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

E-posta veya MSN hack’lerseniz kaç yıl hapis yatarsınız?

Son yazımızda e-postanız veya MSN’iniz hack’lendiğinde ne yapacağınızı yazmıştık. Bu yazımızda ise yasal süreçler sonunda suçlu bulunan hacker’ların alması muhtemel cezaları yazacağız. Öncelikle hukukçu olmadığımızı, iktisatçı olduğumuzu belirtelim. Dolayısı ile hukuka çok yabancı olmamakla birlikte çok uzakta da değiliz. Şayet yazımızda bir sürç-i lisan edersek de hem hukukçulardan hem de sizlerden peşinen affımızı dileyelim. Bu yazımı okuyan hukukçu okurlarımızdan ricam şayet yanlışlarımız varsa bize bildirmeleridir.

Bu yazımızdaki amacımız hacker’lığa öykünenlere başlarına neler gelebileceğini anlatmaktır. Hacker’lığı profesyonel olarak yapanlara diyecek bir sözümüz yok.

Aşağıda yazdığımız kanun hükümlerinden bazıları kamu davası bazıları ise takibi şikayete bağlı suç niteliğindedir. Ayrıca bu tespit ettiğim TCK kapsamındaki suçlar haricinde özel kanunlarda belirtilen hükümler de söz konusu olmaktadır.

MSN veya e-posta hack’leme işlemlerine yeni başlayan arkadaşların neden bu işi yaptıklarını sorduğumuzda öncelikle verdikleri cevaplardan çıkan sonuç şu: Hack’ledikleri kişide sıkıntı meydana getirmek ve o kişiyi rahatsız etmek. Bundan tarif edemedikleri bir haz aldıklarını da gizlemiyorlar. Mahkemede bu cevabı verdiklerinde TCK 123. maddesi dikkate alınırsa üç aydan bir yıla kadar hapis cezası alırlar. Fakat bu maddeden önce TCK 243. madde dikkate alınacak ve öncelikle iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile karşı karşıya kalacaklardır. Hack’leme işlemi sonunda hack’lenen kişinin bilgilerinde bir değişiklik veya eksiklik meydana gelmişse ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına dönüşür ve para cezası imkânı ortadan kalkar (m.243/III). Buradan alınan cezaya başta saydığımız 123. maddeden alınan cezada ilave edilir.

Hack’leme işi, hack’lenen kişiyi belli bir davranışa zorlama veya şantaj amacıyla yapılmışsa bu sefer TCK 107. madde de devreye giriyor ve önceki cezaların üstüne bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası da ekleniyor.

Şayet hack’lenen kişi kamu kurumunda çalışıyor ve bu hesabını kurum gereği kullanıyorsa TCK 113. maddenin getirdiği bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası da öncekilere ilave diliyor. Kamu kurumu değilde özel sektörde çalışıyorsa TCK 117. madde devreye girip altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ekleniyor.

Hack’leme işlemi ile o kişinin haberleşmesini engellediğiniz için TCK 124. maddeye göre altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasını da ilave olarak alıyorsunuz. Bunlara bir de haberleşmenin gizliliğini ihlal ettiğiniz için TCK 132. maddeye göre altı aydan iki yıla kadarlık hapis veya adli para cezası da ekleniyor. Bu haberleşme bilgilerini ayrı bir yere kaydettiyseniz yine aynı maddenin devamındaki ibareye göre önceki cezalara ek olarak bir yıldan üç yıla kadar ceza ile karşılaşırsınız.

Bu haberleşme bilgilerini hukuka aykırı olarak ifşa edenlerle MSN konuşmalarını kaydedip başkalarına açıklayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası alırlar (m.124/II). Tabii ki önceki cezalara ek olarak.

E-posta hack’leme özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamına girdiğinden TCK. 134 gereğince altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırma da söz konusudur.

Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına ilişkin belgelerin veri olarak kaydedilmesi de (TCK. 135/I,II) önceki cezalar eklenmek şartı ile altı aydan üç yıla kadar hapsi cezası ile cezalandırılıyor.

Ayrıca kişilere ait bu hesaplar hukuken onların mal varlıkları içerisinde kabul edildiğinden, mal varlığına karşı işlenen suçlar kapsamında TCK 142. madde ve devamında düzenlenen hırsızlık suçu kapsamında ele alınarak 142/I fıkrasının e bendi gereğince üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası alırlar. Tabii ki önceki cezalara ek olarak.

Diğer taraftan, kişilerin internet bankacılığı hizmetleri dolayısıyla kullandığı bilgileri ele geçirenler, bu bilgileri kullanmasalar dahi TCK 245. madde gereğince önceki cezalar ek olarak üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırılırlar.

Şimdi can alıcı noktayı söyleyelim. Bütün bu saydığımız hükümlerden hakkında dava açılmış olan kimse, bu suçu özel bir bilgi ve beceri sayesinde gerçekleştirmiş olduğu için verilecek ceza yarı nispetinde artırılır.

Yaptığım hesaba göre tüm cezaları minimumdan bile alsanız ve yarı nispetinde de artırırsanız ortaya 20 yıla çok yakın bir rakam çıkıyor. İsterseniz bir de siz toplayın. Suçun yapılış şekline göre TCK’da başka maddelerde var. Hacker’lığa öykünen arkadaşlar. Bir kez daha düşünün!

(Bu yazı 9 Nisan 2008 tarihinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish