Tag Archives: ADSL

Nihayet fiyatlar düştü, internetimiz hızlandı

Bilişim 500 toplantısında Türk Telekom Genel Müdürü Dr. Paul Doany gazetecilerle sohbeti esnasında ipuçlarını vermişti. Gazetecilerde bu ipuçlarını gayet iyi değerlendirmişti. Neticesinde toplumda TTNet tarifelerinin ucuzlayacağına dair bir beklenti oluşmuştu. Telekomünikasyon Kurumu’nun onayından sonra yürürlüğe giren yeni tarifeler beklentileri şimdilik karşıladı.

Yeni indirimlerden sonra limitsiz ADSL fiyatlarında yüzde 50’ye varan oranlarda indirimler gerçekleşirken 256 ve 512 kilobitlik tarifeler hayatımızdan çıkarıldı. Yeni tarifenin en büyük yeniliği 1 ve 2 megabit tarifelerin yanına 4 megabit yeni bir tarife seçeneğinin eklenmesi. Böylece; 1 megabit limitsiz ADSL bağlantısı 49, 2 megabit 69, 4 megabit ise 89 YTL’ye son kullanıcıya ulaşır hale getirildi. Limitli paketleri tercih eden müşteriler için de mevcut 1 megabitlik paketlere alternatif olarak 2 kat hızlı, 2 megabit 6 GB lik yeni bir paket 49 YTL’den sunuldu.

Yeni tarifelerle TTNet limitsiz ADSL 4 kat hızlanınca eski abonelerde bir nevi ödüllendirilmiş oldu. 256 kilobit limitsiz tarife mevcut 49 YTL’lik ücretinde herhangi bir artış olmadan 1 megabite çıkarılırken; 512 limitsiz ADSL İnternet bağlantısının hızı 2 megabite getirildi ve aylık ücreti 79 YTL’den 69 YTL’ye indi.

Sizlerden gelen sorular içinde cevabı en çok merak edilenler eski abonelerden kimin nereye transfer olacağı ve yeni tarifelerin ne zaman yürürlüğe gireceği şeklindeydi. Şöyle anlatalım; TTNet müşterilerinin indirimli ücretleri 1 Ağustos 2007 tarihinden itibaren geçerli olmaya başladı. Yeni tarifeler ile paketler arası geçişler ise 6 Ağustos 2007 tarihinde otomatik olarak gerçekleştirildi. 256 kilobit müşterileri 1 megabit limitsiz tarifeye, 512 kilobit müşterileri 2 megabit limitsiz tarifeye ve 1 megabit limitsiz müşterileri ise 4 megabit limitsiz tarifeye transfer olacak. 2 megabit limitsiz müşterileri ise 4 megabit limitsiz tarifeye taşınacak. Aynı şekilde 1 megabit hızında 9 gigabyte limitli paket yine 1 megabit limitsiz pakete otomatik şekilde transfer olacak.

Bu yeni fiyatlar uzunca bir süre kullanıcıları mutlu edecektir. Bu sürenin ne kadar olacağını hep birlikte göreceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 12 Ağustos 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Internette genişbantın neresindeyiz?

Genişbantı kısaca daha hızlı internet erişimi olarak tanımlayabiliriz. ADSL’in ülkemizde yaygınlaşması ile son kullanıcının da etkin bir şekilde kullanmaya başladığı genişbantta ülke olarak ne durumdayız?

Bu sorunun cevabını merak ederken, ağ teknolojileri konusunda uzman ve ürettiği ürünlerle dünya lideri olan Cisco’nun IDC’ye hazırlattığı “Türkiye’de Geniş Bant İnternet Araştırması” isimli çalışma elimize geldi. Türkiye’deki genişbant pazarının boyutlarını ortaya koymak amacıyla ilki Haziran 2006, ikincisi ise Aralık 2006’da gerçekleştirilen Cisco Genişbant Internet Araştırması ile Türkiye’nin genişbant konusundaki resmi çekiliyor. Bu resimde firmaların gerçekçi bir gelecek planı hazırlamalarını kolaylaştırıyor. Segment, bant genişliği, teknoloji platformu, aylık abone ücreti ve abone dağılımına göre ölçülen araştırma her altı ayda bir aynı yöntem kullanılarak yapılıyor.

Ülkemizde genişbant bağlantının çok hızlı bir gelişim gösterdiğini vurgulayan araştırmaya göre Haziran 2006’da genişbant bağlantıların yüzde 96,4’ü 256Kb ve daha düşük bağlantıya sahipken 2006 Aralık’da kullanıcıların yüzde 97,6’sı 512Kb’den daha yüksek hızlarda bağlanmaya başlamış.

Aynı araştırmaya göre kurumsal genişbant bağlantıların yüzde 88.4’ünü küçük işletmeler (1-48 çalışan) tarafından kullanılıyor. Orta boy işletmelerin (50-249 çalışan) oranı yüzde 9,7 ve büyük işletmelerin (250+ çalışan) payı ise yüzde 1,9.

Araştırma ayrıca önümüzdeki yıllarda ülkemizdeki genişbant erişimin nasıl bir evrim geçireceğini de gözler önüne seriyor. Türkiye’nin yeni nesil genişbant erişimi için, çok hızlı, üzerinde interaktif ve ticari televizyon yayıncılığı gerçekleştirilebilecek kapasiteye sahip, evlere kadar uzanan fiber optik yatırımının ve yaygın Metro Ethernet talebinin artacağını gösteriyor. Tüm dünyada hızla yaygınlaşan Metro Ethernet temelli genişbant uygulamalarının önümüzdeki 3-5 yıllık sürede ADSL teknolojisin yerini alması bekleniyor.

Dünyada genişbant ne durumda diye bakacak olursak, önümüze şöyle bir resim çıkıyor. Dünyadaki genişbant abone sayısının 2006 ve 2010 yılları arasında yüzde 16.2 oranında büyüyeceğini gösteriyor. 2006 yılında yaklaşık 310 milyona ulaşan abone sayısının 2010 yılında 560 milyon olması bekleniyor. Bu oranın önümüzdeki yıllarda yükselmesindeki sebepler nelerdir diye bakacak olursak karşımıza iki kriter çıkıyor. Birincisi, genişbant internetin tüm dünya çapında iletişim altyapısının en temel parçası olarak ön plana çıkması. İkincisi ise, toplumların birbirleri ile daha fazla iletişim kurmasında genişbant iletişimin önemli katkısının olması.

(Bu yazının bir kısmı 8 Temmuz 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Telefon bağlatmadan ADSL Hizmeti alabilir miyiz?

En sık karşılaştığım sorulardan biridir. Cevabımda her zaman “alabilmelisiniz” şeklinde olmuştur. Neden “alabilirsiniz” demiyorumda “alabilmelisiniz” diyorum. Çünkü Telekom’un alt yapısı telefon bağlamadan ADSL hizmeti verebilir. Bu yüzden tüketicinin istemesi durumunda sadece ADSL’yi bağlaması gerekiyor. Fakat uygulamada Türk Telekom telefon hattını da zorla veriyor. Bu günlerde yaşanan bir olay bu durumu açıklamak için mükemmel bir örnek. Olayın kahramanı Kocaeli’nde ikamet eden Yunus Abdullahoğlu isimli bir vatandaşımız. Hikayesi şöyle.

Yunus Abdullahoğlu, 2005 yılında ADSL’ye başvurdu. Evine çekilen 1878011035 nolu ADSL hattın yanında 233 45 45 nolu telefon da bağlandı. Telefonu hiç kullanmadan her ay 12 YTL civarında sabit para ödeyen Abdullahoğlu, Türk Telekom Kocaeli Alemdar Şubesi’ne ADSL hattının kalması ve telefon hattının iptal edilmesi için dilekçe verdi. Olumsuz cevap alınca 10 Ocak 2007 tarihinde Kocaeli Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’ne başvurdu. Heyet, yaptığı incelemede 12 Mart tarihinde şu kararı verdi: “Bilirkişinin teknik raporunda Türk Telekom’un altyapısının sabit telefon olmadan da ADSL kullanımına müsait olduğu görülmüştür. Bu yüzden 4077 sayılı kanunun 5’inci maddesi gereğince bir mal veya hizmetin satışı başka bir mal veya hizmetin satın almasına bağlanmayacağından tüketicinin telefon hattının iptali talebinin haklılığına, Türk Telekomu’un hattı iptal etmesine karar vermiştir.”

Bu kararı alan Abdullahoğlu, 04 Mayıs tarihinde heyetten aldığı kararla birlikte Telekom’a tekrar bir dilekçe ile başvurdu. Aradan geçen bugüne kadarki süre içinde henüz bir cevap alamadı. Abdullahoğlu, olumsuz cevap alınması durumunda icra yolu ile tekrar başvuruda bulunacak.

Bizim tahminimiz, Türk Telekom bu konuda direnebileceği kadar direnecek. Çünkü milyonlarca vatandaş (yaklaşık 7 milyon olduğu tahmin ediliyor) hiç telefonunu kullanmasa bile her ay 12 YTL sabit ücreti ödemek zorunda. Böyle bir kaynaktan doğal olarak mahrum kalmak istemeyecektir.

Bu konuda tüketiciler bazı kavram ve kurumları birbirine karıştırmaktadırlar. Şöyle ki; Türk Telekom bildiğimiz gibi ülkemizin telekom şirketi ve mevcut iletişim alt yapısı onun elinde. Bizler evimize veya işyerimize internet bağlatmak için Türk Telekom binasına gider başvurumuzu yaparız. Dolayısı ile Türk Telekom’u muhatap alırız. Oysa kazın ayağı öyle değil. Bizler internet erişimini TTNet’den alıyoruz. TTNet, Türk Telekom tarafından kurulmuş bir servis sağlayıcı. Elinize geçen telefon ve ADSL faturaları şeklen birbirine benzediği için pek dikkat etmemiş olabilirsiniz. Dikkatli bakınca göreceksiniz ki ADSL faturası TTNet diye ayrı bir şirketten geliyor. Yani biz TTNet’ten bir hizmet istiyoruz. Türk Telekom oradan kendi malını da bize satıyor. Bu akla mantığa sığacak bir durum değil.

Şimdi gelelim sorularımıza. Türk Telekom binalarında ADSL başvurusu alan Türk Telekom elamanlarımı yoksa TTNet çalışanları mı? Şayet Türk Telekom TTNet’e böyle bir çalışan hizmeti de veriyorsa diğer servis sağlayıcaların günahı ne? Türk Telekom’un bizlerden aldığı 12 YTL acaba TTNet’e verilen çalışan hizmetinin çaktırmadan tüketiciye yansıtılan bedeli mi? Türk Telekom Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin aldığı bu kararı uygulamaya koyarsa sizce kaç kişi telefon hattını iptal ettirip sadece ADSL hattını kullanır?

(Bu yazının bir kısmı 20 Mayıs 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Nasıl yani?

Önce size okuduğum bir haberi yazmak istiyorum. Haber kelimesi kelimesine şöyle:

“www.youtube.com adresli paylaşım sitesinde Atatürk’e hakaret edilen video görüntülerinin yayımlanmasının ardından, Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Savcısı Nurten Altınok, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne talimat vererek, konuyla ilgili görüntüleri istedi. Görüntüleri inceleyen Savcı Altınok, YouTube’a erişimin nöbetçi mahkemece engellenmesini talep etti.

İstanbul Nöbetçi 1. Sulh Ceza Mahkemesi kararında “Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafının, Türk bayrağı üzerine İngilizce küfür içeren yazılar yazılarak aşağılandığı anlaşıldığından, talebin kabul edildiği” belirtildi.

Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı Paul Doany, ADSL hizmetinde yapacakları indirime ilişkin düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin soruları üzerine, mahkemenin YouTube’a erişimin engellenmesine ilişkin kararının dün akşam kendilerine faks yoluyla iletildiğini söyledi. Doany, ikinci bir karara kadar bu internet sitesi için verilen hizmetin askıya alındığını bildirdi.”

Haber aynen böyle. Yapılan işlemler hukuki olarak doğrudur veya değildir onu tartışamam çünkü ben hukukçu değilim. Fakat yıllardır teknoloji ile uğraşan biri olarak şunları söyleyebilirim. Hukuki olarak alınan ve uygulamaya konulan bu kararın teknolojik olarak geçerliliği olmayacaktır. Dünya genelinde milyarlarla ifade edilen bir internet kullanıcı kitlesi var. Türk Telekom’un ADSL müşteri sayısı 3,2 milyon adet. Kaba bir hesapla Türkiye’de Internet kullananların toplam sayısının 15 ile 20 milyon arasında bir rakam olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısı ile bu kararın uygulanması dünya üzerinde en fazla bu kadar insan üzerinde geçerli olacaktır.

Düşünebiliyor musunuz? Yabancılar ve muhtemelen de Yunanlılar tarafından yapılan bu küfürleri tüm dünya görebiliyorken; yine bu küfürü yapanlar bu siteye rahatça erişip terbiyesizliklerine yenilerini ekleyebiliyorken, küfür edilenler kendi ülkelerinin hukukçularının aldığı bir kararla bu siteye erişemiyor ve savunma veya karşı koyma hakkını kullanamıyor. Sizi bilmem fakat benim aklım almıyor.

Bunun yerine bu tür tekno-hukuki olaylar da şöyle bir yol daha mantıklıdır? Suç unsurunun bulunduğu sitenin sahibine yani You Tube’un sahibine dava açılması daha doğru bir hareket tarzıdır. Sahibinin ülkemizde temsilcisi varsa ona yoksa başka ülkede demeyin gidin orada dava açın. Diğer taraftan uluslar arası hukuk kuralları bu konuları ne kadar kapsar bilmiyorum ama kullanılabilir bir şeyler mutlaka vardır.

Söylediklerimden hareketle You Tube’un sahibi kim sorusunu sorduğumuzda karşımıza çıkan isim Google’dır. Google’ın Türkiye’de ofisi var mı? Tabii ki var. O zaman muhatap belli değil mi? Açarsınız Google’a davayı. Hatta burada açtığınız dava ile yetinmez ABD’de de dava açarsınız. ABD’deki kanunlar ne der bilemem fakat bizim kanunlarımızın ne dediğini tahmin edebilirim.

Bu olay şunu ortaya çıkardı. Bu tür olaylarda çok ciddi hukuki eksiklerimiz var. Devletin ilgili organlarının bu konularda uzman sivil toplum örgütleri ile bir araya gelerek uygun düzenlemeler yapması kaçınılmaz. Bence bu tür olayları “bilişim suçları” başlığına hapsetmek yerine teknolojik suçlar diye daha geniş bir başlığa taşımak çok daha doğru olur.

(Bu yazının bir kısmı 11 Mart 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

2007’de Teknoloji, Medya ve Telekom nasıl şekillenecek? -2

Geçen yazıda başladığımız, Deloitte firmasının, her yıl düzenli olarak hazırladığı “Teknoloji, Medya ve Telekom 2007” raporunu değerlendirmeye devam ediyoruz.

  1. Medya ile bloglar arasındaki ilişki daha da belirginleşecek. Her ne kadar bloglar, medya devlerinin yerini tehdit eden yeni unsurlar olarak tanıtılsa da, durumun böyle olmadığı artık anlaşıldı. Sıradan insanların İnternet ortamında kendi haber ve yorumlarını yayınlamaları medyayı köstkelemek bir yana büyük ölçüde destekliyor. Medya kuruluşları, blogları yeni yetenekleri keşfedebilmek için etkin şekilde kullanabilirler.

  2. Çevresel kaygılar, çeşitli teknolojik ürünlerin tasarımdan üretilmesine, pazarlanmasından dağıtılmasına birçok safahasında kilit önem taşıyacak. Tasarlanan ürün ve hizmetlerin çevre dostu olmasına daha fazla dikkat edilecek. Şirketler enerji tüketiminde daha sorumlu davranarak kendilerini farklılaştıracaklar.

  3. Taşınabilir cihazların satışlarındaki patlama, söz konusu sektörleri bu cihazların depolanabilir enerji kaynaklarını geliştirmeye itiyor. Tek kullanımlık pil pazarının 31 milyar dolar, şarj edilebilir pil pazarının ise 6 milyar dolarlık büyüklüğü dikkate alınırsa, ayrıca her yıl 1 milyar doları aşkın şarj edilebilir pilin yeni cihazlarla birlikte tüketiciye ulaştığını da hesaba katarsak sektörün en önemli önceliğinin ne olduğunu söylemeye gerek kalmaz. Kullanıcılar, şarja ihtiyaç duymadan daha uzun süre kullanılabilen cihazların beklentisi içinde. Lityum-İyon piller de kapasite üst sınıra dayanmış durumda. Farklı enerji kaynaklarına yönelmek kaçınılmaz olacak.

  4. Teknolojik cihazlardaki bir diğer temel sorun da kullanım zorluğu. Dolayısıyla kullanımı basit olan cihazlar daha gözde olacak. Hali hazırda, son satıcılara geri verilen ürünlerin yarıdan fazlası bozuk olduğu için değil, kullanımı karmaşık ve zor olduğu için geri veriliyor. Bir tüketicinin aldığı cihazı öğrenmek için harcadığı süre 20 dakika. Şayet bu süre sonunda aldığı cihazın kullanımını öğrenemediyse, cihazın bozuk olduğunu düşünerek iade ediyor. 2007 yılında en ileri teknolojiye sahip ürünlerden ziyade, kullanımı kolay ürünler ciddi satış başarıları yakalayacak.

  5. 2007 insanın gelişiminde yeni bir dönemin başladığı yıl olabilir. Teknoloji, insan vücüdunun performansında gelişmeler sağlamak için kullanılacak. Örneğin protez teknolojisindeki ilerlemeler, bu protezlere sahip insanların söz konusu organlarının performansını kat be kat artıracak. Dolayısı ile dünyanın en iyi atletlerini geride bırakabilecek. İnsanlar, normalin 200 katı oksijen depolayabilen yapay alyuvarlar sayesinde tüpsüz dalışlar yapabilecekler.

Teknolojinin şu an itibariyle bulunduğu noktadaki resmini tam olarak hayal edebilirsek, tüm bu öngörülerin gerçekleşeceğini de hep birlikte görebiliriz.

Yani 2007 yılı, evrimin evriminin başladığı yıl olacak.

(Bu yazının bir kısmı 28 Ocak 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

2007′de Teknoloji, Medya ve Telekom nasıl şekillenecek?

Araştırma, danışmanlık ve denetleme firması Deloitte, her yıl düzenli olarak hazırladığı “Teknoloji, Medya ve Telekom” raporunun 2007 nüshasını açıkladı. Deloitte, söz konusu raporu dünya çapında teknoloji, medya ve telekom alanında uzmanlaşmış 5 bin iş ortağı ve yöneticiyle görüşmeler yaparak hazırlamış. Rapor oldukça uzun. 10 başlık altında sizin için özetleyelim istedik.

İşte Deloitte raporunda teknoloji, medya ve telekom alanındaki yeni trend öngörüleri:

  1. Herhangi bir bilgisayar gerektirmeden internete doğrudan bağlanan eposta cihazları ve medya oynatıcıları gibi bir dizi küçük, basit ve de ucuz alet internet kullanımında büyüme başlatacak. Bilgisayar kadar karmaşık olmayan internet radyo alıcıları, alışveriş terminalleri, el ansiklopedileri gibi araçlar da üretici firmalarına önemli fırsatlar doğurabilecek.

  2. Kullanımı daha da yaygınlaşacak internetin ne kadar tarafsız olduğu tartışması başlayacak. Tabii ki tartışmanın merkezine internette devlet düzenlemesi oturacak. Bu tartışma tüm ülkelerde yapılacak. Çünkü bu tartışmayı tetikleyen unsur internette sansür değil, bazı internet servis sağlayıcıları ve telekom operatörlerinin kendi sundukları hizmet ve uygulamalara daha hızlı erişilmesini sağlarken, diğer sitelere erişim hızını düşürmek istemeleri olacak. Nitekim geliştirme yatırımları yapılmazsa, erişim hızlarının sürekli arttığı ve fiyatların düştüğü günlerin sonuna yaklaşıldığı herkesçe biliniyor.

  3. 4.5 milyar dolarlık küresel cep melodisi pazarı, dijital müzik pazarından oldukça büyük. Dolayısıyla asıl kar, kolay indirilebilen, en küçük dosyalara ve en küçük bant genişliğine dayanan SMS mesajları ve cep telefonu hizmetlerinden gelecek. Bir karşılaştırma yapacak olursak, tanesi ortalama 20 sent olan SMS mesajlarının 1 megabaytından bin 400 dolar gelir elde ediliyorken, film satışında megabayt başına ancak 13 sent kazanılabiliyor. Şirketlerin bu durumu görüp de bu fırsatı ne kadar değerlendirebileceklerini ise hep birlikte göreceğiz.

  4. İnternet üzerinden film satışlarının da artması bekleniyor. Fakat yüksek görüntü kalitesine sahip bir filmin 2 Mbit/s hızındaki bir ADSL bağlantısıyla indirilmesi bile çok uzun zaman alabiliyor. Dolayısıyla DVD ortamındaki film satışları bir süre daha cazip seçenek olma özelliklerini koruyacak.

  5. Halk arasında “çöpçatan siteler” olarak bilinen sosyal ilişki siteleri üyelerine yeni fırsatlar sunacak. Kullanıcılarına daha fazla mahremiyet için ücretli üyelik önerecekler. Ayrıca pazarlarını büyütmek için bugüne kadar odaklandıkları gençlerden kopmadan daha üst yaş gruplarına yönelecekler. Çünkü üst yaş grupları mahemiyetlerini korumak için ücret ödemeye daha istekli…

Önümüzdeki yazıda medya ile bloglar arasındaki ilişkiyi ve çevrenin teknolojiyi nasıl şekillenmeye zorladığıyla ilgili kısımları değerlendireceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 21 Ocak 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Kotamı istiyorum

Geniş bant bağlantıya olanak veren ADSL’le birlikte internet kullanıcılarının artık daha mutlu oldukları bir gerçek. Bir diğer gerçek ise ülkemizde Türk Telekom tarafından verilen bu hizmetin dünya üzerindeki emsallerine göre pahalı olması. Biz bu konuya başka bir yazımızda değineceğiz. Bu yazımızda üzerinde duracağımız asıl konu “Limitli ADSL” kullanıcılarının kota mağduriyetleri…

Türk Telekom’un ADSL kullanıcıları kabaca ikiye ayrılıyor. Limitsiz kullanıcılar ve limitli kullanıcılar. Limitsiz; adı üstünde her ay sabit bir para ödüyorsunuz sınırsız kullanıyorsunuz. Ayrıca farklı bir ücret ödemiyorsunuz. Limitli kullanıcılarda aynı durum söz konusu olmadığı için kotalarını aşmaları durumunda her MB için 0,01 YTL. ödemek zorunda kalıyorlar. Buna da bir itirazları yok. Çünkü bunu bilerek Limitli abone olmuşlar. Ancak Limitli ADSL kullanıcılarının asıl ağırına giden konu, kotalarını aşmamaları durumunda kullanmadıkları kısmın da kullanılmış gibi kabul edilmesi. Yani 3 GB kotalı bir kullanıcı söz konusu ay içinde 1 GB kullandığında, kullanılmayan kalan 2 GB’lık kısım heba oluyor. Ama söz konusu ay içinde kotasını 1 MB geçse bile bu fazlalığı ödemek zorunda kalıyor. Dolayısı ile tatile falan gittiğinizde Türk Telekom’a haber vermeyi unuttuysanız, faturayı mecburen ödemek zorundasınız. Her ne kadar tüm dünyada eğilim böyle gibi görünse de, birçok büyük şirket müşteri memnuniyeti adına kullanılmayan MB’larınızı bir sonraki ayın hesabına ekliyor. Şöyle bir düşünsenize, kullanmadığımız limitler sonraki aya devrolsa da sörf yapmanın ve bir şeyler indirmenin keyfini rahatça yaşasak olmaz mı? Diyelim daha önce Türk Telekom devletin bir kurumuydu. Bu “kendine yontma mantığı” devletten miras kaldı. Artık bir özel sektör kurumu olan Türk Telekom’un, müşteri memnuniyetini ön planda tutan bir kuruluşa dönüşmesi gerekmiyor mu?

Türkiye’de Ekim 2006 itibariyle 2 milyon 500 bin adet ADSL abonesi bulunuyor. Bu rakamın % 15 kadarı kurumsal aboneler. Tüm uğraşlarımıza rağmen bireysel kullanıcıların ne kadarının limitli abone olduğunu öğrenemedik. Türk Telekom bu konuda bizi bilgilendirirse mutlu oluruz.

Ayrıca aldığımız bir duyumu da buradan sizinle paylaşalım. Önümüzdeki günlerde Türk Telekom ADSL fiyatlarında yeni bir düzenleme yapacak ve bu tabii ki mevcut fiyatları aşağı çekme şeklinde olacak. Daha önceki “fiyat ayarlama”lardan yola çıkarsak, inşallah bu kez gerçek anlamda kullanıcıyı memnun eden sonuçlarla karşılaşabiliriz.

(Bu yazının bir kısmı 3 Aralık 2006 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Neyleyim yeni hizmet / İlle de fiyat, ille de fiyat

Yer: Mecidiyeköy’de NT Kitabevinin önü. Saat 16:00. Görme özürlü biri sırtını vitrine vermiş bekliyor. Belli ki birini bekliyor. Çünkü elinde bir çiçek demeti var. Tanıdığım çiçeklere benzemedikleri için ne olduğunu söyleyemeyeceğim. Bence siz de tahmin yürütmeye kalkmayın çünkü ben sadece gül ve laleyi tanırım. Bu durum tarif edemeyeceğim bir şekilde ilgimi çekti. Neden ve kimi beklediği sorularının cevabını öğrenme isteğim birden tavan yaptı. Hemen mağazaya girdim. İçeriden tam arkasına gelip güya dergilere bakıyormuş gibi yapıp onu gözlemeye başladım.

İçimdeki merak had safhaya çıkmıştı. Söz konusu vatandaş cep telefonu ile konuşmaya başladı. Ne konuştuğunu duyabilmek için cama o kadar sokuldum ki neden sonra bir ara kendimi araba camlarına yapıştırılan Garfield gibi hissettim. Hemen kendimi toparladım. Bir anda aklımdan geçen bir bilgi tanesi, beni, Archimed’in suyun kaldırma kuvvetini bulduğu günden daha fazla sevindirdi. “Yahu adam görmüyor zaten. Ne diye böyle Sherlock Holmes ayaklarına yatıyorum ki?” diye düşünür düşünmez soluğu adamın yanında aldım. Bu dünyada aynı noktada randevu vermiş tek kişi o olamazdı değil mi?

“Tamam Ebru. Sen iyice anladın değil mi olduğum yeri? Seni bekliyorum. Görüşürüz.” Dedikten sonra kapattı telefonu. Konuşmanın başını maalesef kaçırmıştım. Fakat bir bayanı beklediği gün gibi açıktı. Üstelik elinde çiçeklerle. “Eyvah! Gelen bayan ya görebilen birisiyse… Yok canım, dedim ya. Aynı noktada randevu vermişiz. Sakin ol!” demeye kalmadı Murat Muhallebicisi tarafından görme özürlü bir bayanın yaklaştığını fark ettim. Elindeki bastonun yere vururken çıkardığı sesi duymuş olacak ki bizimkinin yüzü o tarafa döndü ve dudaklarından fısıltı halinde bir kelime döküldü: “Ebru!” Alnı terlemeye, bastonu ve çiçekleri tutan elleri titremeye başladı. Nefes alışverişi hızlandı. “Ahhhh! Aşk. İşte bu. Ne güzel duygusun sen.” Diye geçirdim içimden. Ve zaman dondu Mecidiyeköy’ün göbeğinde.

Erkeğin adı: İsmail. Özürlü kadrosunda bir bankada çalışıyor. Bayanın adı: Ebru. O da özürlü kadrosunda bir kamu kurumunda çalışıyor. Her ikisi de aileleriyle ve kardeşleriyle yaşıyor. Birbirlerini MSN Messenger vasıtasıyla bulmuşlar. Her ikisinin de evinde bilgisayar ve ADSL var. Önceleri bu ADSL bağlantısı limitliymiş, fakat tanıştıktan sonra sınırsıza geçmişler. İlk tanışmalar esnasında her ikisine de kardeşleri yardım etmiş. Hala da kardeşleri bilgisayarı açıyor, İnternet’e bağlıyor, bunları karşı karşıya getiriyor sonra da aradan çekiliyorlarmış. Bunlar da saatlerce sesli konuşuyorlarmış. Böylece arkadaşlıkları ilerlemiş. Bu ilk buluşmaları imiş. O yüzden başlangıçta biraz heyecanlıydılar. Fakat geçen süre içinde daha rahat hale geldiler. Bunları nasıl mı öğrendim? Tabii ki tanıştım onlarla. Kendimi tanıttım. Ne düşündüysem onu söyledim. Onlarla bir yarım saat Murat Muhallebicisi’nde beraber oturdum. Sonra da izin alıp ayrıldım. İlk buluşmaları. Yalnız bırakmak lazım değil mi?

Yarım saatlik konuşmamızın en az 20 dakikası Türk Telekom ve ADSL bağlantısı üzerineydi. En çok şikayet ettikleri konu messenger üzerinden görüşmelerde hatların parazitli olması ve seslerin kesik kesik duyulmasıydı. İkinci konu tabii ki ADSL fiyatları. “Her ay bir sürü para ödüyoruz Telekom’a” dedi İsmail. Ben de ona; “Yakında fiyatları düşürmeleri bekleniyor” dediğimde aldığım cevap “Yok be abi, Araplar kondular oluk oluk para getiren şirketin başına. Yapsalardı şimdiye yaparlardı. Ben inanmıyorum fiyatlarda indirim yapacaklarına. Yeni hizmetler ortaya atıp hizmet ve fiyat kalabalığı yapacaklar. Bak gör. Dediydi dersin.”

Bu cevap üzerinde Türk Telekom’un yöneticilerinin bence uzun uzun düşünmesi lazım. Halk yani ticari deyişle tüketici nezdinde nasıl algılandıklarını iyi tahlil etmeliler. Şayet bu ülke için yeni hizmetler planlıyorlarsa halkın önceliklerini dikkate almalılar. Halk, Türk Telekom’dan ilk etapta yeni hizmet beklemiyor. Mevcut hizmetlerin kalitesinin artırılıp fiyatlarının düşürülmesini bekliyor. Düşürülecek bu fiyatlar kullanım süresini uzatacağından aslında Telekom’un hiç bir kaybı olmayacak. Bu sürümden kazanma stratejisi orta ve uzun vadede cirolara da olumlu yansıyacaktır. Ayrıca bir diğer olumlu yönüde düşük fiyat politikasının tüketicide oluşturacağı pozitif etki. Bu pozitif etki yeni sunulacak hizmetlerin daha çabuk kabul görmesini sağlayacaktır. Fakat Türk Telekom cephesine baktığımızda vardığımız sonuçsa yeni bir sürü hizmet geleceği yönünde. Yani İsmail haklı çıkacak gibi. Bizim tavsiyemiz Türk Telekom’un “Kör tuttuğunu öper” misali davranmayı bırakıp bir kez daha düşünmesi.

(Bu yazının bir kısmı PC Magazine dergisinin Temmuz 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Ucuz İnternet hakkımız, söke söke alırız!..

Hiç denk geldiniz mi “Kadrolu Pazar eylemcileri”ne. Yakın arkadaşlarımdan biri olan Cem (bu bizim yayın yönetmenimiz Cem Kıvırcık değil tabii ki…) her Pazar günü Kadıköy’de eyleme katılır. O eyleme katıldıkça ben de ona kinayeli kinayeli takılırım. “Bugün polislerin formları nasıldı?” “Polis seni coplarken neler hissettin?” “Acı var mı, acı?”… gibi.

Cem, bilgisayarla da ilgili biridir. Kendi bilgisayarını rahatça formatlayıp istediği yazılımları kurabilecek kadar aşinadır bilgisayar teknolojisine. Zaman zaman elinde bilgisayar dergisi de gördüğüm olmuştur. Bilişim teknolojilerine olan bu ilgisi hoşuma gitmesine rağmen kendisine hiç belli etmedim. Nedendir bilmiyorum.

Bir cumartesi günü tesadüfen birkaç arkadaş bir arada iken takılmadan duramadım kendisine. “Anarşist kardeş! Yarın Pazar. Dayak konunuz nedir?” diye sordum. “Amerika’nın Irak’ı işgalini protesto edeceğiz” dedi. “Amerika’nın da çok umurundaydı” diye karşılık verip devam ettim, “Yahu kardeşim bir günde şu ülkeye faydalı bir şey yapın. ADSL üzerinden İnternet’e erişim çok pahalı. Bir gün de bunun eylemini yapın.” Beklemediğim bir cevapla karşılaştım: “Biz 40 kişilik bir grubuz. Arkadaşlara söyleyeyim. Uygun görürlerse İnternet için de dayak yeriz.” demez mi? Ben donakaldım. Beklemediğim bir cevaptı. Sadece “Büyüksün be anarşist kardeş” diyebildim.

Kadıköy’de bir öğleden sonra. Önünden geçtiğim büfeden gelen sosis kokuları açlığımı hatırlattı bana. Sosisli almak için büfeye yöneldim. Bir sosisli istedim. Genelde güneydoğulu kadınların başlarını bağladığı gibi başı bağlı, eşarbın üstüne, başka bir eşarbı yuvarlayıp ip haline getirerek alnından dolayarak arkadan bağlamış (Rambo’nun alnına kurdela bağladığı gibi…) bir kadın vardı büfede… Kadın benim siparişimi hazırlarken “Yoğ, yoğğğ. Bu yeni A-De-Se-Le’den heç memmun degilem.” diye bir cümle sarfetti. Bir an afalladım. Fakat büfenin içinde biraz arka planda oturan gençten bir delikanlıyı görünce daha önce başlayan bir konuşmanın ortasına düştüğümü fark ettim. Delikanlı “Niyeki ne? Hızın 512 oldu. Nesini sevmedin?” diye bir cevap verdiğinde kadın sosisliyi bana uzatırken hiç beklemeden “Nesini seveyim ki? Hem pahalı, hem gotalı, hemi de dendigi kadar hızlı degil.” dedi. Delikanlı bunun üzerine “Gotalı tamam, pahalı tamam da, hızını nası ölçtün ki?” dediğinde kadın paramın üzerini bana uzatırken yine beklemeden “Çetim heç hızlanmadı.” dedi. Ben koptum. Ayıp olmasın diye hemen arkamı dönüp gülmemek için dişlerimi sıkarak uzaklaştım.

Ülkemizdeki İnternet erişiminin bir numaralı kaynağı olan Türk Telekom geçtiğimiz yıl özelleşti. Türk Telekom’un yeni hali biz bilişimcileri mutlu etse de beklentilerimiz hala karşılanmadığı için hayal kırıklığına doğru yol almaktayız. Bu beklentilerimizden en önemlisi olan daha ucuz İnternet erişimi konusunda henüz bir gelişme yok. Türk Telekom’un yeni Genel Müdürü Paul Doany’nin İnternet’i ucuzlatacaklarından bahsetmesine rağmen şu ana kadar somut bir sonucun olmaması hayal kırıklığımızı artırıyor. Bugünkü fiyatlara rağmen ADSL abone sayısının 2 milyona dayandığını dikkate aldığımızda, söz konusu rakamın daha yukarılara tırmanmasının önündeki tek engelin bu fiyatlar olduğu açıkça anlaşılıyor.

ADSL sayısının artırılması için gerekli alt yapının kurulması konusunda Türk Telekom’un yeni yönetiminin parasal bir problemi olduğunu sanmıyorum. Ayrıca, Telekom’u alan büyük ortak, yeni yatırımlar için para koymasa bile Türk Telekom’un mali yapısı her türlü yatırımı yapmaya yetecek kadar güçlü. Yeni yönetimin yaptığı ilk icraatlardan biri ADSL hattınızın daha çabuk kesilmesi oldu. Daha önceleri iki fatura ödemediğiniz takdirde üçüncü faturanız düzenlenince hattınız kesiliyordu. Şimdi ise ilkini ödemediğiniz takdirde ikinci faturanın düzenlenmesinin hemen ertesinde ADSL hattınız kesiliyor. Kaba bir hesapla Türk Telekom her ay sadece ADSL’den 100 milyon YTL’ye yakın (eski para ile 100 trilyon TL) bir gelir elde ediyor. Hadi insaflı davranalım. Limitli kullananlar ile artık kullanmayanları da dikkate alalım. O zaman bile bu rakam 50 milyon YTL’nin altına inmiyor. Varın yıllık gelirini siz hesaplayın.

Cem gibi bu dünyanın her konusuna duyarlı arkadaşların bir an önce İnternet konusuna da el atmasını dört gözle bekliyorum. Bir Pazar günü Kadıköy meydanında eylemcilerin şu sloganları atıp dövizler taşıdıklarını bir hayal etsenize…

“Ucuz internet hakkımız, söke söke alırız!..”
“Telekom şaşırma, sabrımızı taşırma…”
“Vur vur inlesin, Telekom dinlesin…”
“Telekom Telekom duy sesimizi, bu gelen halkın ayak sesleri…”
“İnternet hızın düşük dediler, kız vermediler…”
“İnterneti ucuz istemek suç ise, cezamı idam isterim…”
“Hızlanmayan İnternet olmaz / Yatırım için niyet gerek
Ödenmeyen fatura olmaz / İstemeye yüz gerek”

Ucuz internet erişimi konusunda önümüzde maalesef tek seçenek var. Hemen bir Türk Telekom çalışanı olmak. Çünkü 2 Mbps’lik erişim Telekom çalışanlarına aylık 30 YTL. Bize ise 238,66 YTL. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Ümit ederim Türk Telekom yetkilileri internetin ucuzlaması konusundaki niyetlerini bir an önce eyleme geçirirler de, bizler “Bilişim Anarşisti” olmak zorunda kalmayız.

(Bu yazının bir kısmı PC Magazine dergisinin Haziran 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Kablosuz internet ne kadar güvenli?

Bilişim teknolojisini geliştirenlerin bu çalışmaları sırasında sürekli dikkate aldıkları bir nokta da geliştirdikleri ürünlerde kablo bağımlılığını en aza indirmek. Bu konuda en hızlı yol alanlar ise tabii ki dizüstüler. Günümüzde satılan dizüstülerin büyük bir bölümü artık kablosuz ağ desteği ile geliyor. Hele bir de kablosuz ADSL modeminiz varsa sizden şanslısı yok. Bir masaya bağlı kalmadan oldukça geniş bir alanda istediğiniz pozisyonda çalışabilirsiniz. Buraya kadar her şey çok güzel… Güzel olmayansa bu kablosuz internet erişiminizi komşunuzun da kullanıyor olma ihtimali. Böyle bir ihtimal hiç aklınıza gelmedi mi yoksa?

Bu ihtimali ortadan kaldırmakta aslında çok kolay… Nasıl yapacağınız zaten modeminizle gelen ve genellikle Türkçe olan kullanma kılavuzunda yazıyor. Yani sizi çok fazla zorlamayacak bir işlem. Yine de halledemezseniz profesyonel bir yardım alabilirsiniz. İşlem kısaca iki adımdan oluşuyor. Birincisi Kablosuz ADSL’inizi kurduktan sonra onun arabirimine girip kendi ağınızı oluşturuyorsunuz. İkinci adımda ise bir şifre belirliyorsunuz. Böylece komşunuz sizin kablosuz ağınız olduğunu biliyor ama kullanamıyor.

Tabii ki evden bağlanıyor da olsanız kablosuz bağlantıyı kullanan bilgisayarınızda gerek anti virüs gerekse internet güvenliği programlarını bulundurmanızda fayda var. Bunların üstünde durmuyorum. Çünkü bunlar artık birer zorunluluk.

Diğer taraftan kafeteryalar, üniversiteler, lokantalar, hava alanları, alışveriş merkezleri gibi insanların yoğun olarak bulunduğu yerlerde kablosuz internet hizmetinin de olması da artık bir gereklilik oldu. Buralarda internete bağlanırken güvenli bağlantı için şart olanları yukarıda belirttim. Internet güvenliği ve anti virüs programlarınız varsa buralarda korkmadan bağlanabilirsiniz.

Eğer dizüstünüz eski bir modelse kablosuz ağ desteği olmayabilir. Bu durumda bir tane kablosuz ağ kartı (WNIC – Wireless Network Interface Card) alarak dizüstü bilgisayarınıza takmanız yeterli. Bu kartların PCMCI girişine takılanları olduğu gibi USB girişine takılabilen değişik modelleri de bulunuyor.

(Bu yazının bir kısmı 20 Kasım 2006 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish