Tag Archives: IBM

Amerika’da en etkin teknolojik Türk

ABD’de yayımlanan Turks of America (TAO) Dergisi tarafından hazırlanan “Amerika’nın En Etkin 50 Türk’ü” listesine girenler için New York’ta tören düzenlendi. Siber güvenlikte dünyanın lider markalarından COMODO’nun kurucusu ve CEO’su Melih Abdulhayoğlu altıncı olduğu listede, Dr. Mehmet Öz ve Muhtar Kent ilk iki sırada yer aldı.

DEVAMINI OKU

FutureIT 2017

6 Aralık 2017 tarihinde ülkemizde gördüğüm en büyük etkinliklerden biri yapıldı. Geç de olsa bu önemli etkinliği atlamak istemedim. Çünkü, tüm BT sektörünün karar vericileri ve kanal iş ortakları bir araya gelmişti. “Teknolojinin Gücüyle Dünyaya Bağlanın” temasıyla hazırlanan Tech Data FutureIT, BT sektörünün yeni ihtiyaçlara göre şekillenen yapısını, küresel bazda önde gelen teknoloji şirketlerinin penceresinden görebilme imkanını sundu. Aslında temasını belki de “Teknolojinin Gücüyle Dünyaya Bağlanan Türkiye” şeklinde söylemek daha doğru olurdu.

DEVAMINI OKU

Büyük Veri ve Türkiye

Bugünlerde bilişim sektöründe en çok konuşulan konuların başında “Büyük Veri- “Big Data” geliyor. Gelişen teknolojiler ile birlikte veri, devasa denilebilecek boyutlara ulaştı ve hızla artmaya devam ediyor. Bu artışın kaynağı sadece kurumlar değil, bizler de bireysel olarak yazdıklarımızla, sosyal medyalara aktardığımız videolar, içerikler, birbirimize ilettiğimiz fotoğraflarla bu yelpazede bir şekilde yer alıyoruz.

IDC verilerine göre, 2005 yılından 2020 yılına kadar verinin küresel hacmi 130 Exabyte’tan 40 trilyon Exabyte’a çıkacakmış. Hiç şüphesiz veri artışında internet erişimine sahip cihaz sayısının da büyük bir etkisi var. Morgan Stanley analistleri, 2020 yılında 75 milyar cihazın internete bağlı olacağını belirtiyorlar. Burada söz konusu olan sadece akıllı telefonlar ve tabletler değil, veri aktarma işini gerçekleştirebilecek sensörler benzeri tüm cihazlar bu sürece dahil.

Bu kadar yüksek miktarda verinin toplanması, basitçe sunucu sayısının artması dışında da anlamlar taşıyor.   Eskiye oranla BT’ye artık daha fazla kaynak ayırmak durumunda kalan firmalar yeni teknolojileri takip etmek zorundalar. Dolayısıyla bulut teknolojilerine, veri merkezlerine, veri depolama cihazlarına yatırım yapıyorlar. Firmalar ve son kullanıcı olarak bizler, verilerimizi arşivliyor, artan verilerimizi depolamak için yenilikçi ürün arayışlarına giriyoruz. Dolayısıyla veri depolamanın daha kritik bir sürece dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Tersine, bu alanın pek çok üreticisi ve satıcısı da pazarda yer almak ya da durumunu güçlendirmek için yarışıyor. Ülkemize baktığımızda eskiden beri var olan IBM gibi firmalar dışında çok yeni firmalar görüyoruz. Mesela  NAS (Network Attached Storage-Ağa Bağlı Depolama) alanında Türkiye’ye yatırım yapmaya karar verdiğini bu hafta açıklayan Tayvan kökenli Synology. Her sektörden tüm ölçekteki kurumlar ve son kullanıcılar için verimli ve ideal özelliklere sahip olduğunu açıkladıkları ürünlerini Türkiye pazarına sunmak için Ürün Müdürü Volkan Yiğit’i bu operasyonun başına getirmiş.

Bu bağlamda büyük veriden yola çıkarak veri depolama süreçlerinin önem kazanacağını, ülkemizin de bu alanda önemli bir pazar olduğu için yatırım çekeceğini düşünüyorum. Tıpkı iletişim yazılımları ve servisleri sunan şirketlerinden biri olan Unify’ın Türkiye’ye yatırım yapması gibi. Eski Unify Türkiye Ülke Müdürü Ahmet Gül, Unify EMEA Bölgesi Indirekt Kanal Direktörü olurken, Türkiye Ülke Müdürlüğü görevini Erda Tütüncüoğlu’na emanet etti. Ülkemize küresel ölçekte yapılan yatırımların, buradaki işbirliklerinin, distribütörlük anlaşmalarının önemli olduğunu söyleyebilirim. En büyük artısı ise şüphe yok ki istihdama olan katkılar.

Bu iki örnekte göreceğiniz üzere büyük veri Türk pazarının cazibesini arttırdı. Ama bu alandaki risklere de dikkat etmek lazım. Eskinin bilişim devlerinin bugünlerde nal topladıklarını görüyoruz. Örneğin IBM’in başına gelenler. 2012’de CIA’in açtığı bulut ihalesini, üçte bir daha ucuz fiyat verdiği halde Amazon’a kaybeden IBM, olayı takip ediyor ama sonuç değişmiyor. Çünkü tüm sektör öğreniyor ki, IBM’in bulut teknolojisini CIA “yüksek riskli” olarak değerlendirdiği için ucuz olduğu halde almamış. Etkileşimin sadece Twitter’da olmadığı bir gerçek…

Tüm bu gelişmeler ışığında konuyu şuraya getirmek istiyorum. Genç ve dinamik nüfusumuz, kesişim noktalarında bulunan coğrafyamız, Ar-Ge çalışmalarımız ve yetişmiş insan gücümüzle bizim de çok büyük bir pasta olan bilişim pastasından payımızı almamız gerekiyor. Bu, biraz da süreç işi ama bu konuda ne kadar erken yol alınırsa o kadar iyi olacaktır. Gerçek dünyamızda güzel sözlerimiz vardır; “ Etme bulma dünyası” veya “Ne ekersen onu biçersin” gibi. Bu sözler dijital köyde de aynen geçerli. Unutmayın Siber dünya da yaptıklarımızın karşılığını anında verecektir.

(Bu yazının bir kısmı 1 Haziran 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Ne oldu bu Mavi Dev’e (IBM)?

Geçtiğimiz hafta okuduğum bir haber beni çok şaşırttı. IBM Avustralya’da 1,2 milyar dolarlık zarara yol açtığı ve etik davranmadığı  gerekçeleriyle ihalelerden yasaklanmış. Şaşırttı  dediysem de geçmişi hatırladığım için böyle diyorum, aslında şaşıracak bir durum yok. Son yıllardaki gidişata bakın, bu zaten gözüküyor.

IBM’e kendi ülkesinde Big Blue (mavi dev) derler. Haklı bir tabirdi çünkü bir dönem dünyanın bilgi işlem sektörünü  sırtında taşımış bir firmaydı. Hatta 90’ların başında kendi markalarından AS400 için ayrı bir firma olsaydı, IBM’in arkasından 2. sırada olurdu diyorlardı. O kadar pazarı silip süpürüyordu.

Ama sonra olanlar oldu. Açıkçası teknoloji, IBM’in kurucusu Thomas J. Watson’ın 1943 yılındaki “dünya’da gelecekte sadece 3-5 bilgisayar olur” öngörüsünün aksine bir devinim gösterdi. Önce Microsoft dünyamızı değiştirdi. Evlerimize girmeye başlayan bilgisayar kavramına “kullanılabilirlik” ve “birbirine bağlanabilirlik” sağladı. Dünya PC dünyası haline döndü. Üzerine internet tuzu biberi ekti. Büyük büyük sunucuları iyice bıraktık.

Arkasından da cep telefonlarından evrilen akıllı telefonlar ve mobil haberleşme dünyayı temelinden değiştirdi.

Bu değişimi zamanında algılayamayan bir zamanların devleri olan firmalar birer ikişer hasar almaya başladılar. Örneğin Nortel, Alcatel, bugünlerde HP, Nokia ve hatta Microsoft. Hepsi dünyanın değişim hızını tam yakalayamamaktan kaynaklı sıkıntılar yaşadılar ya da hâlâ yaşıyorlar. Dev haline gelindiğinde anlaşılan, yenilik arama duruyor, arkadan gelenler küçümseniyor ve ün sarhoşluğu ile gelişmeler yakalanamıyor. Bu bir vizyon meselesi tabi ki..

Ama IBM örneğine baktığımızda farklı bir boyut da göze çarpıyor.  IBM sadece üretici tarafta değil, hizmet tarafında da çalışan bir firma. Özellikle pek çok dünya devinin bilgi işlem departmanlarını dışarıdan hizmet şeklinde yönetiyordu. Yani “malı bir kere sattım” dışında, “proje yapmak” ya da “yönetmek” ile de para kazanıyordu. Bu noktada belirtelim; hizmet söz konusu olunca, insan kaynakları önem kazanıyor. Ama bir zamanlar “en çok çalışılmak istenen firma” listelerindeyken, IBM’in bugün elemanlarının güvenemediği bir firmaya dönüştüğü konuşuluyor. Ülkemiz de dahil pek çok ülkede bu nedenle insan kaynakları konusunda önemli sorunlarla boğuştu ve halen boğuşuyor.

Böyle olunca da, proje bir şekilde satılıyor ama sonrası  soru işareti. IBM Türkiye’nin 2009 yılında yaşadığı İş Bankası skandalı böyle bir konu. 170 milyon dolarlarda başlayan proje, 220 milyon dolarlara taşınmış ve sonuçta 1 yıl sonra projenin yarısına bile gelinememişken IBM ile sözleşme durdurulmuştu. Gerçi İş Bankası IBM ile çalışmaya devam ediyoruz diyor (herhalde gocunacakları bir şeyler var) ama devam eden bu proje değil, bakım anlaşmalarıydı. İş Bankası daha sonra bu projeyi kendi kaynakları ile üstlendi.

IBM’in proje sorunları konusu, sadece ülkemizde değil, başka yerlerde de bahsediliyor. Örneğin; bu haftanın haberi (ki bu yazıyı  yazmayı düşünememe neden oldu) Avustralya’da IBM’in devlet ihalelerinden yasaklandığı duyuldu. Etik davranmaması ve de devleti 1,2 milyar dolar zarara uğrattığı belirtildi.

IBM, bizim ülkemizde etik mi? Son 10 yıldır IBM’in ülkemizde ne kadar vergi verdiğini biliyor muyuz? Bildiğimiz, IBM’in Türkiye’de zararda olduğundan dolayı vergi vermediği. Çünkü IBM, birisi İtalya’da ve diğeri Türkiye’de olmak üzere iki ayrı ticari hesap üzerinden işlerini yürütüyor.  Türkiye’deki hesap operasyonel maliyetlerden dolayı zarar iken İtalya hesabı bilemediğimiz bir oranda kârdaki Türkiye’den ayrılmıyor. Başka bir değişle Türkiye’de ödenmesi gereken vergi İtalya’ya ödeniyor. Yasal mı? Evet. Etik mi? Yorum yok!

Konuyu daha fazla dağıtmadan devam edelim. İki ay önce de IBM’in kendi ülkesinde, CIA’in bir projesi için IBM’i seçmediği haberlere yansıdı. CIA konunun parayla ilgisi olmadığını, Amazon’u seçtiğini çünkü teknik olarak daha üstün bulduğunu açıklayıverdi. IBM ya da diğer dünya devleri, o kadar büyüyorlar ki, manevra kabiliyetleri düşüyor. Başlarına da vizyonu zayıf birileri gelmişse, vay şirketin haline. Devlerin kârlılığı azalınca ilk yapılan iş, mevcut personeli azaltmak oluyor. Teknolojideki ivmenin başlangıcını 2000’ler olarak düşünürsek; bu tarihten sonra devlerin çıkardığı eleman sayılarına baktığımızda saptamanın ne kadar doğru olduğunu görürüz.

Nitekim haberlere bakın sadece son bir ayda Kuzey Amerika’da 5000’e yakın IBM elemanının işten çıkarılmakta olduğu yazılıyor.

Sektörden birisine “ne olacak bu IBM’in hali” dedim; “eleman sorunları projelere yansıyor, projelerin iptali ise eleman çıkartmalara”  diye cevapladı. Yani tam bir kısır döngü.

Sanırım, devlerin de bir ömrü var ve kendisini zamana adapte edemeyenlerin “Devler liginden bir alt lige” inmesi kaçınılmaz.

(Bu yazının bir kısmı 25 Ağustos 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim yatırımında yeni eğilimler

Bilişimde eğilimler yani moda deyimi ile trend, satın alma yerine kiralamaya doğru yön değiştiriyor. “Bulut bilişim” başlığı altında değerlendirilen bu model ile hem bireyler, hem de şirketler İnternet üzerinden çok ucuza bir bilgi işlem altyapısı kiralayabiliyor. Bulut bilişim, maliyet avantajının yanı sıra, kapasite esnekliği sağlıyor ve karmaşık bilişim sistemlerine ihtiyaç bırakmayarak operasyonel yükü de hafifletiyor.

İnternet olan her yerden kendi kiralık alanınız bulunan dev sunuculara bağlanarak burada tutulan verilerinize erişebiliyor, ortaklaşa ve uzaktan yazılım kullanabiliyorsunuz. Böylelikle sunucu alımı, yazılım kurulumu, güncelleme, yedekleme gibi birçok maliyet ortadan kalkıyor. Kullandığınız kadarını ödüyorsunuz. İsterseniz ADSL ya da elektrik faturası gibi aylık ödeme yapıyorsunuz.

Bu yöntem ile Türkiye’de kopya yazılım kullanan milyonlarca küçük ölçekli girişimciye de önemli bir fırsat tanınıyor. Bulut bilişim kapsamında “yazılımın kiralanması”, İngilizce’deki “Software as a Service” tanımından “SaaS” olarak kısaltılmış. SaaS, yazılımı lisanslı ve güvenli şekilde kullanmanın en uygun maliyetli yolu olarak görünüyor. Son birkaç yıldır da oldukça rağbet görüyor.

Bulut pazarında kullanıcıların yüzde 60’ı şimdilik Amerika’daysa da, Türkiye’de de bu yöntemle erişilebilen uygulamaların sayısı hızla artıyor. Öte yandan 10 yıl içinde tüm şirketlerin kiralanabilen yazılım modeline geçeceklerini beklemek de yanlış olur. Çünkü kiralama yönteminin de, satın alma yönteminin de kendilerine göre farklı avantajları var. Bunları şirketlerin ihtiyaçlarıyla karşılaştırıp karar vermek gerekiyor. Tıpkı bir araba satın almak yerine taksi kullanmak gibi! Nasıl ki kendi arabanız olmasının farklı, yolu çok iyi bilen bir şoförün kullandığı taksiye binmenin farklı avantajları varsa, yazılımın kiralanmasında da durum böyle. Yani işletmenizin teknoloji ihtiyacını bu yöntemle karşılamayı düşünüyorsanız çok iyi bir fayda/maliyet analizi yapmanız gerekiyor.

Ülkemizde bu konuda örnekler var mı diye baktığımızda karşımıza birkaç örnek çıktı. Fakat bunlar içinde en dikkat çekici olanı NetLite.Net idi. IBM ile Netsis’in iş birliği ile ortaya çıkan çözüm, küçük ölçekli işletmelerin mali süreçlerini takip edebilecekleri bir bilişim alt yapısına ayda yalnızca 27 TL ödeyerek sahip olabilmesini sağlıyor. Çözüm, Netsis’in SaaS modeline yaptığı toplam 7 milyon TL’lik ar-ge yatırımının ilk ürünü oldu. Çalışmalarda 120 Türk mühendis görev aldı. Netsis, bu alanda TÜBİTAK’ın da desteğiyle ar-ge çalışmalarını sürdürüyor ve yakında orta ölçekli işletmelere de kiralanabilen çözümler sunmayı hedefliyor.

Yazılım işiyle uğraşan firmalar tavsiyem bu iş modeline burun kıvırmasınlar. İyice bir incelesinler. Çünkü Gartner’ın verilerine göre; yazılım servisi (SaaS), platform servisi (PaaS) ve altyapı servisi (IaaS) bileşenlerinden oluşan bulut bilişimde, 2014 yılında pazar 148 milyar dolara çıkacak. Bu rakam sizce küçük bir rakam mı?

Benim tahminim bu iş modeli 2014’ten sonra son kullanıcıya da inecektir. İnmeli de. Ülkemizdeki işletim sistemi savurganlığını bir düşünsenize. Son kullanıcının satın aldığı bir bilgisayar ile birlikte gelen işletim sistemi tüketicideki yanlış algı yüzünden yine o bilgisayarın hurdaya çıkması ile birlikte hurdaya çıkıyor. Yani bozulması mümkün olmayan bir yazılımı da çöpe atıyorsunuz. Oysa işletim sistemleri de kiralanabilse ne kadarlık bir kaynak heba olmaktan kurtarılır varın siz hesaplayın.

Kısacası bulut, dünyada tüm  şirketlerin ihtiyacına yanıt verebilen dev bir makina olmaya doğru gidiyor…

(Bu yazının bir kısmı 12 Haziran 2011 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

IBM’de neler oluyor?

IBM’i eminim hepiniz biliyorsunuz. Ne zaman kurulduğunu, hangi evrelerden geçtiği ve şimdilerde ne iş yaptığını sizlere yazacak değilim. Fakat şu bir gerçek ki bilişim sektörünün doğuşundan günümüze kadar geçen tüm zamanlara tanıklık etmiş bir firma.

IBM, iki özelliğinden dolayı bende ayrıcalıklı bir yere sahip. Bunlardan ilki, tam 70 yıl önce ülkemize gelerek yatırım yapması ve IBM Türk’ü kurması. Bu özelliği onu, yabancı kökenli firmalar arasında ayrıcalıklı bir yere koyuyor. İkinci olarak ülkemizin bilişim sektörü (sektörün bilişim olarak henüz adlandırılmadığı zamanlarda) ile tanışmasında öncü olması.

Fakat son zamanlarda IBM Türk’le ilgili aldığım bilgiler bu firmanın imajına yakışmıyor. Öğrendiğime göre bu firma şu sıralar iki problemle uğraşıyor. İlki sendika problemi. Çalışanlarının sendikası ile IBM Türk yönetimi arasında süren muhatap alınma konusu. Sendika konusu hakkında bildiğim tek şey, çalışanların ne kadar örgütlenme hakkı varsa, işverenin de o kadar söz konusu örgütlenmeyi muhatap almama hakkı var. Şayet bu bilgim yanlışsa doğrusunu bana yazacağınızdan eminim.

Gelelim ikinci ve benim daha önemli gördüğüm probleme… IBM, ülkemizdeki çalışanlarının ilave emeklilik haklarını iptal etmeye çalışıyor. İlave emeklilik hakkı, IBM’in ve benzer küresel firmaların çalışanlarına tanıdığı özel bir uygulama. Bir bakıma bizdeki bireysel emeklilik fonu. Tek farkı bu işi firmanın yapması. Firma çalışanının maaşından her ay küçük bir miktar keserek bir fon oluşturuyor.

Çalışanı emekli olunca da o fondan ekstra toplu bir para veriyor veya aylık ekstra ödemeler yapıyor. Bir bakıma o firmadan emekli olan, emekli olduktan sonra da sanki firmadan maaş alıyormuş gibi oluyor. IBM’de bu uygulama, çalışanlarının 20 yılı doldurması ve 60 yaşını geçmesi sonrası işlemeye başlıyor. IBM Türk ise şimdilerde çalışanlarının bu ilave emeklilik haklarının iptal etmeye çalışıyor. Bu operasyon gerçekleşirse, tam miktar bilinmemekle birlikte 100-120 milyon dolar civarında olduğu tahmin edilen para bir kalemde ülkemizden uçacak. Gideceği yer de belli: Amerikalı hissedarların cebine aktarılacak…

Bu konu iki açıdan önemli. Birincisi, ülkemizden dolaylı sermaye çıkışı gerçekleşecek. “30 milyar doların çıktığı bir zamanda 100 milyon doların lafı mı olur” demeyin. Dünyada ekonomik krizin olduğu şu günlerde 1 dolar bile ülkemiz için çok önemli. Normal zamanlarda belki üstünde çok durmayacağımız bu miktarın böyle bir zamanda çıkmaması lazım.

İkinci olarak, şayet IBM bu operasyonda başarılı olursa arkasından diğer küresel firmaların aynı uygulamaya gitmeyeceğini kim garanti edebilir? Yarın bir gün diğer çok uluslu şirketleri kim durduracak? Bahsettiğim bu konular hangi kamu kurumlarının ilgi alanına giriyorsa, eminim yabancı firmaların bu tür girişimlerine kayıtsız kalmayacaklardır.

(Bu yazının bir kısmı 2 Kasım 2008 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

IBM’de neler oluyor?

Sendika, toplu sözleşme, grev kelimeleri nerdeyse 30 yıldır gündemimizde önemli bir yere sahip değil. Hem zaten bilişim alanında bu kelimelerin telaffuz edildiğini fazla duymuş da değildik.

DEVAMINI OKU
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish