Microsoft, Yahoo’yu niçin istedi ve neden reddedildi?

Microsoft tamamen rasyonel bir şirketin yapması gerekenleri yapıyordu ve 1 Şubat günü Yahoo’yu satın almak için 44,6 milyar dolar teklif ediyordu. Çünkü kurucusu ve onu bugünlere getiren en önemli aktörlerden olan Bill Gates internet hakkındaki doğru olmayan öngörüleri ve o öngörülerle yapılan yatırımlar Microsoft’a hem zaman hem de para kaybettirmişti. Bill Gates’de hata yapar mıymış demeyin. Çok ciddi hatalar yaptı ve hatalarının sebep olduğu kayıplar doğal olarak internet gibi bir büyük pazarı, Google gibi çok genç bir şirkete kaptırmasına yol açtı. En önemli yanlışı “Microsoft Network” adını verdiği alternatif bir ağla internete rakip olmaya çalışmasıydı. Evet, yanlış okumadınız Bill Gates internete rakip olacak kendi interneti kurmaya çalıştı. Bunun Microsoft’a maliyetini tahmin edemezsiniz. Sonrasın da Bill Gates içeriden gelen tepkilere daha fazla dayanamadı ve istemeyerek de olsa Microsoft Network çalışmalarının MSN’e dönüştürülmesini kabul etti. Bir nevi zararın neresinden dönülürse kardır mantığı ile hareket edildi.

Microsoft interneti anlamaya ve onunla ilgili planlar yapmaya çalışırken, Stanford Üniversitesinde okuyan 1968 doğumlu Jerry Yang ve 1966 doğumlu David Filo, kendi web sitelerinde beğendikleri internet sitelerinin listesini yayınlıyorlardı. 1996’da kurumsallaştılar ve sonrası ise tam bir başarı öyküsü. Daha sonrası ise yaptıkları yanlışlar neticesinde ve rakiplerinin de çoğalması ile doğal olarak pazar kaybetmeye başlarlar. Yaptıkları yanlışların en başında geleni Yahoo olarak ziyaretçilerine her şeyi sunmaya çalışmalarıydı. Örneğin; Yahoo borsa verilerini sunmak için anlaşmalar yapıyorken, Google borsa verilerini en iyi sunan siteleri buluyordu. Yahoo e-posta hizmetlerinden para kazanmaya çalışırken Google bedava e-posta dağıtıyordu. Dolayısı ile Yahoo ve benzerleri kaybederken internette Google çağı başlıyordu.

Tekrardan bugüne döndüğümüzde Microsoft’un Google devi karşısında yanına alabileceği tek firmanın Yahoo olduğunu görüyoruz. Herkes gibi Microsoft’da biliyor ki internetteki mevcut pazarın yüzde 53,6’sı Google’ın. Yüzde 19,9 u Yahoo’nun. Yüzde 12,9’u Microsoft’un. Gerisi ise bir çok firmaya dağılıyor. Bu birleşme ile Microsoft’un pazar payı 32,8’e çıkacak ve Google’a ciddi bir rakip olacaktı.

Gerçi hisse başına 31 dolar teklif ederek yüzde 62 fazla değerleme yapan Microsoft CEO’su Steven A. Ballmer’ın ne kadar rasyonel davrandığı tartışılsa da Yahoo Yönetim Kurulu’na yazdığı mektupta bunun sebebi de gayet iyi anlaşılıyor. Mektupta şöyle diyor: “Pazar sadece bir firma tarafından (Google olduğunu tahmin etmek zor değil) yönlendiriliyor ve yeni satın almalarla yerini iyice güçlendiriyor. Birleşirsek ziyaretçilere, reklam verenlere ve yayıncılara yeni seçenekler sunabiliriz”

Fakat, Microsoft’un beklemediği oldu ve Yahoo teklifi reddetti. Böylece Microsoft ikinci kez Yahoo tarafından reddedilmiş oldu. Başka bir deyişle Microsoft ikinci raundu da kaybetti. Peki, Yahoo neden Microsoft’u reddetti?

Bu sorunun doğru cevabını bulmak için teklifle cevap arasında geçen yaklaşık iki haftalık sürede neler yaşandığına bakmamız daha doğru olur. Yahoo yaptığı değerlendirme sonrasında Microsoft’a uygun bir dille bu tekliften memnun olduklarını ancak yetersiz bulduklarını bildirdi. Teklifini 56,6 milyar dolar yap anlaşalım dedi. Ayrıca daha önce Google’ın da kendisine yaptığı benzer teklife hala ilgisinin olduğunu da Microsoft’a hissettirdi. Bunun üzerine Microsoft’tan beklenmeyen bir çıkış geldi: “Teklif ettiğimiz bedelden şirketinizi bize satmazsanız, biz de halka açık hisselerinizi toplayıp ortak olarak karşınıza çıkarız.”

Bu durum doğal olarak Yahoo yönetiminde geri tepti. Teklifi reddettiklerini açıklamaya hazırlanırlarken, Microsoft hemen yeni bir açılımda daha bulundu: “Şayet teklife evet derseniz birleşmeden sonra MSN ve alt hizmetlerini kaldırıp sadece Yahoo’yu kullanacağız.” Fakat bu bile yeterli olmadı. Teklif reddedilecekti.

Bu olaylar olurken Google bir taraftan dişlerinin arasından gülüyor bir taraftan da Microsoft’a belden aşağı vuruşlar yapıyordu. Google’ın sözcüleri çıkıp “Bu birleşmenin ardından Microsoft’un tekel oluşturmaya yöneleceği” şeklinde bir açıklama yaptılar ki evlere şenlik. Pazarın yüzde 53,6’sına sahip bir firmanın yaptığı böyle bir açıklamaya nasıl tepki verirsiniz? Gerçi Google’ın sözcüleri de bunu biliyor. Fakat Microsoft’un ürettiği işletim sistemi yüzünden hakkında daha önceleri ABD’de açılan onlarca “tekelcilik” davasını düşünürseniz, Google’ın ne yapmak istediğini anlarsınız. Maksat Microsoft’u en yumuşak yerinden vurmak.

Bundan sonra ne olacak? Şimdi sıra Google’da. Önümüzdeki haftalarda Google’dan Yahoo’ya 60 milyar dolarlık bir teklif gelirse şaşırmayalım. Bu teklifi Yahoo’nun kabul edeceğine de şaşırmayalım. Ayrıca bu birleşmenin gerçekleşmeyeceğine hiç şaşırmayalım. Çünkü birleşmeleri halinde Google’ın pazar payı yüzde 73,5’e çıkacağı için ABD’deki anti-tekel yasaları ve bu yasaların uygulayıcısı kurumlar otomatikman harekete geçecektir. Tüm bunlar olurken Microsoft tabii ki Yahoo’nun halka açık hisselerini toplayacak.

Her şeye rağmen Google ve Microsoft haricinde bir üçüncü talipli de çıkabilir Yahoo’ya. Çünkü Yahoo bugün internet pazarındaki en güçlü ikinci oyuncu. Dolayısıyla kimsenin aklına gelemeyecek birileri de Yahoo’ya talip olabilir. Bilişim dünyasında böyle bir satın almayı gerçekleştirecek başka şirket yok gibi görünüyor ama bilişim medyasına öykünen birileri de olabilir. Mesela; Rupert Murdoch’un News Corp.’u neden olmasın?

Sonuç olarak; ABD’de hisse alıp satıyorsanız Yahoo hisselerini portföyünüzde bulundurmanızı tavsiye ederim. Kısacası bilişim dünyası bu yılı hep Yahoo kime gelin gidecek tartışması ile geçirecek.

(Bu yazı 20 Şubat 2008 tarihinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Internet bankacılığına ne kadar güveniyoruz?

Bilişim teknolojisinin gelişimiyle birlikte hayatımıza giren ve hayatımızı kolaylaştıran bir hizmet olan internet bankacılığına ne kadar güveniyoruz?

Önce bu konu ile ilgili rakamlara bir bakalım. Ülkemizdeki 47 bankadan sadece 27 tanesi internet bankacılığı hizmeti veriyor. Bu yılın Eylül sonu itibariyle internet bankacılığı kapsamındaki müşteri sayısı 16 milyon 343 bin 140 olarak gerçekleşmiş. Bu rakamın 15 milyon 510 bin 826’sı bireysel müşteriler, geri kalan 812 bin 314’ünü kurumsal müşteriler oluşturuyor.

İnternet bankacılığı kapsamındaki müşterilerin yüzde kaçı aktif olarak bu hizmeti kullanıyor derseniz işte rakamlar: 2005 yılı sonu itibariyle yüzde 22’i olan aktif kullanıcı rakamı son dönemlerde yüzde 16’ya gerilemiş durumda. İlginç olan ise internet bankacılığı kapsamına giren toplam rakam artarken, aktif olarak kullananların sayısı düşüyor. Bu düşmenin sebebi hiç kuşkusuz internet bankacılığını kullanmanın oluşturduğu riskler. Bu risklerin sebep olduğu maddi kayıpların faturasının hesap sahibine çıkıyor olması insanları bir kez daha düşündürüyor.

İnternet bankacılığındaki işlemlerin büyük bölümü kredi kartı borç ödemesi, havale, fatura ve EFT gibi finansal işlemlerden oluşuyor. Bu işlemler yıllık toplamda 103 milyar 726 YTL civarında. Zaten hesabınıza göz diken ve internet korsanı diye adlnadırdığımız kişilerin bu işlemlerle ilgilendiği yok. Onlar sizin yatırım hesaplarınızla ilgileniyorlar. Yani repo, fon, hisse senedi, döviz, bono ve vadeli hesaplarınızla. İnternetten yapılan yatırım işlemlerin yıllık hacmi ise 45 milyar 104 milyon YTL kadar. Yani internet korsanlarının göz diktiği toplam rakam budur.

Bir şekilde internet bankacılığı şifrelerini korsanlara kaptıran ve hesapları boşaltılan kişi tüm kaybını sineye çekmek zorunda kalıyor. Çünkü bankalar bu tür kayıplarda sorumluluğun tamamen müşterinin kullanım bilgisi eksikliğinden kaynaklandığını belirtiyor. Bankaların bu yaklaşımı mantıken ve ticari olarak doğrudur. Fakat şu da bir gerçekki yatırım hesapları oldukça kabarık müşterilerinin hesaplarındaki hareketleri izlemek onlar için çocuk oyuncağıdır. Hesap hareketlerindeki büyük meblağlı hareketlere bankaların ekstra güvenlik getirmeleri gerekmektedir. Nitekim bazı bankalar bu konuda harekete geçti bile.

(Bu yazının bir kısmı 26 Kasım 2006 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Kablosuz internet ne kadar güvenli?

Bilişim teknolojisini geliştirenlerin bu çalışmaları sırasında sürekli dikkate aldıkları bir nokta da geliştirdikleri ürünlerde kablo bağımlılığını en aza indirmek. Bu konuda en hızlı yol alanlar ise tabii ki dizüstüler. Günümüzde satılan dizüstülerin büyük bir bölümü artık kablosuz ağ desteği ile geliyor. Hele bir de kablosuz ADSL modeminiz varsa sizden şanslısı yok. Bir masaya bağlı kalmadan oldukça geniş bir alanda istediğiniz pozisyonda çalışabilirsiniz. Buraya kadar her şey çok güzel… Güzel olmayansa bu kablosuz internet erişiminizi komşunuzun da kullanıyor olma ihtimali. Böyle bir ihtimal hiç aklınıza gelmedi mi yoksa?

Bu ihtimali ortadan kaldırmakta aslında çok kolay… Nasıl yapacağınız zaten modeminizle gelen ve genellikle Türkçe olan kullanma kılavuzunda yazıyor. Yani sizi çok fazla zorlamayacak bir işlem. Yine de halledemezseniz profesyonel bir yardım alabilirsiniz. İşlem kısaca iki adımdan oluşuyor. Birincisi Kablosuz ADSL’inizi kurduktan sonra onun arabirimine girip kendi ağınızı oluşturuyorsunuz. İkinci adımda ise bir şifre belirliyorsunuz. Böylece komşunuz sizin kablosuz ağınız olduğunu biliyor ama kullanamıyor.

Tabii ki evden bağlanıyor da olsanız kablosuz bağlantıyı kullanan bilgisayarınızda gerek anti virüs gerekse internet güvenliği programlarını bulundurmanızda fayda var. Bunların üstünde durmuyorum. Çünkü bunlar artık birer zorunluluk.

Diğer taraftan kafeteryalar, üniversiteler, lokantalar, hava alanları, alışveriş merkezleri gibi insanların yoğun olarak bulunduğu yerlerde kablosuz internet hizmetinin de olması da artık bir gereklilik oldu. Buralarda internete bağlanırken güvenli bağlantı için şart olanları yukarıda belirttim. Internet güvenliği ve anti virüs programlarınız varsa buralarda korkmadan bağlanabilirsiniz.

Eğer dizüstünüz eski bir modelse kablosuz ağ desteği olmayabilir. Bu durumda bir tane kablosuz ağ kartı (WNIC – Wireless Network Interface Card) alarak dizüstü bilgisayarınıza takmanız yeterli. Bu kartların PCMCI girişine takılanları olduğu gibi USB girişine takılabilen değişik modelleri de bulunuyor.

(Bu yazının bir kısmı 20 Kasım 2006 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilgisayar oyunu dedikleri…

Hepimizin bilgisayar oyunlarıyla şöyle veya böyle mutlaka bir teması olmuştur. Oysa bilgisayar oyunu diye iki kelime içine hapsettiğimiz dünyayı detaylı incelemeye kalkarsanız başınızın döneceğinden emin olabilirsiniz. Bilgisayar oyunları sektörü kendi içinde ikiye ayrılır. Birincisi PC oyunları olarak adlandırılır. Bu oyunlar tamamen bilgisayarda oynanan oyunlara denir. İkincisi ise konsol oyunları olarak adlandırılır. Yani Playstation, Nintendo, Dreamcast gibi üreticilerin yaptığı çeşitli konsollar yardımıyla oynanan oyunlar.

Bu sektörün ülkemizdeki en büyük derdi ise içinde bulunduğu kısır döngüden kurtulamaması. Yabancı oyun yapımcıları, orijinal oyun satışlarının çok düşük seviyede olması sebebiyle ürünlerini Türkiye’de pazarlamak istemiyorlar. Pazarlayanlar ise az sayıda satacaklarını bildiklerinden bekledikleri karı elde etmek için fiyatlarını yüksek tutuyorlar. Hal böyle olunca da tüketiciler doğal olarak kopya oyunlar almayı tercih ediyorlar. Bu döngü böyle sürüp gidiyor. Bu durumu aşmak için yapımcılar tarafından geliştirilen çözüm ise internet üzerinden oyanan ve sadece orijinali olması halinde aktif hale gelen oyunlar. Bunların ne kadar başarılı bir çözüm olacağını ise zaman gösterecek.

Konsol oyunlarında ise durum daha da vahim. Çünkü konsol oyunları PC oyunlarına göre daha pahalı. Dolayısı ile kopya kullanım çok daha yaygın. Hal böyle olunca da bu konuda Türkiye’yi bir pazar olarak görmeyen Microsoft, kendi konsolları olan Xbox ve Xbox360’ı ülkemize getirmeyi kesinlikle düşünmüyor. Sony ise Playstation 2 ürününü getiriyor. Zaten Playstation 2 sayesinde Türkiye’de ciddi bir konsol kullanıcısı var. Ayrıca Nintendo’da  Gamecube marka konsolu ile ülkemizde yer alıyor.

Siz bu yazıyı okuduğunuz sıralarda dünya konsol pazarı iyice karışmış olacak. Çünkü Sony konsol pazarına yeni ürünü Playstation 3 ü sürmüş olacak. Buna karşılık Nintendo ise Wii marka konsolu ile pazara girmiş olacak.

(Bu yazı Kasım 2006 tarihinde yazılmıştır.)

DEVAMINI OKU

Dizüstünüz patlar mı?

Hepimiz için vaz geçilmez hale gelen dizüstü bilgisayarlarımız aslında bir bombadan farksız olabilir. Nedeni ise son üç aydır bilişim dünyasını kasıp kavuran dizüsütlerin pil problemi. İlk açıklama Dell’den geldi. Dell Ağustos’ta yaptığı açıklamada ürettiği dizüstülerdeki bazı pillerin tehlikeye sebep olacağını, dolayısıyla da bu pilleri değiştireceğini açıkladı. Seri numaralarını açıkladığı pillerin toplam sayısı 4 milyonun üzerindeydi.

Bu açıklamanın arkasından Apple, Fujitsu-Siemens, Lenovo ve Toshiba da bazı ürünlerinde problemli piller olduğunu açıkladılar. Gerçi bu açıklamaları yaparken ücretsiz değiştireceklerini de duyurdular ama ortalık bir anda karıştı. Çünkü açıklanan sayılar üst üste konulduğunda çıkan rakam gerçekten ürkütücüydü. Tam 7,5 milyon dizüstü bilgisayar potansiyel bir bomba idi. Düşünsenize alışanlar için bir vaz geçilmez olan dizüstü bilgisayarınız aslında celladınız olabilir.

Nitekim bu pil problemi haberlerinin yayınlandığı günlerde Google’ın ABD’deki ofisinde problemli pilleri kullanan dizüstülerden biri alev aldı. Patlama ve yangın ihtimaline karşı bina hemen boşaltıldı ve olaya itfaiye el koydu. Anlayacağınız dizüstüler hemen patlamıyor. Yanmaya başlıyor. Şayet hemen önlem alınmazsa patlama olması ihtimali oldukça yüksek.

Önümüzdeki yıllarda satış rakamlarının masaüstü bilgisayarları geçmesi beklenen dizüstülerdeki bu problem bir anda bu ürünlere karşı olan ilgiyi büyük ölçüde sarstı. Bu ilginin ne kadar sarsıldığını önümüzdeki aylarda dizüstü satış rakamları açıklandıkça daha net görebileceğiz. Fakat ortada bir gerçek var ki en büyük sarsıntı Sony’de oldu. Çünkü dizüstü bilgisayarların bir numaralı pil sağlayıcısı Sony. Sadece bu pil değiştirme operasyonunun yol açtığı zarar Nasdaq’daki Sony hisselerine % 17’lik düşüş olarak yansıdı. Sony’nin uzun vadede uğrayacağı zararı ise hasaplayabilen bir ekonomist henüz çıkmadı. Çünkü bu dizüstü üreticileri yaşanan bu problemden sonra Sony’den pil satın almaya devam edip etmeyecekleri konusunda şüpheleri olduğunu açıkladılar.

Dizüsütünüz markasına göre pilinizde problem olup olmadığını şu adreslerden sorgulayabilirsiniz.

Apple http://getir.net/rq

Dell www.dellbatteryprogram.com

Fujitsu – Siemens http://getir.net/vy

Lenovo www.lenovo.com/batteryprogram

Sony Vaio www.clubvaioturkiye.com

Toshiba www.bxform.toshiba.com

(Bu yazının bir kısmı 5 Kasım 2006 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Adı oyun ama siz yine de ciddiye alın!

Hepimizin bilgisayar oyunlarıyla şöyle veya böyle mutlaka bir teması olmuştur. En azından ülkemizde neredeyse bilgisayar oyunlarının tümüne adını veren efsanevi markayı, “Atari”yi duymuşsunuzdur. Kelime dağarcığımıza “Atari oynamak” diye bir fiil bile yerleşmiştir hatta. Her ne kadar “oyun” deyip geçseniz de, bu pazarda 2004 yılında yalnızca Amerika’da 7,5 milyar dolarlık bir para dönüyor. Bilgisayar oyunları, karşımıza birkaç biçimde çıkıyor. Bazı oyunlar, günlük kullandığımız PC’lerde, bazıları özel konsollarda, bazıları cebe sığabilen araçlarda ve hatta cep telefonlarında… Ancak konsolların yerini ayrı tutmak gerekir. Yalnızca oyun oynamak için üretilen Microsoft XBox, Sony Playstation ve Nintendo Wii gibi konsollar oyuncuları peşlerinde sürüklüyor. Oyun satışları da bu gerçeğin altını çiziyor. Yine 2004 yılında yalnızca Amerika’da 248 milyon adet oyun satılmış. Yani neredeyse Amerika’da herkes en az bir oyun satın almış.

Telif haklarının yasal takibinin güç olduğu, korsan üretimin hemen her alanda kendini gösterdiği ülkemizde video oyun pazarı bir türlü beklenen patlamayı gerçekleştiremiyor. Çünkü üreticiler maliyetinden düşük fiyata sattıkları oyun konsolu bedellerini, orijinal oyun satarak sübvanse ediyorlar. Oysa ülkemizde korsan oyun satışı yapıldığı, bir de bu tür oyun makineleri gümrük mevzuatına göre “kumar makineleri” ile aynı tefeye koyulduğu ve %20 ÖTV vergisi kesildiği için konsollar yurtdışındaki fiyatlarından minimum 3’te bir daha pahalıya satılıyor.

Microsoft, telif haklarıyla ilgili bu sorun nedeniyle XBox ve XBox 360 modellerini Türkiye’ye getirmek niyetinde değil. Ancak 2008’e doğru böyle bir teşebbüste bulunabileceklerini söylüyorlar. Playstation ise Sony’nin de desteğiyle ülkemizde son derece popüler. Bunun bir başka nedeni de ürünün, bir çip yardımıyla kopya oyunları çalıştırabilme özelliğine sahip olması. Blue Ray kullanılacak olan, Amerika ve Japonya pazarından sonra 2007 baharında Avrupa ile birlikte ülkemize gelecek olan PS3, oyun meraklıları tarafından merakla bekleniyor. Oyun dünyasının Uzakdoğulu bir başka ismi olan Nintendo da, farklı bir konseptle Wii modelini Aralık ayının başından itibaren Türkiye’de piyasaya çıkartıyor. Pazarda KDV dahil 799 YTL’ye satılacak Wii, oyun kontrolü açısından devrimci özelliklere sahip… Wii’nin oyunlarına sahip olmak isteyenler ise oyun başına 149 YTL ödeyecekler… Konsolların savaşıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak istiyorsanız size tavsiyem Electronic Gaming Monthly dergisinin Aralık sayısını kaçırmamanız olacaktır.

(Bu yazının bir kısmı 13 Kasım 2006 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 61 62 63
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish