Tag Archives: AB

Google, İspanya’daki haber servisini kapattı

Avrupa ile ABD arasında her alanda devam eden rekabet savaşı Google ile yeni bir safhaya taşındı. Avrupanın ABD’yi Google özelinde zorladığı savaşın en güçlü silahı “Telif hakları”. Telif hakları yıllardır ABD’nin tüm dünya üzerindeki en güçlü hukuki silahı oysa. Şimdiyse Avrupa, İspanya üzerinden bu silahı ABD’ye karşı test ediyor. 1 Ocak 2015 tarihinde İspanya’da yürürlüğe girecek olan bu yasa tabii ki Google’ı kızdırdı. Google’da bunun üzerine bir açıklama yayınladı ve İspanya’daki haber servisinin kapatıldığını duyurdu.

İspanya’nın yeni kanunu uygulanmaya başladığında, Google, link verdiği İspanyol yayıncılara bedel ödemek zorunda kalacaktı. Google 2 yıl kadar önce Fransa ile aynı konu çerçevesinde bir anlaşma yapmış ve Fransız yayıncılara 60 milyon Euro vermeyi kabul etmişti. Benzer birer anlaşma Belçika ve Almanya ile de yapılmıştı. İspanya ile neden böyle bir anlaşmaya yanaşmadı sorusunun ise bir çok cevabı söz konusu olsada ağırlık kazan cevaplar şunlar:

1.İspanya bu 3 ülke kadar para kazandırmıyor, o nedenle vazgeçilebilir bir ülke ; (Google News sorumlusu Richard Gingras, “Google News İspanya’yı şimdilik kapatmak zorundayız” derken, Google’un arama motorundan yayınlanan haberlerden para kazanmadığını söylemiş)

2.Google para anlaşmalarının artık daha fazla ülkeye yayılmasını istemiyor. Bir yerde dur diyor ya da bir blöf yapıyor (ki Gingras’ın “şimdilik” kelimesine dikkat)

3.Ya da Google bambaşka bir konudaki testini gerçekleştiriyor. Biliyorsunuz, 28 kasımda Avrupa Parlamentosu Google’un ana işine balta vuran bir karar aldı. Bu kararla ilgili gelişmeler sürerse, Google’un en büyük para kaynağı yok olabilir (beraberinde koca bir SEO endüstrisi de).

Google’un bu süreçteki uzlaşma yaklaşımı karşılık bulamamış. Hem AB’nin hem de Google’un bu dönemde karşılıklı bir “ne olacak” dönemi sürüyor. Google’un en büyük kozu ise “kullanıcılar”. Google belki de bu kullanıcıları nasıl kullanabileceğini, İspanya üzerinden ve daha tehlikesiz bir alanda test ediyor olabilir.

İspanya’daki haber servisini kapatma gelişmesi, önemli; Avrupa ile ABD arasında 4-5 seneden bu yana alevlenen “internetten kim, ne kadar para kazanacak” kavgası var. ABD internet konusundaki öncülüğünün faydasını, bu alandaki büyük firmalarla görüyor.

Bu firmalar Avrupa pazarında yoğun kullanılan, en çok parasını bu nedenle Avrupa’dan kazanan firmalar ama vergi ödememek konusunda ısrarlılar.

Bir yandan da Avrupa’lı telekom operatörlerinin “Bizim yaptığımız genişbant yatırımları, ABD’li OTT firmaların para kazanmasına yarıyor.” şikayetleri var.

Bunlar birleştirilince, Avrupa’nın internet konusundaki dengesiz para kazanmaya karşı çözüm yolları aradığı görülüyor.

Bu kavga daha çok sürecek gibi görünüyor.

(Bu yazının bir kısmı 21 Aralık 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişimde Telif Hakları Baskısı; Avukat Satıcılar Dönemi mi?

Maalesef bilişim sektörünün yazılım tarafındaki treni 1980-90lardan itibaren kaçırdık. O dönemde altyapısı düşük yazılımlar bile yıllar içinde tecrübe ve bilgi birikimlerini artırıp, bugünlerin bilişim devleri haline geldi. Böyle olunca da, bugün 50-60 milyarlara varan bilişim teknolojileri bir yandan verimliliğimize ve iş yapış süreçlerine olumlu katkıda bulunurken, diğer yandan “bütçe açığına” en büyük deliklerden birisini açıyor.

Gerçi AK Parti hükümeti bilişim sektöründe en çok tedbir alan hükümetlerden birisi. Hem bu firmalara, “madem satış yapıyorsun, burada biraz da üretim yap” diyor, hem de ARGE konusuna ağırlık veriyor. Örneğin BTK’nın 3G ihalesindeki hareket tarzı ülkemiz için bir kilometre taşıdır. Bu ihalede, firmalara hem belli sayıda (500) mühendis çalıştıran ARGE merkezi kurma zorunluluğu getirdiler, hem de alımlarının belli bir bölümünü Türk KOBİ’lerinden yapma zorunluluğu getirdiler.

Ama hala uluslararası yazılım firmalarının yüzde 90’ı domine ettiği bir ortamda yaşıyoruz. Bu firmaların ilk satış sonrasındaki en önemli gelirleri ise, destek ve yıllık aldıkları lisans paraları.

Ancak bu lisans paraları, son yıllardaki tahsil şekilleriyle adeta bir giyotine dönüşmüş vaziyette. Zaman içinde, ilk sahiplik fiyatının bir kaç katına mal olsa da; lisans paraları, haklıdır diyelim. Çünkü firma yazılımı bir kere yazıp, parasını çıkarmış bile olsa, bu yazılımı güncel tutmak için bakım yapması gerekebiliyor. Fakat günümüzde olay maksadını aşıyor gibi. Çünkü firmalar bırakın kamu ve özel firmalardan aldıkları lisans paralarını, bir yandan da almadıkları (hatta hayali) rakamlara göz dikmiş durumdalar.

Geçen hafta görüştüğüm bir avukat ilginç konular anlattı. Gördüğüm kadarıyla, Türkiye’de yeni bir satıcı sınıfı doğmuş “avukat satıcılar”. Bu konuya baro gibi kuruluşlar etik açıdan nasıl bakıyorlar bilemem ama ben süreci anlatayım. Türkiye’de BSA (Business Software Alliance) denen ve bir takım çok uluslu firmaların telif haklarını araştıran bir oluşum var. Bu oluşum, Adobe, Symantec, Microsoft, vb. gibi firmaların oluşturduğu bir platform ve  bana göre firmaların kendi yaratıcılıklarının ya da satışlarının eksik kaldığı yerde ortaya çıkıyor ve nerdeyse tehdit-şantaj diyeceğim yöntemlerle olayı bir yerlere götürüyor.

Örneğin birgün bakıyorsunuz, firmanızı basmışlar ve diyorlar ki; “Sizde kopya yazılım var. Bize şu kadarı yazılımın lisans ücreti, şu kadarı da tazminat olmak üzere, toplam şu kadar para ödeyin, yoksa karışmayız ve sizi mahkemeye veririz”. Siz de soruyorsunuz; “Allah, Allah nerden çıkardınız bunu, bizde kopya yazılım filan yok”. Cevap şu şekilde; “Olmaz olur mu? Siz eleman ilanı verdiniz ve ilanda, tercihen İngilizce bilir, askerliğini yapmış vb’nin yanında bir de ofis yazılımları ve PDF yazılımları konusunda tecrübeli olması şartını koydunuz ama biz baktık siz bizim programın lisansını almamışsınız, o halde sizde kopya yazılım var.”

Ya da başka bir örnek; firmanızı arayan avukat kişi diyor ki; “Bize sizdeki yazılımların ve makinaların bir envanterini gönderir misiniz?” Firmanın avukatı buna karşı çıkıyor: “Göndermek zorunda değilsiniz.”diye. Ama sizin korkacak bir şeyiniz yok ve “Boşver gönderelim yahu” diyorsunuz. Sonra ne oluyor? Bitmek bilmeyen bir süreç. “Sizdeki makine sayısı ile yazılım sayısı birbirine uymuyor. Muhtemelen kopya yazılım kullanıyorsunuz, size baskın yapmayalım ama şu kadar lisans daha alın”.

Ya da başka bir örnek; Ankara’da bir teknoloji dükkanınız var ve yılda 1 milyon dolarlık marka yazılım satıyorsunuz. Ama devran değişiyor, dünya tabletleşiyor, Android ve iOS’laşıyor. PC ve dizüstü pazarı gerilemeye başlıyor. Dolayısıyla pazarda bu marka eskisi gibi satmıyor. Ama marka kızgın, “Siz bunu daha önceki seviyeye çıkarın” diye baskı yapıyor. Siz çıkaramıyorsunuz. O zaman ne oluyor? Bir gün dükkanınıza bir çocuk geliyor ve yalvar yakar; “Abi ben burada ailemden uzaktayım, ne olur yardımcı olun. Bu kadar para veremem. Şunu ne olur yükleyiver be abi”. Olmaz diyorsunuz ama çocuk dinlemiyor. Sonunda boşver diyorsunuz ve yüklüyorsunuz. Meğerse bu çocuk o markanın bir müfettişiymiş ve size bu yükleme 250.000 dolara mal oluyor.

Bir başka örnek; İnternet Kafeler basılıyor. Kendilerine 120.000 dolar tazminat ve 2-3 yıl hapis cezası alabilecekleri bir mahkeme sopası gösteriliyor. Karşılığında kafe başına 15.000 TL gibi bir lisans artı tazminat öderseniz tamamdır deniliyor.

Bunlara yol açan nedir; BSA her yıl korsan yazılım araştırması diyerek bir rakam açıklıyor. Bu rakam 10 sene önce filan yüzde 66’ydı. En son geçen yıl açıklandı yüzde 62. Fakat bu rakam da bir alem. İlk rakam büyük bir araştırma firmasının bölgedeki Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkelerle ülkemizi GSMH, satılan PC sayısı, satılan işletim sistemi sayısı açısından karşılaştırması ile masa başında oluşturulan bir rakam. Fakat masa başında oluşturulmasını ciddiye almazsanız yanılırsınız. Çünkü bu rakamı Avrupa Birliği ciddiye alıyor ve firmanın telif baskınlarını mazur göstermek için masa başında uydurduğu rakam üyelik görüşmelerinde ya da Birleşmiş Milletler gibi yerlerde başınıza bela kesiliyor. Bu rakamın nasıl oluşturulduğuna, methoduna filan bakmadan örneğin Apple “Bu ülkede telif haklarına saygı yok” diyerek mesela App Store’dan e-Book indirmenize sorun çıkarıyor. Yani anlayacağınız ülkemizdeki dünya devi yazılım firmalarının kendi kazançları için masabaşında yaptırdıkları araştırmalar AB’ye girmemizi engelliyor. İlgili bakanlığın dikkatine…

Belki bizin ülkemizdeki korsan yazılım, ABD’den ya da Avrupa Birliğinden çok da farklı değil. O ülkelerde  film ya da müzik endüstrisinin yaptığı baskınlara baktığınızda çok da masum olmadıklarını filan görüyorsunuz ama “tu kaka” olan bizim ülkemiz oluyor. Firmaların kendi satışları için ülkeleri harcaması nasıl bir durum?

Bu arada yukarıda bahsettiğimiz yüzde 62 rakamının nasıl bulunduğunu anlatalım. Bu rakamın bulunma işlemi IDC adlı araştırma firması tarafından yazılım pazarının yüzde 84’ünü oluşturan 33 ülkede 15.000 kişinin katıldığı bir online panel ile yapılmış. Bu 15.000 rakamını 33 ülkeye bölerseniz, ülke başına 454 kişi çıkar. Şimdi soru şu; 454 kişi bir ülkeyi temsil eder mi? Hele AB üyeliğini etkileyecek şekilde? Diğer soru ise şu; kim gidip de bir online panele “Ben korsan yazılım” kullanıyorum der? Kendisinin bulunup paralarının alınacağını düşünmez mi? O zaman bu 454 kişi kim? Yazılım firmalarında çalışanlar mı?

Fakat daha komiği şu; bu rakamı devletin de sorgulamadan kabul etmesi. Bir arkadaşımın anlattığına göre; İzmir’de yapılan bir konferansta Kalkınma Bakanlığı yetkilileri bu rakamı futursuzca söyleyebilmiş. Methodu ve kaynağı sorulduğunda ise “galiba..” diye başlayan bir cümle kurmuş. Acı ama gerçek.

Yani bırakın kendi hakkımızı korumayı, biz bile bize yakıştırılanları kabul ediyoruz, hiç sorgulamadan. Oysa devletin daha ciddi olması gerekmez mi? Kendisini zor durumda bırakan rakamları araştırması daha uygun olmaz mı? Ülkemizin baskıya uğrayan yerel firmaları, bilişim sektörünü harekete geçiren başarılı bir hükümetin bu konulara da ilgi göstermesini bekliyor.

(Bu yazının bir kısmı 27 Ekim 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Europol’de Siber Suç Merkezi kuruluyor

Gün geçmiyorki bir yerlere siber saldırı yapılmasın. Her hafta hatta her gün dünyanın bir yerlerinden siber saldırılar yapılıyor. Siber saldırılar son yıllarda sürekli artış gösteriyor. Dolayısıyla siber suçlarla savaş da giderek daha önemli bir hale geliyor. Dünyanın önde gelen iki oluşumu AB ve NATO 2011 Eylül ayında, siber suç vakalarına müdahale edebilmek için birer merkez kurmaya karar verdiler. Bu kararın evveliyatı 2010 yılı Kasım ayında Lizbon’da düzenlenen zirvelere dayanıyor. Bu zirvelerin sonucunda, AB ve NATO hem Avrupa’nın hem de oluşturulan işbirliğinin güvenliği için siber güvenlik alanına daha fazla önem verilmesi konusunda bir uzlaşmaya varmışlardı.

NATO’nun siber güvenlik merkezi projesi olan Cyber Incident Response Center (NCIRC), 7/24 çalışan ve NATO üyesi ülkelerdeki tüm siber suç vakalarına anında müdahale edebilecek altyapıya sahip olacak. Proje 2012 yılı sonuna tamamlanıp faaliyete geçecek.

AB’nin projesi ise Computer Emergency Response Team (CERT-EU) olarak açıklanmıştı. CERT-EU, hemen devreye alındı. Fakat çoklu ve karmaşık yapısından dolayı bazen ne yaptığını anlamakta zorlandığımız AB şimdi de Avrupa Siber Suç Merkezi (European Cybercrime Center) adında yeni bir merkez oluşturuyor.

Oluşturulacak olan yeni merkez, organize suç grupları tarafından yürütülen illegal online faaliyetleri takip edecek. Bu yeni merkezin özellikle kredi kartı dolandırıcılığı ve bankacılık uygulamalarında yapılan suçları inceleyeceği ve Avrupa polis teşkilatı olan Europol çatısı altında hizmet vereceği açıklandı. Merkezin bir başka hedefi ise Avrupa Birliği vatandaşlarının sosyal ağlardaki bilgilerini suçlulardan korumak ve online kimlik hırsızlığını önlemek. Yeni merkez hakkında konuşan Avrupa Komisyonu İç işleri Komiseri Cecilia Malmström şu ifadelere yer veriyor: “Bugün milyonlarca Avrupalı bankacılılık işlemlerinde, yaptıkları alışverişlerde, tatil planlamalarında veya aileleri veya arkadaşlarıyla iletişimlerinde interneti kullanıyor. Ancak online işlemler bizim günlük yaşantımızda daha fazla yer kapladıkça, organize suçlar içindeki online yöntemler de artış gösteriyor ve bu suçlar hepimizi etkileyebiliyor. Siber suçluların dijital hayatlarımızı alt üst etmesine izin veremeyiz. Europol çatısı altında kurulacak olan bir Avrupa Siber Suç Merkezi; ücretsiz, açık ve güvenilir internet hizmetini savunmamızda bir işbirliği merkezi olacaktır.”

Bu konularla ilgili bizden de bazı haberler verelim. RedHack yeniden gündemde. Daha önce bahsettmiştik. “Kızıl Hackerlar” olarak da bilinen ve söylemlerinden dolayı sol görüşlü olarak tanımlayabileceğimiz RedHack, kısa bir süre önce Ankara Emniyet Müdürlüğünü hack ederek gündeme gelmişti. RedHack bu eyleminden hemen sonra, Ankara Emniyet Müdürlüğü sitesinde yer alan ihbar maillerini “Türk Wikileaks” olarak yayınlamaya başlamıştı.

Redhack’in Ankara ve çevre illeri polisinin internet sitelerini kırmasının ardından 17 kişi gözaltına alınmış bunların 7’si “özel yetkili mahkeme”ce tutuklanmıştı. Redhack tutuklananların Redhack ile ilgisi olmadığını ve sadece Facebook’ta paylaşım yaptıkları için tutuklandıklarını açıklamıştı.

Tüm bu olanların arkasından RedHack yeniden emniyete ait sitelere saldırdı ve çeşitli illerin emniyet müdürlüğüne ait sitelerin büyük çoğunluğunu çökertti. Gruptan yapılan açıklamada 4+4+4 protestolarına katılan KESK ve eğitimcilere uygulanan baskı neden olarak gösterildi. Hacklenen siteler yeniden erişime açılırken, RedHack, twitter’dan “Eylemimiz KESK’e, Basına ve RedHack’e baskıyı protesto amacıyla yapılmıstır. Eylemimizi 30 Mart 72’de şehit düşen Mahir Çayan’a atfediyoruz!” mesajıyla eylemin amacını açıkladı.

Emniyet ve RadHack arasındaki bu mücadelenin nereye varacağını biz de çok merak ediyoruz. Takip etmeye devam edeceğiz.

(Bu yazının bir kısmı 8 Nisan 2012 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yazılım: Ekonominin yeni kalkınma gücü

Kısa adı YASAD olan Yazılım Sanayicileri Derneği tarafından iki rapor yayınlandı. Bunlardan ikiside birbirinden ilgi çekici. Birincisinin ismi yazımızında başlığıyla aynı ismi taşıyor “Yazılım: Ekonominin yeni kalkınma gücü”. Diğeri ise “Mevcut mevzuatta yazılım sektörüne sağlanan teşvik ve desteklerle ilgili sorunsallar”.

Birinci rapor oldukça ilgimizi çekti. Bakın birinci rapordan neler öğrendim. OECD ülkelerinde yapılan yazılım yatırımlarının, ülkelerin ortalama Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nı yüzde 0,5 ile yüzde 2,7 arasında yükselttiğini. Örneğin ABD’de, 2007’de, reel sektör büyüme oranı yüzde 2 iken yazılım sektöründe büyüme oranı yüzde 17 olmuş. Avrupa Birliği ülkelerinde yazılım ürünleri ve yazılım hizmetleriyle ilgili harcamalar yıllık 258 milyar Avro tutarında olup, bu harcama AB ülkelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ortalamasının yüzde 2,6’sını oluşturuyor.

Bazı ülkeler yazılım sektörüne o kadar ciddi eğiliyorlar ki diğer bir deyişle yazılım sektörünü stratejik sektör olarak konumlandırıyorlar. Yazılım sektörüne bu kadar ihtimam gösterdikleri içindir ki meyvelerini de ihracat olarak alıyorlar. Örneğin OECD ülkelerinde yazılım ürünleri ihracatı 2006 yılı sonunda 19 milyar dolar olarak gerçekleşirken yazılımla ilgili hizmetlere ilişkin ihracat rakamı 2006 yılı sonunda 86 milyar dolar olmuş. Yazılımı stratejik sektör olarak konumlandıran ve 3İ diye adlandırılan İsrail, İrlanda ve Hindistan’ın rakamları ise daha çarpıcı. Hindistan’da yazılım ve hizmetleri ihracatı 2008 yılı sonu itibariyle 47 milyar dolar, İrlanda’da 16,8 milyar dolar, İsrail’de ise 5,68 milyar dolardır.

Yazılımın en önemli desteği ise istihdamda görülüyor. Çünkü yazılımın en önemli sermayesi insan. 2007 yılı sonu verileri itibariyle Avrupa Birliği bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründeki iş gücünün yüzde 55’i yazılım sektöründe istihdam ediliyor. Yazılım sektöründe istihdam edilen kişi sayısı Avrupa Birliği’nde 4,3 milyon kişidir. Bu sayı her yıl yüzde 5 artıyor. ABD’de ise yazılım sektöründe 1,7 milyon kişi istihdam ediliyor ve bu sektörde istihdam edilenlerin ortalama maaşları ABD’deki maaş ortalamasının iki katıdır. Avrupa Birliği ortalamasına göre, yazılım sektöründe istihdam edilen bir yazılım geliştiricinin işverenine kazandırdığı gelir, kişi başı yıllık ortalama 100.000 avro civarındadır. Şaşırtıcı rakamlar değil mi? Devam edelim. Hindistan 1980’lerin ikinci yarısında yazılıma yönelmeye başladı. 2004′ gelindiğinde yani yaklaşık 20 yıllık bir süreçte bu sektörün istihdamı sıfırdan 850.000 kişiye çıktı. Bu gelişmeyi bu yıllarda ülkemiz gösterebilseydi şimdilerde yüzde 10’un altına düşüremediğimiz işsizlik oranımız ne olurdu? Tahmin edebiliyor musunuz? Örneğin İrlanda’da 1986’da işsizlik oranı yüzde 17 iken yazılım sektöründe yaşanan atılım sayesinde 2001 yılında işsizlik oranı yüzde 4,3’e düşmüştür. Başka söze gerek var mı? Yazılım sektörünün istihdam konusunda en önemli özelliklerinden biri de kadınların ve özellikle de engellilerin istihdamına önemli imkanlar sağlamasıdır.

Buraya kadar yazdıklarımızla birlikte raporun tamamını şöyle özetleyebiliriz.

-Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı artıracak
-İhracat rakamlarını büyütecek
-İşsizliği azaltacak
-Verimliliği artıracak
-AR-GE’nin kaltiesini yükseltecek
-Bilgi çağı ekonomisinde Türkiye güçlü bir ülke olacak.

Yazılım sektörünün tüm bunları gerçekleştirebilmesi için ihtiyacı olan her türlü ortamı sağlamaksa tabii ki siyasi otoritelerin işi. Başta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve tüm hükümet üyelerine duyurmakta bizim işimiz.

(Bu yazının bir kısmı 24 Ocak 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Kapatın şu Google’ı!

Bilişim dünyası geçen haftayı Google’la geçirdi… Önce isterseniz olayı kısaca özetleyeyim. Atatürkçü Düşünce Derneği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu’na suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, “Ancak sayfanın sonuna sitenin Google tarafından desteklendiği yazılmıştır.

Atatürk’ü Koruma Kanunu başta olmak üzere, TCK ve ilgili maddelere aykırı olarak yayın yapan sitenin sorumlularının tespit edilerek, cezalandırılması ve bu sitenin de acilen yayınlarının durdurulması ve kapatılmasını talep ediyoruz” deniliyordu.

Yani suç duyurusunda bulunuyordu. İlk duyduğumda çok şaşırdım. İlk şoku atlatıp olayı serinkanlı bir şekilde incelediğimizde karşılaştıklarımız ise şöyle: Herkes gibi biz de ilk olarak Google için yapılan kapatma başvurusunun, önceleri arama motoruna yazılan anahtar kelimelerinin sonuçları nedeniyle ilgili olduğunu sanmıştık.

Oysa davaya neden olan asıl sebep arama sonuçları değil, başka bir Google servisi… Google’ın internet kullanıcılarına sunduğu ücretsiz servislerden biri de kolay web sitesi. Yani isteyen herkes, Google.com üzerinden birkaç adımda kendisine ücretsiz bir alan adı ve barındırma (hosting) servisi alabiliyor.

Devamında da yine Google’ın sağladığı uygulamaları kullanarak yeni sitesine basitçe içerik ekleyebiliyor. Bu siteler, http://sites.google.com/sitenizin ismi/ adresi üzerinden yayınlanıyor.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin yaptığı başvuruda hedef alınan adres de çok sayıda ücretsiz web sitelerinden biri… Peki bu yüzden Google kapatılabilir mi? Eminim siz de merak ediyorsunuz. Hemen cevaplayalım: Ülkemiz insanına kapatılabilir.

Mahkemeden çıkan kararla Türk Telekom, ülkemizdeki tüm internet kullanıcıları için Google’a erişimi durdurabilir. Fakat internetin yapısını biraz bilenler bu engellemeye rağmen Google’a yine de ulaşabilir. Bunu şöyle yorumlayabiliriz: Mutlak bir kapatma değil, sadece Türkiye’de yaşayan insanları cezalandırma…

Hukuk mevcut duruma göre karar verir. Yani verdiği kararların ilerleyen zamanda ortaya çıkaracağı muhtemel sonuçları gözetmez. Olması gereken de budur. Çünkü kanunlar bellidir ve ona göre hareket edilir. Fakat bilişim hukukunu henüz tam olarak oturtamadığımız bir gerçek. Bilişim suçları konusunda içtihatlarımız henüz oluşma aşamasında. Bunları da inkar edemeyiz. Hukukçularımız nasıl karar verirse versin saygılıyız.

Fakat bizler hukukçu değil gazeteciyiz. Dolayısıyla kamuoyunu sürekli haberlerimiz aracılığıyla bilgilendirmekle görevliyiz. Bu bilgilendirmeler sadece günümüzle ilgili değil geçmiş ve gelecekle de ilgili olabilir. Buradan hareketle de hukuksal sürecin sonunda alınacak kararın ülkemizi nasıl etkileyeceğini de öngörebiliriz. Kararın Google’a erişimin durdurulması şeklinde çıkması halinde dünyanın gözündeki yerimizi tahmin etmek zor değil.

Bu konuda son sözü söyleyecek hukuk adamlarının nihai kararı, bizi dünyada ya Çin gibi internet konusunda yasakçı ülkelerin, ya da tatlı rüyamız olan AB ülkelerinin yanında konumlandıracak.

(Bu yazının bir kısmı 19 Nisan 2009 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

65 Milyon Avrupaya göçeçek mi?

AB’ye adaylığımız büyük bir ihtimalle onaylanacak ve 2015 gibi AB’ye gireceğiz galiba. Neyse fena mı olacak. Bundan bir yıl öncesindeki toplantıda ipler kopma noktasına gelmişti. En büyük etkende Yunanistandı. Derken Ağustos’da olan deprem yüreğimizi çok dağladı ama Yunanistan’la garip ve hala anlamakta zorlandığım bir yakınlaşma yaşadık. Tüm her şeyin rayına girmesi için illada deprem mi olması gerekiyordu. Her şeyin arkasında bir şeyler aram huyum benim bu işe yaklaşımımı biraz kıllandırıyor.

Nitekim geçen hafta yazmış olduğum “Nükleer Enerji” konusu, ben yazıyı yazdıktan iki gün sonra bir anda gündeme oturdu. Bu da ister istemez bazı olayları takip etmede doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Biz yazımızı Çarşamba günü yazmıştık. Hürriyet gazetesi ise Cuma günü sürmanşetten nükleer enerjiye geçeçeğimizi duyurmuştu. Demek ki komplo teorileri kurmuyoruz olayların arkasında ki asıl gerekçeleri farklı boyutlarıyla görebiliyoruz.

Şimdi şu AB’ye adaylık meselesine gelelim. Daha düne kadar koptu kapacak denen AB ile ilişkiler depremden sonra Yunanistanın yumuşaması ve akabinde diğer Avrupa ülke yetkililerinin ardı arkasına Türkiye ile ilgili olumlu mesajları bir anda bizi daha düne kadar kapısından kovulduğumuz AB’nin üye adayı olacağız. Siz bu satırları okurken (fakat ben yazarken henüz bir bilgi yoktu ama aday olacağımız kuvvetlice söyleniyordu) büyük bir ihtimalle AB adayı olacağız.

Her şeyin bir bedelinin olduğu günümüz dünyasında bu adaylığımız bedeli sizce ne olabilir. Adaylık. Tamam ama neyin karşılığında?

Ben size söyleyeyim. Bunun bedeli Kıbrıstır. AB’ye adaylığımız onaylandığı anda önümüzdeki beş yıl içerisinde uygun taksitlerle Kıbrıs Yunanistana peşkeş çekilecektir.

AB’ye girmeye karşı değilim. Fakat Kıbrıs’ın elimizden çıkmasına karşıyım. 2015 gibide AB’ye gireriz. Böylece 65 milyon Avrupa’ya taşınırız.

Kıbrıs’ımı vermişiz?

Kimin umurunda.

Peki ya Bilişim sektörü?

O da kim ola.

(Bu yazı 13 Aralık 1999 tarihinde yazılmış ve bir kısmı bu tarihi takip eden ilk Pazartesi günü dağıtılan Computerworld dergisinde Editörden köşesinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Ne kadar ilerledik?

6 Kasım’da AB İlerleme Raporu açıklandı. Bu raporda AB mevzuatına ve uygulamalarına geçen bir yılda Türkiye’nin ne kadar uyum sağladığı yansıtılıyor. Herkes bu raporda yer alanları kendi uzmanlık alanı doğrultusunda değerlendirdi. Bir haftaya yakın tartışıldı.

Bu raporda bizi ilgilendiren neler var diye baktığımızda karşımıza telekomünikasyon ile ilgili uyarılar çıkıyor. Kısa dönemde halletmemiz gerekenler şöyle;

  • Mevcut AB düzenlemeleri ile uyumlu yeni Elektronik Haberleşme Yasasının kabul edilmesi.

  • 2002 AB yasal çerçevesi ile ilgili başlangıç koşullarının yerine getirilmesi.

Orta dönemde halletmemizi istedikleri;

  • Elektronik haberleşme alanında müktesebatın uygulanmasına ve ulusal yasal çerçeveye uyarlanmasına devam edilmesi ve pazarın tamamen serbestleşmesine hazırlık yapılması.

AB İlerleme Raporunda yer alan diğer değerlendirmeler ise şöyle;

  • Telekomünikasyon alanındaki gelişmeler genel olarak “some progress” (biraz ilerleme) olarak ifade ediliyor.

  • Elektronik haberleşme ve bilgi teknolojileri alanında mobil hizmetler ve geniş bant piyasaları büyümeye devam etmiştir. Geniş bant piyasasında büyüme esas olarak Türk Telekom’un sunduğu ADSL hizmeti ile sağlanmıştır. Türk Telekom’un sahibi olduğu TTNet’in pazarda yüzde 97 payı bulunmaktadır. Ancak, tüm DSL erişim seçenekleri kısa süre önce alternatif işletmecilere sunulmaya başlanmıştır.

  • Sabit telefon alanında rekabet sınırlı kalmıştır. Alternatif işletmecilerin şehiriçi telefon hizmeti vermesine izin verilmemektedir.

  • Etkin Piyasa Gücü, frekans kullanımı, tarifeler, numara taşınabilirliği, Referans Arabağlantı Teklifleri konularında çalışmalar yapılmıştır. Sabit Telekomünikasyon Hizmeti, Wimax, MVNO ve 3G lisanslarının verilmesi için hazırlık yapılmıştır.

  • Telekomünikasyon Kurumu, düzenlemeler ile doğrudan ilgili 137 personele ve önemli büyüklükte bütçeye sahiptir.

  • Lisanaslama rejimi ve yüksek vergiler piyasaya girişi engellemektedir.

  • Telekomünikasyon Kurumu’nun bağımsızlığının sağlanarak Hükümetin etkilerinden uzak tutulması gerekmektedir.

Sonuç olarak; ülkemizde telekomünikasyon alanında serbestleşme konusunda ciddi adımlar atılmadığı için bu yılki raporda da verilen mesaj değişmedi. AB diyor ki; telekomünikasyonda serbestleşmeyi yapmadınız, mutlaka bir an önce yapın.

(Bu yazının bir kısmı 18 Kasım 2007 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish