Tag Archives: Ar-Ge

Türkiye’nin Dijital Dönüşüm Platformu

Hızla büyüyen küresel toplumumuzda bilgi teknolojileri ile iletişim teknolojilerinin içiçe geçerek geleceği şekillendirdiğine tanıklık ediyoruz. Hizmetlerini daha verimli hale getirmek, faaliyetlerini büyütmek ve maliyetlerini düşürmek isteyen tüm hükümetler ve işletmeler bilişimin dönüştürücü gücünden faydalanıyor.

DEVAMINI OKU

Türkiye’nin Dijital Dönüşüm Platformu

Hızla büyüyen küresel toplumumuzda bilgi teknolojileri ile iletişim teknolojilerinin içiçe geçerek geleceği şekillendirdiğine tanıklık ediyoruz. Hizmetlerini daha verimli hale getirmek, faaliyetlerini büyütmek ve maliyetlerini düşürmek isteyen tüm hükümetler ve işletmeler bilişimin dönüştürücü gücünden faydalanıyor.

DEVAMINI OKU

IFA 2015’te dikkatimizi çekenler

Berlin’de (Almanya) yapılan ve alanında dünyanın en büyüğü olan Tüketici Elektroniği Fuarı (IFA) bu yılda oldukça iddialıydı. 250 binden fazla ziyaretçi beklenen fuara 1645 firma katıldı. Bir günde gezmenin imkansız olduğu fuarda yine bir çok ürün tüketiciye burada tanıtıldı. Ön plana çıkansa cep telefonları oldu. Her yıl katılan bildiğimiz büyük Türk markaları da fuardaydılar.

DEVAMINI OKU

Kim krizde?

Pazar araştırma şirketi GfK’nın Tüketici Teknolojisi Ürünleri Pazarı (Temax) verilerine göz attığımızda ilginç rakamlarla karşılaşıyoruz. Ülkemizin aylık ortalama teknoloji harcaması 3.1 milyar TL. Bu rakam 2015 Mart ayı sonu itibariyle 1.1 milyar Euro’ya denk geliyor. Bir de bu rakamın 4 yıl öncesine göre iki katına çıktığını dikkate aldığımızda ülkemizle gurur duymamak elde değil. Sözün özü biz teknolojiye ayda 14 Euro harcıyoruz.

DEVAMINI OKU

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri

teknokentlerGünümüzde Bilişim Sektörünün etkilemediği, değişeme yol açmadığı sektör neredeyse yoktur. Bu nedenle Bilişim Sektöründen ve onun getirdiği olanaklardan azami ölçüde yararlanan kuruluşlar çok önemli fırsatlar temin etmekte, buna adapte olamayanlar ise ya küçülmekte veya tamamen yok olmaktadırlar. Bu haliyle, Bilişim Sektörü  diğer sektörler açısından  lokomotif özelliği taşımaktadır.

Bilişim Sektörünün, teknolojik gelişmelerden ve Ar-Ge faaliyetlerinden en kolay ve hızlı etkilenen, bu gelişmelerin en fazla uygulama alanı bulduğu bir özelliğe sahip olması büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle Araştırma Geliştirme çalışmaları, Bilişim Sektörünün ve bunun etkilediği diğer sektörlerin gelişiminde çok büyük önemi vardır.
Bunun sonucu olarak günümüzde pek çok ülkede Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi için bir çok düzenleme yapılmış, özellikle üniversitelerin bünyelerinde kurulan Teknoparklar ve Teknoloji Geliştirme bölgeleriyle bu gelişmelerden azami ölçüde faydalanılması amaçlanmıştır.

Bu konuda ülkemizde de bir çok düzenleme yapılmış ve son yıllarda gerçekten çok önemli mesafeler ve başarılar kazanılmıştır.

26.06.2001’de yayınlanan 4691 sayılı Kanun ile kurulan Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde şunlar amaçlanmaktadır:
–    Teknolojik bilginin üretilmesi
–    Üretilen bilginin ticarileştirilmesi
–    Üründe ve üretim yöntemlerinde ürün kalitesi ve standardının yükseltilmesi
–    Verimliliği artıracak ve üretim maliyetlerini düşürecek yeniliklerin geliştirilmesi
–    Küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni ve ileri teknoloji yatırımları yapacak yabancı sermayenin ülkeye girişinin hızlandırılması
–    Sanayinin rekabet gücünün arttırılması

Kanun kapsamında ülkemizde 64 Teknoloji Geliştirme Bölgesinden 50’si aktif bir şekilde faaliyetine devam etmektedir.

teknoloji-gelistirme-bolgeleriİTÜ Arı Teknokent

İTÜ Arı Teknokent Teknoloji Geliştirme Bölgesi Yönetici Şirketi, Teknoloji Geliştirme Bölgesinin 2003 yılında Bakanlar Kurulunda ilan edilmesinden sonra kurulmuştur. Halihazırda 252 Ar-Ge firması ve 6000’den fazla  Teknokent çalışanı ile aktif bir şekilde faaliyetlerine devam İTÜ Arı Teknokent kurulduğundan beri proje sayısı (tamamlanan + devam eden) yaklaşık 2500 adet olup,  2015 yılında ekonomiye 3 Milyar TL kazandırmıştır. İTÜ Teknokent kurulduğu 2002 yılından itibaren de Teknokent firmaları 180 milyon dolarlık ihracat kapasitesine ulaşmıştır. İTÜ Arı Teknokent Binaları  İTÜ Ayazağa Kampüsünde faaliyet göstermektedir. Ayrıca San Francisco Galvanize’da ve Chicago 1871’de ofisleri mevcut olup, yakın zamanda Berlin ve Dubai’de yeni ofisleri açmak için çalışmaları devam etmektedir.

İTÜ Arı Teknokent Programları

İTÜ Çekirdek: İTÜ Çekirdek, İTÜ Arı Teknokent’in Erken Aşama Ön Kuluçka ve Kuluçka Merkezidir. 2015 yılında, İTÜ Çekirdek’e 9 ayda 3900 başvuru yapılmış olup, 250 proje desteklenmiştir. Desteklenen girişimcilere 1.000.000 TL çekirdek sermaye dağıtılmıştır. University Business Incubator Index (UBI)’e göre İTÜ Çekirdek Avrupa’da 8.sırada olup Dünya ölçeğinde 18.sıradaki kuluçka merkezidir.

İTÜ Gate: İTÜ Gate programının amacı; Türkiye ekonomisi için katma değer oluşturacak teknoloji tabanlı firmaları uluslararası pazara taşımaktır. Bu program kapsamında girişimciler çeşitli yoğunlaştırılmış programlar uygulanarak San Francisco ve Chicago’da yapılan DemoDay’ler ile yatırım almaları ve potansiyel müşterilere ulaşmaları sağlanmaktadır.

Görüldüğü üzere Teknoparklar ve burada yapılan Ar Ge faaliyetleri tüm ülkelerin gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Ülkemizde de 40 binden fazla çalışanın görev yaptığı Teknoparklarda, 35 milyar TL.’den fazla ciro,  2,5 milyar dolara yakın  ihracat   yapılmaktadır. Sadece İTÜ bünyesinde faaliyet gösteren İTÜ Arı Teknokent’te 6000’den fazla çalışanın olduğu dikkate alındığında, bu kuruluşların bilimsel çalışmaların yanında, nitelikli personelin istihdamı açısından taşıdığı önem daha da açık görülmektedir.

Mevcut teşvik sistemiyle önümüzdeki süreçte daha da gelişmesi beklenen ülkemizdeki Teknoparklar, Türkiye’nin 2023 yılı hedeflerine çok olumlu katkı yapacaklardır.

Doç. Dr. Tayfun Acarer – 25 Kasım 2016

DEVAMINI OKU

Büyük Veri ve Türkiye

Bugünlerde bilişim sektöründe en çok konuşulan konuların başında “Büyük Veri- “Big Data” geliyor. Gelişen teknolojiler ile birlikte veri, devasa denilebilecek boyutlara ulaştı ve hızla artmaya devam ediyor. Bu artışın kaynağı sadece kurumlar değil, bizler de bireysel olarak yazdıklarımızla, sosyal medyalara aktardığımız videolar, içerikler, birbirimize ilettiğimiz fotoğraflarla bu yelpazede bir şekilde yer alıyoruz.

IDC verilerine göre, 2005 yılından 2020 yılına kadar verinin küresel hacmi 130 Exabyte’tan 40 trilyon Exabyte’a çıkacakmış. Hiç şüphesiz veri artışında internet erişimine sahip cihaz sayısının da büyük bir etkisi var. Morgan Stanley analistleri, 2020 yılında 75 milyar cihazın internete bağlı olacağını belirtiyorlar. Burada söz konusu olan sadece akıllı telefonlar ve tabletler değil, veri aktarma işini gerçekleştirebilecek sensörler benzeri tüm cihazlar bu sürece dahil.

Bu kadar yüksek miktarda verinin toplanması, basitçe sunucu sayısının artması dışında da anlamlar taşıyor.   Eskiye oranla BT’ye artık daha fazla kaynak ayırmak durumunda kalan firmalar yeni teknolojileri takip etmek zorundalar. Dolayısıyla bulut teknolojilerine, veri merkezlerine, veri depolama cihazlarına yatırım yapıyorlar. Firmalar ve son kullanıcı olarak bizler, verilerimizi arşivliyor, artan verilerimizi depolamak için yenilikçi ürün arayışlarına giriyoruz. Dolayısıyla veri depolamanın daha kritik bir sürece dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Tersine, bu alanın pek çok üreticisi ve satıcısı da pazarda yer almak ya da durumunu güçlendirmek için yarışıyor. Ülkemize baktığımızda eskiden beri var olan IBM gibi firmalar dışında çok yeni firmalar görüyoruz. Mesela  NAS (Network Attached Storage-Ağa Bağlı Depolama) alanında Türkiye’ye yatırım yapmaya karar verdiğini bu hafta açıklayan Tayvan kökenli Synology. Her sektörden tüm ölçekteki kurumlar ve son kullanıcılar için verimli ve ideal özelliklere sahip olduğunu açıkladıkları ürünlerini Türkiye pazarına sunmak için Ürün Müdürü Volkan Yiğit’i bu operasyonun başına getirmiş.

Bu bağlamda büyük veriden yola çıkarak veri depolama süreçlerinin önem kazanacağını, ülkemizin de bu alanda önemli bir pazar olduğu için yatırım çekeceğini düşünüyorum. Tıpkı iletişim yazılımları ve servisleri sunan şirketlerinden biri olan Unify’ın Türkiye’ye yatırım yapması gibi. Eski Unify Türkiye Ülke Müdürü Ahmet Gül, Unify EMEA Bölgesi Indirekt Kanal Direktörü olurken, Türkiye Ülke Müdürlüğü görevini Erda Tütüncüoğlu’na emanet etti. Ülkemize küresel ölçekte yapılan yatırımların, buradaki işbirliklerinin, distribütörlük anlaşmalarının önemli olduğunu söyleyebilirim. En büyük artısı ise şüphe yok ki istihdama olan katkılar.

Bu iki örnekte göreceğiniz üzere büyük veri Türk pazarının cazibesini arttırdı. Ama bu alandaki risklere de dikkat etmek lazım. Eskinin bilişim devlerinin bugünlerde nal topladıklarını görüyoruz. Örneğin IBM’in başına gelenler. 2012’de CIA’in açtığı bulut ihalesini, üçte bir daha ucuz fiyat verdiği halde Amazon’a kaybeden IBM, olayı takip ediyor ama sonuç değişmiyor. Çünkü tüm sektör öğreniyor ki, IBM’in bulut teknolojisini CIA “yüksek riskli” olarak değerlendirdiği için ucuz olduğu halde almamış. Etkileşimin sadece Twitter’da olmadığı bir gerçek…

Tüm bu gelişmeler ışığında konuyu şuraya getirmek istiyorum. Genç ve dinamik nüfusumuz, kesişim noktalarında bulunan coğrafyamız, Ar-Ge çalışmalarımız ve yetişmiş insan gücümüzle bizim de çok büyük bir pasta olan bilişim pastasından payımızı almamız gerekiyor. Bu, biraz da süreç işi ama bu konuda ne kadar erken yol alınırsa o kadar iyi olacaktır. Gerçek dünyamızda güzel sözlerimiz vardır; “ Etme bulma dünyası” veya “Ne ekersen onu biçersin” gibi. Bu sözler dijital köyde de aynen geçerli. Unutmayın Siber dünya da yaptıklarımızın karşılığını anında verecektir.

(Bu yazının bir kısmı 1 Haziran 2014 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişimde Telif Hakları Baskısı; Avukat Satıcılar Dönemi mi?

Maalesef bilişim sektörünün yazılım tarafındaki treni 1980-90lardan itibaren kaçırdık. O dönemde altyapısı düşük yazılımlar bile yıllar içinde tecrübe ve bilgi birikimlerini artırıp, bugünlerin bilişim devleri haline geldi. Böyle olunca da, bugün 50-60 milyarlara varan bilişim teknolojileri bir yandan verimliliğimize ve iş yapış süreçlerine olumlu katkıda bulunurken, diğer yandan “bütçe açığına” en büyük deliklerden birisini açıyor.

Gerçi AK Parti hükümeti bilişim sektöründe en çok tedbir alan hükümetlerden birisi. Hem bu firmalara, “madem satış yapıyorsun, burada biraz da üretim yap” diyor, hem de ARGE konusuna ağırlık veriyor. Örneğin BTK’nın 3G ihalesindeki hareket tarzı ülkemiz için bir kilometre taşıdır. Bu ihalede, firmalara hem belli sayıda (500) mühendis çalıştıran ARGE merkezi kurma zorunluluğu getirdiler, hem de alımlarının belli bir bölümünü Türk KOBİ’lerinden yapma zorunluluğu getirdiler.

Ama hala uluslararası yazılım firmalarının yüzde 90’ı domine ettiği bir ortamda yaşıyoruz. Bu firmaların ilk satış sonrasındaki en önemli gelirleri ise, destek ve yıllık aldıkları lisans paraları.

Ancak bu lisans paraları, son yıllardaki tahsil şekilleriyle adeta bir giyotine dönüşmüş vaziyette. Zaman içinde, ilk sahiplik fiyatının bir kaç katına mal olsa da; lisans paraları, haklıdır diyelim. Çünkü firma yazılımı bir kere yazıp, parasını çıkarmış bile olsa, bu yazılımı güncel tutmak için bakım yapması gerekebiliyor. Fakat günümüzde olay maksadını aşıyor gibi. Çünkü firmalar bırakın kamu ve özel firmalardan aldıkları lisans paralarını, bir yandan da almadıkları (hatta hayali) rakamlara göz dikmiş durumdalar.

Geçen hafta görüştüğüm bir avukat ilginç konular anlattı. Gördüğüm kadarıyla, Türkiye’de yeni bir satıcı sınıfı doğmuş “avukat satıcılar”. Bu konuya baro gibi kuruluşlar etik açıdan nasıl bakıyorlar bilemem ama ben süreci anlatayım. Türkiye’de BSA (Business Software Alliance) denen ve bir takım çok uluslu firmaların telif haklarını araştıran bir oluşum var. Bu oluşum, Adobe, Symantec, Microsoft, vb. gibi firmaların oluşturduğu bir platform ve  bana göre firmaların kendi yaratıcılıklarının ya da satışlarının eksik kaldığı yerde ortaya çıkıyor ve nerdeyse tehdit-şantaj diyeceğim yöntemlerle olayı bir yerlere götürüyor.

Örneğin birgün bakıyorsunuz, firmanızı basmışlar ve diyorlar ki; “Sizde kopya yazılım var. Bize şu kadarı yazılımın lisans ücreti, şu kadarı da tazminat olmak üzere, toplam şu kadar para ödeyin, yoksa karışmayız ve sizi mahkemeye veririz”. Siz de soruyorsunuz; “Allah, Allah nerden çıkardınız bunu, bizde kopya yazılım filan yok”. Cevap şu şekilde; “Olmaz olur mu? Siz eleman ilanı verdiniz ve ilanda, tercihen İngilizce bilir, askerliğini yapmış vb’nin yanında bir de ofis yazılımları ve PDF yazılımları konusunda tecrübeli olması şartını koydunuz ama biz baktık siz bizim programın lisansını almamışsınız, o halde sizde kopya yazılım var.”

Ya da başka bir örnek; firmanızı arayan avukat kişi diyor ki; “Bize sizdeki yazılımların ve makinaların bir envanterini gönderir misiniz?” Firmanın avukatı buna karşı çıkıyor: “Göndermek zorunda değilsiniz.”diye. Ama sizin korkacak bir şeyiniz yok ve “Boşver gönderelim yahu” diyorsunuz. Sonra ne oluyor? Bitmek bilmeyen bir süreç. “Sizdeki makine sayısı ile yazılım sayısı birbirine uymuyor. Muhtemelen kopya yazılım kullanıyorsunuz, size baskın yapmayalım ama şu kadar lisans daha alın”.

Ya da başka bir örnek; Ankara’da bir teknoloji dükkanınız var ve yılda 1 milyon dolarlık marka yazılım satıyorsunuz. Ama devran değişiyor, dünya tabletleşiyor, Android ve iOS’laşıyor. PC ve dizüstü pazarı gerilemeye başlıyor. Dolayısıyla pazarda bu marka eskisi gibi satmıyor. Ama marka kızgın, “Siz bunu daha önceki seviyeye çıkarın” diye baskı yapıyor. Siz çıkaramıyorsunuz. O zaman ne oluyor? Bir gün dükkanınıza bir çocuk geliyor ve yalvar yakar; “Abi ben burada ailemden uzaktayım, ne olur yardımcı olun. Bu kadar para veremem. Şunu ne olur yükleyiver be abi”. Olmaz diyorsunuz ama çocuk dinlemiyor. Sonunda boşver diyorsunuz ve yüklüyorsunuz. Meğerse bu çocuk o markanın bir müfettişiymiş ve size bu yükleme 250.000 dolara mal oluyor.

Bir başka örnek; İnternet Kafeler basılıyor. Kendilerine 120.000 dolar tazminat ve 2-3 yıl hapis cezası alabilecekleri bir mahkeme sopası gösteriliyor. Karşılığında kafe başına 15.000 TL gibi bir lisans artı tazminat öderseniz tamamdır deniliyor.

Bunlara yol açan nedir; BSA her yıl korsan yazılım araştırması diyerek bir rakam açıklıyor. Bu rakam 10 sene önce filan yüzde 66’ydı. En son geçen yıl açıklandı yüzde 62. Fakat bu rakam da bir alem. İlk rakam büyük bir araştırma firmasının bölgedeki Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkelerle ülkemizi GSMH, satılan PC sayısı, satılan işletim sistemi sayısı açısından karşılaştırması ile masa başında oluşturulan bir rakam. Fakat masa başında oluşturulmasını ciddiye almazsanız yanılırsınız. Çünkü bu rakamı Avrupa Birliği ciddiye alıyor ve firmanın telif baskınlarını mazur göstermek için masa başında uydurduğu rakam üyelik görüşmelerinde ya da Birleşmiş Milletler gibi yerlerde başınıza bela kesiliyor. Bu rakamın nasıl oluşturulduğuna, methoduna filan bakmadan örneğin Apple “Bu ülkede telif haklarına saygı yok” diyerek mesela App Store’dan e-Book indirmenize sorun çıkarıyor. Yani anlayacağınız ülkemizdeki dünya devi yazılım firmalarının kendi kazançları için masabaşında yaptırdıkları araştırmalar AB’ye girmemizi engelliyor. İlgili bakanlığın dikkatine…

Belki bizin ülkemizdeki korsan yazılım, ABD’den ya da Avrupa Birliğinden çok da farklı değil. O ülkelerde  film ya da müzik endüstrisinin yaptığı baskınlara baktığınızda çok da masum olmadıklarını filan görüyorsunuz ama “tu kaka” olan bizim ülkemiz oluyor. Firmaların kendi satışları için ülkeleri harcaması nasıl bir durum?

Bu arada yukarıda bahsettiğimiz yüzde 62 rakamının nasıl bulunduğunu anlatalım. Bu rakamın bulunma işlemi IDC adlı araştırma firması tarafından yazılım pazarının yüzde 84’ünü oluşturan 33 ülkede 15.000 kişinin katıldığı bir online panel ile yapılmış. Bu 15.000 rakamını 33 ülkeye bölerseniz, ülke başına 454 kişi çıkar. Şimdi soru şu; 454 kişi bir ülkeyi temsil eder mi? Hele AB üyeliğini etkileyecek şekilde? Diğer soru ise şu; kim gidip de bir online panele “Ben korsan yazılım” kullanıyorum der? Kendisinin bulunup paralarının alınacağını düşünmez mi? O zaman bu 454 kişi kim? Yazılım firmalarında çalışanlar mı?

Fakat daha komiği şu; bu rakamı devletin de sorgulamadan kabul etmesi. Bir arkadaşımın anlattığına göre; İzmir’de yapılan bir konferansta Kalkınma Bakanlığı yetkilileri bu rakamı futursuzca söyleyebilmiş. Methodu ve kaynağı sorulduğunda ise “galiba..” diye başlayan bir cümle kurmuş. Acı ama gerçek.

Yani bırakın kendi hakkımızı korumayı, biz bile bize yakıştırılanları kabul ediyoruz, hiç sorgulamadan. Oysa devletin daha ciddi olması gerekmez mi? Kendisini zor durumda bırakan rakamları araştırması daha uygun olmaz mı? Ülkemizin baskıya uğrayan yerel firmaları, bilişim sektörünü harekete geçiren başarılı bir hükümetin bu konulara da ilgi göstermesini bekliyor.

(Bu yazının bir kısmı 27 Ekim 2013 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yazıcı cephesi ne durumda?

Bilişim denince doğal olarak aklımıza hep bilgisayar ve yazıcılar gelirdi. Cihazlar arasında başlayan yakınsama ile birlikte  artık aklımıza ilk olarak bilgisayar ve cep telefonları geliyor. Yazıcılar sanki biraz geri plana düştü. İnsanlar biraz kağıdın kalabalığından kurutlmak biraz da bilinçaltına yerleşen çevresel algılar yüzünden mecbur olmadıkça kağıt çıktı almıyorlar artık. En azından benim çevremdeki bireysel davranış şekli bu. Nitekim bende öyle. Gerekli değilse her şeyi bilgisayarda saklamayı tercih ediyorum.

Diğer taraftan yazıcı pazarı teknolojik gelişmişlik olarak son noktaya geldi gibi bir algıda oluştu.  Öyleyse yazıcı sektöründe Ar-Ge nasıl yapılıyor? Bulut bilgi işlemin yazıcı dünyasında da bir etkisi var mı? Son beş yıldır Web 2.0 diyoruz. Print 2.0 var mı? Hepimizi hayrete düşürecek yeni bir baskı teknolojisi ortaya çıkar mı diye baktığımızda bize göre yakın zamanda böyle bir ihtimal yok. Fakat biz yine de tüm bu soruların cevabını kaynağında arayalım dedik.

Yazıcı pazarının etkili oyuncularından HP’nin Baskı ve Görüntüleme Grubu Kıdemli Başkan Yardımcısı Bill DeLacy ile görüştük. Ar-Ge konusunda şunları söyledi: “Ar-Ge çalışmalarına yılda 4 milyar doların üzerinde bütçe ayıran HP, kullanıcılarına ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayan ürünler sunmak üzere çeşitli ülkelerde müşterilerini evinde ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerde hem kültürel özellikler hem de şikayet ve önerilerden elde ettiği verilerle çalışmalarına yön veriyor ve yenilikçi ürünler ortaya çıkarıyor. Örneğin HP Laboratuvarları’nın deneyim ve bilgi birikiminin yansıtıldığı HP İTÜ Yazılım İnovasyon Merkezi’nin, Türkiye’yi Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika (MEMA) bölgesindeki en önemli Ar-Ge üssü olarak konumlandırması hedefleniyor. Merkez, tüm bu bölgeler için daha hızlı ve daha güçlü yazılımların geliştirilmesinin yanı sıra iş dünyasına yönelik teknolojik çözümler de üretecek.”

Bulut bilgi işlem ve Web 2.0 tahmin ettiğimizi gibi yazıcı dünyasında da karşılığını bulmuş. Print 2.0 diye yeni bir kavram ortaya çıkmış. DeLacy bu konuda eğilimleri şöyle anlatıyor: “Eskiden sadece yazıcılardan, yani cihazlardan söz ederdik. Web 2.0’la birlikte içerik üretme ve paylaşım gündeme geldi, internet üzerinden etkileşim gelişti. Kullanıcıların içeriği üretmesiyle, baskıda da Print 2.0 dönemi HP ile başladı. Kullanıcılar için Print 2.0; kişiselleştirme, kendini ifade etme ve özgürlük olarak algılanıyor. Dünyanın web’e bağlı ilk ev yazıcısı olan HP Photosmart Premium Web gibi yazıcılarla doğrudan web’den baskı almak tek bir dokunuşla mümkün oluyor.

İş dünyasında Print 2.0, baskı ortamının işi etkin kılan bir faktöre dönüştürülmesi olarak algılanıyor. Print 2.0, baskı ve dijital görüntüleme ortamını arka büro sabit gideri olmaktan çıkarıp, maliyet tasarrufunun yanı sıra iş fırsatları açısından da stratejik bir tetikleyici faktöre dönüştürüyor. KOBİ açısından değerlendirildiğinde, yazdırılan materyallerde renk kullanımının stratejik yönetimi bu malzemelerin bütçeye getireceği etkiyi önemli ölçüde azaltiyor. Kurumsal anlamda Print 2.0, yönetilen baskı hizmetleri yoluyla şirketlerin baskı maliyetlerinde %28 ile %48 arasında tasarruf elde etmelerini sağlıyor.”

Geçtiğimiz yıl HP’nin Türkiye’ye fabrika kuracağı bildirilmişti. Bunun akibetini merak ediyorduk. Onu da sorduk. DeLacy şöyle cevapladı: “HP, Türkiye’ye verdiği önemi önümüzdeki yıl kuracağı bilgisayar fabrikasıyla da gösterecek. Bu proje hayata geçirildiğinde Türkiye, küresel olarak bakıldığında ilk defa ileri teknoloji konusunda ihracat gerçekleştirilebilen bir ülke haline gelecek.”

Bu fabrikada sadece bilgisayar üretilecek. Gerçi biz hiç değilse bir üretim bandında da yazıcı üretilse iyi olur dedik ama netice itibariyle Endüstri Mühendisleri daha doğrusunu bilir.

Yazıcı cephesinde HP bu durumda. “Diğer markalar ne durumda?” derseniz, onu bende merak ediyorum.

(Bu yazının bir kısmı 7 Mart 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Bilişim Bakanı Binali Yıldırım

Yanlış bilmiyorsunuz. Binali Yıldırım aslında Ulaştırma Bakanı. Fakat geçtiğimiz bir hafta içinde üç defa Binali Yıldırım’ı dinleyince böyle olması gerektiğini düşündüm. Gerçi biz bilişim gazetecileri bir araya geldiğimizde hep tartıştığımız bir konu “Bilişim sektörü neden Ulaştırma Bakanlığına bağlıdır?” sorusudur. Cevabı da “Herhalde ses ve verinin bir yerden başka bir yere iletilmesi söz konusu olduğu için Ulaştırma Bakanlığına bağlandı.” şeklinde kafamızda yer etmiştir. Her ne sebeple Ulaştırma Bakanlığına bağlandığını tam olarak bilmesekte bunun doğru olmadığı konusunda biz Bilişim gazetecileri hem fikiriz. Gönlümüzde yatansa tüm bilgi ve iletişim teknolojilerinin Bilişim Bakanlığının kurularak buraya bağlanması. İlk Bilişim Bakanı olmaksa bazı insanlarla birlikte tabii ki benimde hayalim. Siyasete girmeden bakan olmak mümkün nasıl olsa.

Dediğim gibi Binali beyi bir yıl aradan sonra haftada üç sefer dinledim. Bilişime oldukça vakıf olmuş. Söylemleri, profesyonel stand-up’çılara taş çıkartacak şekilde yerinde yaptığı espirileri ile konusuna tam hakimdi.

İlk olarak Uluslararası Bilişim Sanayii Zirvesi’nde dinledim. Binali Yıldırım, TÜBİSAD’ın Intel ile birlikte Ankara’da düzenlediği bilişim ve ekonomiye yön veren dünyaca ünlü isimler ve devlet yöneticilerinin bir araya getirildiği bu zirvede konuştu. Bu zirvenin bazı katılımcıları şunlardı. ABD Başkanı Barack Obama’nın Bilişim Danışmanı Dr. Robert Atkinson, Intel Kıdemli Başkan Yardımcısı  John Davies, Avrupa Komisyonu Lizbon Stratejisi Bilgi Toplumu Genel Direktörlüğü Ekonomik ve İstatistiki Analiz Birim Başkanı Lucilla Sioli ve daha bir çok yerli, yabancı bilişimci. Yıldırım, “Artık alın terinin yerini akıl teri alıyor. Ülkemizi geleceğe taşımak için akla, araştırmaya, bilişime yatırım yapmamız gerek. Hedefimiz, 2023’te Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmesini sağlamak. 2023 yılında Gayri Safi Milli Hasıla’dan Ar-Ge’ye yüzde 2,5 pay ayırmayı, bilgi ve iletişim teknolojilerinin payını artırmayı, sektörün cirosunu 160 milyar dolara çıkarmayı ve bu ciroda yazılımın payını artırmayı hedefliyoruz. Bu hedef için hayatın her alanında yapacağımız çok iş var. Ama tüm bunların tepesinde, öncelikle bilişim hedeflerimizi gerçekleştirmeliyiz. Çünkü bilişim, artık tüm sektörlere destek veren çatı sektör haline geldi. Bu nedenle bilgi ve iletişim teknolojilerine yatırımlarımıza hızla devam edeceğiz” diye konuştu. Oldukça hoşum gitti bu yaklaşımları. Hani derler ya “ağzından bal damlıyor.”

Birkaç gün sonra Sapanca’da Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği (TELKODER) tarafından düzenlenen 4. Telekomünikasyon Zirvesi’nde yine Binali Yıldırım bizlerleydi. Burada yaptığı konuşmada Telekomünikasyon altyapısının önemine değinen Yıldırım, ”Bu bizim ortak malımız. Bu, bir buçuk asırlık değerdir. Bunun kullanılmaması büyük bir hatadır. Kullanırken de ‘Madem serbestleşme oldu, herkesin bunun bedelini ödeyerek kullanması gerekir. Ben kullanmıyorum, kimseye de kullandırmıyorum’ mantığı yanlış. Bu bizim gelişmemizi önler, önümüzü tıkar” diye konuştu. Ayrıca düzenlenen basın toplantısında ise sektöre yeni giren küçük firmalara, büyük işletmelerin gerekli desteği vermesi gerektiğini anlatan Yıldırım, şunları kaydetti: ”Şu anlamsız kavgayı bırakalım, ‘Ben kullanacağım, o kullanacak, altyapı benim, altyapı senin’ derken, yarın birgün tıkanacağız. Konuşmayı bile yapamaz hale geleceğiz. O hızla büyüyoruz. Süratle altyapı yapmamız lazım. Telli, telsiz, ne bulursak. Yapılıyor zaten. Önüne gelen, kablo atıyor. Elektrik şirketleri yapıyor, belediyeler yapıyor. Önüne gelen kablo atıyor. Atsın. Biliyorlar ki, onun bir taliplisi olacak. Onlar turşusunu kursunlar. Turkcell orada, Telekom burada. Bunlar beklesinler, bunlara da ihtiyaç olmayacak. Sektörde bazen küçükler de rahat durmuyor. Geliyor yanına, bir tekme atıyor, ‘Of ayağım’ diye tutmaya başlıyor. Yahu ne tekme atıyorsun? Gücüne göre iş yap. Sınırsız tarife, bilmem ne… Etin ne, budun ne? Bırak gücün neye yetiyorsa, o işle uğraş. Öbürü de tabii başlıyor, ‘Sen misin böyle yapan’. Ondan sonra, yetiş ya Tayfun Acarer. Doktor gidiyor, iş işten geçmiş oluyor. Tedavi süresi biraz zaman alıyor.”

Sabah kahvaltısını trencilerle, öğle yemeğini kamyoncularla, akşam yemeğini uçakcılarla yemesi gereken bir bakanın bu yoğunluk arasında bilişimcilerle hem akşam hem de sabah kahvaltısında bir araya gelmesi oldukça yararlı oldu. Bence bir an önce Bilişim Bakanlığı kurulmalı ve başına da Binali Yıldırım getirilmeli. Türkiye’nin ilk Bilişim Bakanı olma hayalimden ancak bu şartla vaz geçerim.

(Bu yazının bir kısmı 28 Şubat 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yazılım: Ekonominin yeni kalkınma gücü

Kısa adı YASAD olan Yazılım Sanayicileri Derneği tarafından iki rapor yayınlandı. Bunlardan ikiside birbirinden ilgi çekici. Birincisinin ismi yazımızında başlığıyla aynı ismi taşıyor “Yazılım: Ekonominin yeni kalkınma gücü”. Diğeri ise “Mevcut mevzuatta yazılım sektörüne sağlanan teşvik ve desteklerle ilgili sorunsallar”.

Birinci rapor oldukça ilgimizi çekti. Bakın birinci rapordan neler öğrendim. OECD ülkelerinde yapılan yazılım yatırımlarının, ülkelerin ortalama Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nı yüzde 0,5 ile yüzde 2,7 arasında yükselttiğini. Örneğin ABD’de, 2007’de, reel sektör büyüme oranı yüzde 2 iken yazılım sektöründe büyüme oranı yüzde 17 olmuş. Avrupa Birliği ülkelerinde yazılım ürünleri ve yazılım hizmetleriyle ilgili harcamalar yıllık 258 milyar Avro tutarında olup, bu harcama AB ülkelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ortalamasının yüzde 2,6’sını oluşturuyor.

Bazı ülkeler yazılım sektörüne o kadar ciddi eğiliyorlar ki diğer bir deyişle yazılım sektörünü stratejik sektör olarak konumlandırıyorlar. Yazılım sektörüne bu kadar ihtimam gösterdikleri içindir ki meyvelerini de ihracat olarak alıyorlar. Örneğin OECD ülkelerinde yazılım ürünleri ihracatı 2006 yılı sonunda 19 milyar dolar olarak gerçekleşirken yazılımla ilgili hizmetlere ilişkin ihracat rakamı 2006 yılı sonunda 86 milyar dolar olmuş. Yazılımı stratejik sektör olarak konumlandıran ve 3İ diye adlandırılan İsrail, İrlanda ve Hindistan’ın rakamları ise daha çarpıcı. Hindistan’da yazılım ve hizmetleri ihracatı 2008 yılı sonu itibariyle 47 milyar dolar, İrlanda’da 16,8 milyar dolar, İsrail’de ise 5,68 milyar dolardır.

Yazılımın en önemli desteği ise istihdamda görülüyor. Çünkü yazılımın en önemli sermayesi insan. 2007 yılı sonu verileri itibariyle Avrupa Birliği bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründeki iş gücünün yüzde 55’i yazılım sektöründe istihdam ediliyor. Yazılım sektöründe istihdam edilen kişi sayısı Avrupa Birliği’nde 4,3 milyon kişidir. Bu sayı her yıl yüzde 5 artıyor. ABD’de ise yazılım sektöründe 1,7 milyon kişi istihdam ediliyor ve bu sektörde istihdam edilenlerin ortalama maaşları ABD’deki maaş ortalamasının iki katıdır. Avrupa Birliği ortalamasına göre, yazılım sektöründe istihdam edilen bir yazılım geliştiricinin işverenine kazandırdığı gelir, kişi başı yıllık ortalama 100.000 avro civarındadır. Şaşırtıcı rakamlar değil mi? Devam edelim. Hindistan 1980’lerin ikinci yarısında yazılıma yönelmeye başladı. 2004′ gelindiğinde yani yaklaşık 20 yıllık bir süreçte bu sektörün istihdamı sıfırdan 850.000 kişiye çıktı. Bu gelişmeyi bu yıllarda ülkemiz gösterebilseydi şimdilerde yüzde 10’un altına düşüremediğimiz işsizlik oranımız ne olurdu? Tahmin edebiliyor musunuz? Örneğin İrlanda’da 1986’da işsizlik oranı yüzde 17 iken yazılım sektöründe yaşanan atılım sayesinde 2001 yılında işsizlik oranı yüzde 4,3’e düşmüştür. Başka söze gerek var mı? Yazılım sektörünün istihdam konusunda en önemli özelliklerinden biri de kadınların ve özellikle de engellilerin istihdamına önemli imkanlar sağlamasıdır.

Buraya kadar yazdıklarımızla birlikte raporun tamamını şöyle özetleyebiliriz.

-Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı artıracak
-İhracat rakamlarını büyütecek
-İşsizliği azaltacak
-Verimliliği artıracak
-AR-GE’nin kaltiesini yükseltecek
-Bilgi çağı ekonomisinde Türkiye güçlü bir ülke olacak.

Yazılım sektörünün tüm bunları gerçekleştirebilmesi için ihtiyacı olan her türlü ortamı sağlamaksa tabii ki siyasi otoritelerin işi. Başta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve tüm hükümet üyelerine duyurmakta bizim işimiz.

(Bu yazının bir kısmı 24 Ocak 2010 tarihli Para dergisinde yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU
1 2
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish