105 milyon dolarlık vole

BTK verilerine göre Türkiye de sayıları 25.000 olarak ifade edilen internet kafeler Microsoft’un gündeminde. Yine BTK verilerine göre bu internet kafelerde bulunan bilgisayar adedi 1.050.000. Bu büyük pazarın her zaman farkında olan Microsoft geçmişten bu yana internet kafeler için çeşitli projeler üretti. Internet Kafeler için özel olarak çıkarttıkları Win98 lisanslarını ve XP lisanlarını dönem dönem sattılar. Ancak bu projeleri ürettikleri yıllarda İnternet kafelerin Meslek Odaları yoktu. Bu gün ise İİKO, AİKO ve DİKO gibi meslek odaları var ve artık bu odalar ile iş birliği içinde çalışıyorlar.

DEVAMINI OKU

CeBIT´te sınıfta kalanlar

Bu yazı CeBIT fuarında yazıldı. Niyetimiz bu yazımızda sizlere fuardaki teknolojik yenilikler hakkında bilgi vermekti. Fakat gözlemlerim bu yazıyı kaleme almama sebep oldu. İçerik değişince yazıyı beklemeye aldım. Yazıyı yeterince eskittiğimi düşünüyorum…

DEVAMINI OKU

Yorumlu…

Geçen hafta hem ekonomi hem de bilişim sektörünü ilgilendiren alibaba.com’un erişiminin kapatıldığını yazmıştık. Bizler neden olduğunu araştırmaya giriştik. Neden olduğunu öğrendik. Fakat birçok yayın organı da bu konuya ilgisiz kalmayınca alibaba.com birden açılıverdi.

DEVAMINI OKU

Neyleyim yeni hizmet / İlle de fiyat, ille de fiyat

Yer: Mecidiyeköy’de NT Kitabevinin önü. Saat 16:00. Görme özürlü biri sırtını vitrine vermiş bekliyor. Belli ki birini bekliyor. Çünkü elinde bir çiçek demeti var. Tanıdığım çiçeklere benzemedikleri için ne olduğunu söyleyemeyeceğim. Bence siz de tahmin yürütmeye kalkmayın çünkü ben sadece gül ve laleyi tanırım. Bu durum tarif edemeyeceğim bir şekilde ilgimi çekti. Neden ve kimi beklediği sorularının cevabını öğrenme isteğim birden tavan yaptı. Hemen mağazaya girdim. İçeriden tam arkasına gelip güya dergilere bakıyormuş gibi yapıp onu gözlemeye başladım.

İçimdeki merak had safhaya çıkmıştı. Söz konusu vatandaş cep telefonu ile konuşmaya başladı. Ne konuştuğunu duyabilmek için cama o kadar sokuldum ki neden sonra bir ara kendimi araba camlarına yapıştırılan Garfield gibi hissettim. Hemen kendimi toparladım. Bir anda aklımdan geçen bir bilgi tanesi, beni, Archimed’in suyun kaldırma kuvvetini bulduğu günden daha fazla sevindirdi. “Yahu adam görmüyor zaten. Ne diye böyle Sherlock Holmes ayaklarına yatıyorum ki?” diye düşünür düşünmez soluğu adamın yanında aldım. Bu dünyada aynı noktada randevu vermiş tek kişi o olamazdı değil mi?

“Tamam Ebru. Sen iyice anladın değil mi olduğum yeri? Seni bekliyorum. Görüşürüz.” Dedikten sonra kapattı telefonu. Konuşmanın başını maalesef kaçırmıştım. Fakat bir bayanı beklediği gün gibi açıktı. Üstelik elinde çiçeklerle. “Eyvah! Gelen bayan ya görebilen birisiyse… Yok canım, dedim ya. Aynı noktada randevu vermişiz. Sakin ol!” demeye kalmadı Murat Muhallebicisi tarafından görme özürlü bir bayanın yaklaştığını fark ettim. Elindeki bastonun yere vururken çıkardığı sesi duymuş olacak ki bizimkinin yüzü o tarafa döndü ve dudaklarından fısıltı halinde bir kelime döküldü: “Ebru!” Alnı terlemeye, bastonu ve çiçekleri tutan elleri titremeye başladı. Nefes alışverişi hızlandı. “Ahhhh! Aşk. İşte bu. Ne güzel duygusun sen.” Diye geçirdim içimden. Ve zaman dondu Mecidiyeköy’ün göbeğinde.

Erkeğin adı: İsmail. Özürlü kadrosunda bir bankada çalışıyor. Bayanın adı: Ebru. O da özürlü kadrosunda bir kamu kurumunda çalışıyor. Her ikisi de aileleriyle ve kardeşleriyle yaşıyor. Birbirlerini MSN Messenger vasıtasıyla bulmuşlar. Her ikisinin de evinde bilgisayar ve ADSL var. Önceleri bu ADSL bağlantısı limitliymiş, fakat tanıştıktan sonra sınırsıza geçmişler. İlk tanışmalar esnasında her ikisine de kardeşleri yardım etmiş. Hala da kardeşleri bilgisayarı açıyor, İnternet’e bağlıyor, bunları karşı karşıya getiriyor sonra da aradan çekiliyorlarmış. Bunlar da saatlerce sesli konuşuyorlarmış. Böylece arkadaşlıkları ilerlemiş. Bu ilk buluşmaları imiş. O yüzden başlangıçta biraz heyecanlıydılar. Fakat geçen süre içinde daha rahat hale geldiler. Bunları nasıl mı öğrendim? Tabii ki tanıştım onlarla. Kendimi tanıttım. Ne düşündüysem onu söyledim. Onlarla bir yarım saat Murat Muhallebicisi’nde beraber oturdum. Sonra da izin alıp ayrıldım. İlk buluşmaları. Yalnız bırakmak lazım değil mi?

Yarım saatlik konuşmamızın en az 20 dakikası Türk Telekom ve ADSL bağlantısı üzerineydi. En çok şikayet ettikleri konu messenger üzerinden görüşmelerde hatların parazitli olması ve seslerin kesik kesik duyulmasıydı. İkinci konu tabii ki ADSL fiyatları. “Her ay bir sürü para ödüyoruz Telekom’a” dedi İsmail. Ben de ona; “Yakında fiyatları düşürmeleri bekleniyor” dediğimde aldığım cevap “Yok be abi, Araplar kondular oluk oluk para getiren şirketin başına. Yapsalardı şimdiye yaparlardı. Ben inanmıyorum fiyatlarda indirim yapacaklarına. Yeni hizmetler ortaya atıp hizmet ve fiyat kalabalığı yapacaklar. Bak gör. Dediydi dersin.”

Bu cevap üzerinde Türk Telekom’un yöneticilerinin bence uzun uzun düşünmesi lazım. Halk yani ticari deyişle tüketici nezdinde nasıl algılandıklarını iyi tahlil etmeliler. Şayet bu ülke için yeni hizmetler planlıyorlarsa halkın önceliklerini dikkate almalılar. Halk, Türk Telekom’dan ilk etapta yeni hizmet beklemiyor. Mevcut hizmetlerin kalitesinin artırılıp fiyatlarının düşürülmesini bekliyor. Düşürülecek bu fiyatlar kullanım süresini uzatacağından aslında Telekom’un hiç bir kaybı olmayacak. Bu sürümden kazanma stratejisi orta ve uzun vadede cirolara da olumlu yansıyacaktır. Ayrıca bir diğer olumlu yönüde düşük fiyat politikasının tüketicide oluşturacağı pozitif etki. Bu pozitif etki yeni sunulacak hizmetlerin daha çabuk kabul görmesini sağlayacaktır. Fakat Türk Telekom cephesine baktığımızda vardığımız sonuçsa yeni bir sürü hizmet geleceği yönünde. Yani İsmail haklı çıkacak gibi. Bizim tavsiyemiz Türk Telekom’un “Kör tuttuğunu öper” misali davranmayı bırakıp bir kez daha düşünmesi.

(Bu yazının bir kısmı PC Magazine dergisinin Temmuz 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Ucuz İnternet hakkımız, söke söke alırız!..

Hiç denk geldiniz mi “Kadrolu Pazar eylemcileri”ne. Yakın arkadaşlarımdan biri olan Cem (bu bizim yayın yönetmenimiz Cem Kıvırcık değil tabii ki…) her Pazar günü Kadıköy’de eyleme katılır. O eyleme katıldıkça ben de ona kinayeli kinayeli takılırım. “Bugün polislerin formları nasıldı?” “Polis seni coplarken neler hissettin?” “Acı var mı, acı?”… gibi.

Cem, bilgisayarla da ilgili biridir. Kendi bilgisayarını rahatça formatlayıp istediği yazılımları kurabilecek kadar aşinadır bilgisayar teknolojisine. Zaman zaman elinde bilgisayar dergisi de gördüğüm olmuştur. Bilişim teknolojilerine olan bu ilgisi hoşuma gitmesine rağmen kendisine hiç belli etmedim. Nedendir bilmiyorum.

Bir cumartesi günü tesadüfen birkaç arkadaş bir arada iken takılmadan duramadım kendisine. “Anarşist kardeş! Yarın Pazar. Dayak konunuz nedir?” diye sordum. “Amerika’nın Irak’ı işgalini protesto edeceğiz” dedi. “Amerika’nın da çok umurundaydı” diye karşılık verip devam ettim, “Yahu kardeşim bir günde şu ülkeye faydalı bir şey yapın. ADSL üzerinden İnternet’e erişim çok pahalı. Bir gün de bunun eylemini yapın.” Beklemediğim bir cevapla karşılaştım: “Biz 40 kişilik bir grubuz. Arkadaşlara söyleyeyim. Uygun görürlerse İnternet için de dayak yeriz.” demez mi? Ben donakaldım. Beklemediğim bir cevaptı. Sadece “Büyüksün be anarşist kardeş” diyebildim.

Kadıköy’de bir öğleden sonra. Önünden geçtiğim büfeden gelen sosis kokuları açlığımı hatırlattı bana. Sosisli almak için büfeye yöneldim. Bir sosisli istedim. Genelde güneydoğulu kadınların başlarını bağladığı gibi başı bağlı, eşarbın üstüne, başka bir eşarbı yuvarlayıp ip haline getirerek alnından dolayarak arkadan bağlamış (Rambo’nun alnına kurdela bağladığı gibi…) bir kadın vardı büfede… Kadın benim siparişimi hazırlarken “Yoğ, yoğğğ. Bu yeni A-De-Se-Le’den heç memmun degilem.” diye bir cümle sarfetti. Bir an afalladım. Fakat büfenin içinde biraz arka planda oturan gençten bir delikanlıyı görünce daha önce başlayan bir konuşmanın ortasına düştüğümü fark ettim. Delikanlı “Niyeki ne? Hızın 512 oldu. Nesini sevmedin?” diye bir cevap verdiğinde kadın sosisliyi bana uzatırken hiç beklemeden “Nesini seveyim ki? Hem pahalı, hem gotalı, hemi de dendigi kadar hızlı degil.” dedi. Delikanlı bunun üzerine “Gotalı tamam, pahalı tamam da, hızını nası ölçtün ki?” dediğinde kadın paramın üzerini bana uzatırken yine beklemeden “Çetim heç hızlanmadı.” dedi. Ben koptum. Ayıp olmasın diye hemen arkamı dönüp gülmemek için dişlerimi sıkarak uzaklaştım.

Ülkemizdeki İnternet erişiminin bir numaralı kaynağı olan Türk Telekom geçtiğimiz yıl özelleşti. Türk Telekom’un yeni hali biz bilişimcileri mutlu etse de beklentilerimiz hala karşılanmadığı için hayal kırıklığına doğru yol almaktayız. Bu beklentilerimizden en önemlisi olan daha ucuz İnternet erişimi konusunda henüz bir gelişme yok. Türk Telekom’un yeni Genel Müdürü Paul Doany’nin İnternet’i ucuzlatacaklarından bahsetmesine rağmen şu ana kadar somut bir sonucun olmaması hayal kırıklığımızı artırıyor. Bugünkü fiyatlara rağmen ADSL abone sayısının 2 milyona dayandığını dikkate aldığımızda, söz konusu rakamın daha yukarılara tırmanmasının önündeki tek engelin bu fiyatlar olduğu açıkça anlaşılıyor.

ADSL sayısının artırılması için gerekli alt yapının kurulması konusunda Türk Telekom’un yeni yönetiminin parasal bir problemi olduğunu sanmıyorum. Ayrıca, Telekom’u alan büyük ortak, yeni yatırımlar için para koymasa bile Türk Telekom’un mali yapısı her türlü yatırımı yapmaya yetecek kadar güçlü. Yeni yönetimin yaptığı ilk icraatlardan biri ADSL hattınızın daha çabuk kesilmesi oldu. Daha önceleri iki fatura ödemediğiniz takdirde üçüncü faturanız düzenlenince hattınız kesiliyordu. Şimdi ise ilkini ödemediğiniz takdirde ikinci faturanın düzenlenmesinin hemen ertesinde ADSL hattınız kesiliyor. Kaba bir hesapla Türk Telekom her ay sadece ADSL’den 100 milyon YTL’ye yakın (eski para ile 100 trilyon TL) bir gelir elde ediyor. Hadi insaflı davranalım. Limitli kullananlar ile artık kullanmayanları da dikkate alalım. O zaman bile bu rakam 50 milyon YTL’nin altına inmiyor. Varın yıllık gelirini siz hesaplayın.

Cem gibi bu dünyanın her konusuna duyarlı arkadaşların bir an önce İnternet konusuna da el atmasını dört gözle bekliyorum. Bir Pazar günü Kadıköy meydanında eylemcilerin şu sloganları atıp dövizler taşıdıklarını bir hayal etsenize…

“Ucuz internet hakkımız, söke söke alırız!..”
“Telekom şaşırma, sabrımızı taşırma…”
“Vur vur inlesin, Telekom dinlesin…”
“Telekom Telekom duy sesimizi, bu gelen halkın ayak sesleri…”
“İnternet hızın düşük dediler, kız vermediler…”
“İnterneti ucuz istemek suç ise, cezamı idam isterim…”
“Hızlanmayan İnternet olmaz / Yatırım için niyet gerek
Ödenmeyen fatura olmaz / İstemeye yüz gerek”

Ucuz internet erişimi konusunda önümüzde maalesef tek seçenek var. Hemen bir Türk Telekom çalışanı olmak. Çünkü 2 Mbps’lik erişim Telekom çalışanlarına aylık 30 YTL. Bize ise 238,66 YTL. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Ümit ederim Türk Telekom yetkilileri internetin ucuzlaması konusundaki niyetlerini bir an önce eyleme geçirirler de, bizler “Bilişim Anarşisti” olmak zorunda kalmayız.

(Bu yazının bir kısmı PC Magazine dergisinin Haziran 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

DEVAMINI OKU

Yorum yapmak istemiyorum ama…

Daha geçen hafta YouTube’un adliye serencamesini yazmıştık. Tabiri caizse yazımızın mürekkebi kurumadı henüz. Bu hafta yeni bir vaka ile karşılaştık. Yalnız bu vakanın astarı pahalı. Nedenini ve nasılını yazıyı okudukça anlayacaksınız.

DEVAMINI OKU

YouTube’un Adliye serencamesi

Bugünlerde YouTube çeşitli ülkelerin hukuk koridorlarında oldukça popüler. Bizim hukuk koridorları zaten alışkın YouTube davalarına. Gerçi çok merak ediyorum, mübaşirin dava taraflarını anons ederken YouTube’u nasıl bir ağız ile çağırdığını.

DEVAMINI OKU

Microsoft, Yahoo’yu niçin istedi ve neden reddedildi?

Microsoft tamamen rasyonel bir şirketin yapması gerekenleri yapıyordu ve 1 Şubat günü Yahoo’yu satın almak için 44,6 milyar dolar teklif ediyordu. Çünkü kurucusu ve onu bugünlere getiren en önemli aktörlerden olan Bill Gates internet hakkındaki doğru olmayan öngörüleri ve o öngörülerle yapılan yatırımlar Microsoft’a hem zaman hem de para kaybettirmişti. Bill Gates’de hata yapar mıymış demeyin. Çok ciddi hatalar yaptı ve hatalarının sebep olduğu kayıplar doğal olarak internet gibi bir büyük pazarı, Google gibi çok genç bir şirkete kaptırmasına yol açtı.

DEVAMINI OKU

Bilgisayar oyunu dedikleri…

Hepimizin bilgisayar oyunlarıyla şöyle veya böyle mutlaka bir teması olmuştur. Oysa bilgisayar oyunu diye iki kelime içine hapsettiğimiz dünyayı detaylı incelemeye kalkarsanız başınızın döneceğinden emin olabilirsiniz. Bilgisayar oyunları sektörü kendi içinde ikiye ayrılır. Birincisi PC oyunları olarak adlandırılır. Bu oyunlar tamamen bilgisayarda oynanan oyunlara denir. İkincisi ise konsol oyunları olarak adlandırılır. Yani Playstation, Nintendo, Dreamcast gibi üreticilerin yaptığı çeşitli konsollar yardımıyla oynanan oyunlar.

DEVAMINI OKU
1 26 27 28
EnglishFrenchGermanItalianRussianSpanishTurkish